O'na kısaca PR deniyor.. Public Relations..
Yani halkla ilişkiler..
Tanımlaması: Bir işletme ile hedef kitle arasında karşılıklı iletişimi, anlayışı, oluşturmaya ve sürdürmeye yardımcı olan ayrıcalıklı bir yönetim görevi..
PR, kurumsal anlam bazında "Kurumların amaçları doğrultusunda kendileri için geliştirdiği tanımın kamuoyu tarafından aynı biçimde algılanmasını sağlayacak faaliyetler bütünü" olarak tarif ediliyor..
Geliştirdiği stratejiler, uyguladığı teknikler, yapmış olduğu çalışmalar ile kurumların, fikirlerini ve hizmetlerini sundukları topluluklar ile devamlı iletişim içinde olmasını sağlıyor..
Aynı zamanda “Kuruluş yöneticilerinin programlarını uygulayabilmek, hem kuruluş hem de halka hizmet verebilmek için eğilimleri, istekleri analiz etmek ve sonuçlarını tahmin etmeye yönelik sosyal bilim ve sanatı" olarak da adlandırılıyor..
Çağın gerekliliklerini yerine getirmenin yanında rekabetten kaynaklanan zorlukları aşmak ayrı bir beceri gerektiriyor.. Bu aşamada stratejik danışmanlık ve tanıtımın ne denli önemli olduğu ayrı bir olgu olarak karşımıza çıkıyor..
Bugün, küçülen dünyada şirketler “nasıl daha fazla satarım” sorusundan daha çok “marka ve kaliteyi nasıl oluştururum” sorusunun yanıtını aramaya başladı..
Dünyanın en iyi ve en kaliteli ürününü en ucuza üretiyor olsanız bile bundan kimsenin haberi yoksa geri dönüşü olmayan bir hizmet ve ürün ortaya koymanın hiçbir anlamı olmuyor..
İşte bu noktada devreye PR giriyor.!
* * *
Yukarıda okuduğunuz satırlar, halkla ilişkilerin bilimsel izahı.. Pratikteyse, bilhassa yerelde karşınıza bambaşka gerçekler çıkıyor..
Adana'da oyunun kuralı, tek taraflı KAZAN KAZAN'a dayalı..
Belediyeler, oda yöneticileri, müteahhitlik firmaları, özel hastaneler, reklam düşkünü siyasiler, STK temsilcileri.. İşin özü şu; haberi çıkan kendi tanıtımını yapmış oluyor.. Onlar kazanıyor..
Kaybedense hep medya..
* * *
Kendimden de örnek vereyim..
E-Mail'imi her açışımda, ağaçtan dut silkeler gibi haber ve fotoğraf yağar..
İster istemez, "Hangisinin haber değeri var, hangisinin yok" eleğini alta tutuyorsunuz.. Üstte kalan haberler şanslı.. Alttakiler kaybediyor..
Ama medya her daim kaybediyor..
* * *
Sıcağı sıcağına örnek;
Bu kentin Ticaret Odası var, ama bir tek gazeteye dahi abone değil.. Buna rağmen kafamıza leblebi atar gibi utanmadan habire haber pompalar..
Katkı maalesef tek taraflı.!
Gazetesiyle, TV'siyle, haber portalıyla, radyosuyla yürütülen "Adanalı'nın haber alma özgürlüğü" bu ve bunun gibi bazı kuruluşlar tarafından açıkça suistimal ediliyor..
Tabii ki bu şartlar altında medya durmaksızın kaybedecek..
* * *
Pek ukaladırlar.. Eleştiriye de gelemezler.. Gazetecilerin tek görevinin, gönderdikleri basın bültenlerini yayınlamaktan ibaret olduğu fikri sabittir.. Halkla ilişkilerini teslim ettikleri kişi ya da firmalara ödedikleri "ayda iki bin lira" sayesinde tüm Adana medyasını satın aldıklarını (!) zannederler..
Bir dakika yahu,
PR'cıyı satın aldınız, medyayı değil.!
Yerleşik zihniyet bu olursa medya nasıl kaybetmesin ki..
* * *
Benim haber portalı masrafta solda sıfır,
Emekçisinin aylığından kağıdına, baskı masrafından elektriğine, sigortasından vergisine kadar gazete ve TV patronları ağır yük altında.. Bir tek abone, küçücük bir ilan.. Hani nerelerdesiniz?
'Sahiplerine' asla o kadar kızmıyorum.. 'Meslektaş Kanı İçicisi' asalak vampirlere sesleniyorum.. 'Bağladığınız' firma ve kurumlar, size sırtımızdan para kazandırıyor olabilirsiniz..
Onurlu olan biziz,
Bizler kaybederken bile kazanan bir mesleğin temsilcileriyiz..