Nişantaşı Ortaokulu'nda öğrenciyken Türkçe kitabında Reşat Nuri Güntekin'in "Eski Bir Yaka" isimli öyküsünü okur ve çok etkilenir. İşte o eser, 50 yıllık meslek hayatında 365 senaryoyla Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek olan Safa Önal’ı Türk sinemasına kazandırır. Altın Koza Film Festivali’nin vazgeçilmez isimlerinden biri olan Adanalıların çok sevdiği Önal, SESAM aracılığıyla yaptığımız röportajda, hakkında merak edilenleri anlattı.
Altın Koza’nın Guinness rekorlu vazgeçilmez müdavimi
ADANA MEDYA – Adanalılar, Safa Önal’ı Altın Koza Film Festivali’nden tanır. Yeşilçam’ın emektar yönetmeni Önal, hemen hemen her yıl katıldığı Altın Koza’da gençlerle kaynaşır, sinemada gönlü olanlara yok gösterir. Genelde jüri üyesi olarak festivale katkı koyan Safa Önal, sinemada geçen 50’inci yılının sonunda geride tam 365 senaryo bıraktı. Bu başarısıyla Guinness Rekorlar Kitabı'na giren Önal, Adana Medya okurları için kendisine yönelttiğimiz soruları cevapladı. Önal’a ulaşıp röportajı gerçekleştirmemize vesile olan SESAM Başkanı Yılmaz Atadeniz’e teşekkür etmeyi ihmal etmiyor ve röportajımızı ilgiyle okuyacağınıza inanıyoruz.
SENARYO BİR YAPIMIN ANA UNSURUDUR VE HERKES YAZAMAZ. NASIL BAŞLADINIZ BU İŞE, İÇİNİZDEKİ YETENEĞİ NASIL KEŞFETTİNİZ?
Okulda edebiyata merak saldım. Kalemime hakimdim ve bunu değerlendirmem gerektiğini biliyordum. Çocuk dergilerine öykü yazmaya başladım. İmzalı ilk yazım 1945 yılında yayınlanmıştı. O zamanlar 20 yaşındaydım. 5 yılın sonunda öykülerimi artık Milliyet Gazetesi için yazıyordum. Aynı gazetede romanlarım da yayınlanmaya başladı. Askere gittim, askerde de yazmaya devam ettim. Askerden döndükten sonra haftalık Yelpaze dergisinin başına geçtim. 1953 yılının ortalarından 1960 yılının sonuna kadar o dergide yazı işleri müdürlüğü yaptım, öyküler yayınladım. 50 bin iadesiz şartıyla bıraktım.
İLK FİLMİNİZ HANGİSİYDİ?
Arkadaşım Hasan Kazankaya, “Lejyon Dönüşü” diye bir romanı yayınlandı. Bunun senaryosunu ben yazdım. Bu benim ilk senaryomdu. Orhon Murat Arıburnu çekti bu filmi. Bildiğiniz gibi kendisi şairdir. Şairliğinin yanı sıra çok da iyi bir yönetmendir. Ama bunu fazla kimse bilmez. Senaryomu kendisine okuduğumda fötr şapkasını çıkardı ve ”Aklınıza, elinize sağlık, ben bunu alıyorum, film yapıyorum” dedi. Eğer o gün Arıburnu o filmi çekmeyi kabul etmeseydi, öykü ve roman yazarı olarak kalırdım belki. Daha sonra “Kanlı Para” filmi geldi. Çok iyi bir film oldu. İstanbul Ekspres Gazetesi ödülünü aldı. Yine aynı ekiple hemen arkasından “Medy” filmi geldi. Bu filmle Ertem Göreç’i tanıdım. Ertem bu filmin montajını yapıyordu. Sonradan ünlü yönetmen olan arkadaşım, dünya kadar çalışacağım bir isimdi Ertem Göreç. Daha sonra Ayhan Işık’a çok senaryo yazdım ve Cingöz Recai, Karlı Dağdaki Ateş, Ölünceye Kadar gibi çok filmini de yönettim.
YEŞİLÇAM’IN EN İYİ VE EN ÜNLÜ SENARİSTİ OLARAK SEÇİCİ BİRİMİYDİNİZ?
İlk zamanlarda ücretimi peşin almazdım. Genelde senet verirler, bende kabul ederdim. Ayrıca çok kazandığım da söylenmezdi. Taki “Ağaçlar Ayakta Ölür” filmine kadar. Bu filmle kazandığımın 3 katı para almış, üstelik ödemesi de nakit yapılmıştı. Bu zamana kadar 395 senaryo yazmış biri olmama rağmen halen kötü senaryo yazabilirim ama kötü tredman yazmam. Çünkü benim tredman ustam Atıf Yılmaz’dır. Bende Atıf Abi kadar ünlüydüm, o ünü yakalamış, adamakıllı gidiyordum. Ama hiçbir zaman “Ben oldum” dememişimdir. “Menekşe Gözler” filminin senaryosuyla “Altın Koza” aldım. Yönetmeni Atıf Yılmaz’dı. Alışık oynamıştı başrolü, o’na da ödül vermediler. Yalnız şu güzelliği getirmişti. Gece 23:00 haberleri, radyoda, Adana Altın Koza sonuçları açıklandı… Senaryo dalında Safa Önal… Yaklaşık 20-25 dakika sonra kapı çalındı, kapıyı açtım Sadri Alışık ile Çolpan İlhan gelmişler!… Sadri Alışık, ”Belki duymamışsındır, telefon etmeyi de az buldum, seni öpmeye, kutlamaya geldim” dedi. Başrolünü oynadığı filmde bir şey almamış ama gecenin bir yarısı beni, arkadaşını kutlamaya geliyordu. Bunlar yaman şeylerdir. O zamanki dayanışmanın güzelliğiydi bu da. Benimle çalışmak isteyen bazı film şirketleri “biz senin senaryo paranı ödeyemeyiz” diyorlardı. Benim indimde küçük firma, büyük firma yoktur. Ben her şirkete yazdım. Birsel film’e de yazdım, Erman film’e de yazdım. Yazmakla kalmadım kocaman kocaman filmleri yönettim. Orhan Gencebay’ın en iyi zamanlarında hem yazdım hem yönettim. Zeki Müren çektim. Ayhan Işık, Sadri Alışık, Türkan Şoray çektim 8 tane… Hülya Koçyiğit çektim. Çekmediğim kalmadı. Ama ufak firma, büyük firma hiç ayırmadım.
MESLEK HAYATINIZDA NE GİBİ ZORLUKLARLA KARŞILAŞTINIZ. MESELA İLHAM GELMEDİĞİ DE OLUR MUYDU?
İlham sorunu hiç yaşamadım dersem doğru olur. Birkaç kelime yazarak başladığımda gerisi art arda geldi her zaman. Fakat sansürle çok boğuştuk. İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Genel Kurmay gibi kurumlardan atananlar rahat bırakmıyorlardı. Yalnız senaryoyu tasdik etmeleri yetmiyordu. “Acaba bizim attıklarımızı, istemediklerimizi bizden habersiz filmde kullandılar mı?” diye tasdik ettikleri senaryonun filmlerini de seyrediyorlardı. Hatta şu hakları da vardı. “Biz senaryoda atlamışız şimdi gördük. Bu fazladır, bunu kaldırın. Bu laf olmayacak, bu sahne olmayacak” gibi tasdiklenmiş senaryonun filmini de kesip biçiyorlardı. Bir de bununla uğraşıyorduk.
TELEVİZYONDAN SONRA SİNEMANIN YAPISINDA NE GİBİ DEĞİŞİKLİKLER OLDU?
Televizyon gelince sinemada müthiş bir yalpalama oldu. Seyirci sinemaya gitmemeye başladı. Televizyon seyircisi zahmete girmeyi istemez. Yani sinemaya gidilir ama televizyon ayağına gelir. Oturursun sedirde, pijama altıyla yalınayak, hatta ayak parmaklarının arasını kaşıyarak seyredersin. Üstelik televizyonda da müthiş emeklerle yapılan işlerdir onlar. Kabullenirim saygıyla, bir ekmektir, bir emektir, bir nimettir. Üstelik bunu beğenmeyeceksin ayağının arasındaki ekşiyi karıştırırken bir de zap yapacak başka kanala atlayacaksın. Bu seyirciye iyi geldi. Bedavaydı, kolaydı, ev içindeydi. Böyle olunca senin sineman birdenbire sekse kaymak zorunda kaldı. Çünkü seks konusu her zaman geçerli bir olaydır. Bütün büyük gazetelerin son sayfalarını aç bak hala bir kadın resmi yarı soyunuk, yarı soyunuktan da fazlası vardır. Öyle olunca ister istemez seks filmlerine kaydı. Erotik demek daha doğru olur sanırım. Bocalayan sinemamız biraz da onunla gitti. Parası pulu bitiyordu. Bizim film yapımcılarımızın hiç birinin sermayesi yoktu. Bizlerden kazandılar parayı, bizleri çalıştırarak kazandılar. Oyuncuları, senaryocuları, yönetmenleri, kameramanları, ışıkçıları çalıştırdılar. Hiç birsinin sermayesi, bir tarafta birikmiş parası yoktu. Seks furyası dönemi bitti. Televizyon yerli yerini buldu biraz da onu kanıksadık, televizyona doyduk. Televizyonda istediğimiz her şeyi bulamadık, çünkü sinemanın tadı başka bir tattır. Yakup Sancı:
GÜNÜMÜZDE ÇEKİLEN SİNEMA FİLMLERİNİ NASIL BULUYORSUNUZ?
Ben Altın Koza’da, Altın Portakal’da üç sene öncesine kadar jüri üyesiydim üç sene öncesine kadar bizim önümüze 10 tane film zor geliyordu. Bunun 8′e indiğini, film bulamadığımızı biliyorum. Ama şimdi yeniden 70 filme çıktık. Bunun için yarışmalarda bir ön eleme yapılabiliyor, bunlar sinemanın geleceği için son derece önemli, umut verici şeyler. Bugünün genç sinemacılarının bazıları beceriyor, bazıları beceremiyor ama yol doğru, ısrarları ve inatları yerli yerinde. Mutlaka doğrusunu bulacaklar zaten birçoğu bulmuş ne güzel götürmekte. Ben son derece umutluyum.
TAM 395 SENARYO VE 36 FİLMLE GUİNNESS REKORLAR KİTABI'NA GİRDİNİZ. NASIL BİR DUYGU?
Gerçekten şaşkınlık verici. Geriye dönüp baktığımda, "Nasıl yazmışım? Nasıl yapmışım?" diyorum. Belki yazılır ama bir de yazdıklarınızla; Kadir İnanır, Tarık Akan, Türkan Şoray gibi oyunculara hizmet veriyorsunuz. Üstelik hepsi de sizden memnun kalıyor. Salon filmi de yazdım, aşk filmi de. Öztürk Serengil'e "Abudik Gubidik" isimli komediyi yazmışlığım bile var. Film öyle tutmuştu ki, Öztürk Serengil Osmanbey'de aynı isimle gece kulübü açtı.
YAPIMCILAR DAHA FAZLA FİLM ÜRETMEK İÇİN NE GİBİ TASARRUFLAR UYGULAYABİLİR?
Film, 300 kopya ile vizyona giriyor diyelim. 3-4 hafta oynuyor, sonra bitti. Bir ay sonra eskiyor bir işe de yaramıyor. Bunun yerine ne yapılabilir? Doğrusu bilemem. O kadar kopyanın bir işe yaramayıp bir kenarda durması senin gibi bana da israf duygusunu getiriyor. Buna karşı acaba kopyaları negatiflere koymasak da dijital mi yapsak? Dijital mi oynatsak? Gibi bir niyet var. Daha ucuza mal oluyor diye, onun da sakatlığı var, renklerini çabuk solduruyor, çabuk eskiyor. Bu da yaramaz. Negatiften kontak basacaksın filmi öyle çekeceksin. Bunlar benim alanımın dışında.
SAFA ÖNAL KİMDİR?
Safa Önal, 17 Aralık 1931 yılında Avanos, Nevşehir’de dünyaya geldi. Babası hukuk ve mülkiye mezunu kaymakam Fahretin Önal resim yapıyor, kanun çalıyor, şiir ve roman yazıyordu. Hatta babasının annesi için yazdığı bazı şiirler şarkı haline gelmiştir, Fahrettin Bey'in “Sevildiğini Sanma” adlı şiiri Arif Sami Toker tarafından da bestelenmiştir. Haydarpaşa Lisesi mezunu olan Safa Önal, 1945 yılında kısa öykülerle başladığı yazarlığını geliştirmeye çalışırken, bir yandan da çeşitli dergilerde çalıştı. Öykülerini Dünyanın En Güzel Gemisi adlı bir kitapta topladı. Daha sonra senaryo yazmaya başladı. Senaristlik konusunda ilerleme kaydeden Önal'ın filme çekilmiş 395 senaryosu, dünyanın en ilgi çekici rekorlarının yer aldığı Guinness Rekorlar Kitabı tarafından bir dünya rekoru olarak onaylandı. İki kez evlenerek her iki eşinden de ayrılan sanatçı, 1973 yılından itibaren yönetmenliğe başlayarak 40'a yakın film yönetti. Çok sayıda fotoroman senaryosu da yazmıştır. Bunlardan en çok bilineni olan Beyaz Şemsiye adlı fotoromanda Türkay Şoray ve Cihan Ünal da rol almıştır. Televizyon kanallarına dizi senaryoları da yazarak, meslek yaşamını sürdüren Önal, 2007 yılında yaptığı son filmle yönetmenliği bıraktı. Söz yazarı, sunucu Sezen Cumhur Önal Safa Önal'ın kardeşidir.