Kara kışın ortasında olmamıza rağmen sert rüzgara aldırmayan vatandaş, kendini sokağa atmakta. Efendim yeni yıl gelmiş, hazırlık yapılıyormuş!
Avrupa ve Amerika ülkelerinde 25 Aralık ayında başlayan ve Hz. İsa’nın doğum günü ilan edilen tarihteki kutlamalar, nedense bizim Müslüman kardeşlerimizi daha çok heyecanlandırmakta.
En son “Çakmak Caddesine” ne zaman gittiniz bilmiyorum değerli okurlarım. O vitrinlerin kırmızı iç çamaşırlarıyla donatılması tam bir utanç abidesi!
Bu nasıl rezillik, nasıl kepazelik mantığım almıyor. Biz ne zaman bu denli bozulduk ve dejenere bir toplum olduk? Ar damarımız çatlamış adeta.
Oysa Adana’mızın en bilindik, en işlek, insanların çoluk çocuğu ile en fazla alış veriş yaptığı caddelerin başında gelir Çakmak Caddesi.
Sormak istiyorum siz değerli okurlarıma? Hanginiz çocuğunuzun elinden tutup, böyle bir caddeden gönül rahatlığı ile geçebilirsiniz? Yada geçerken “aman çocuğum bakma ayıp” deyip, gözünü mü kapatacaksınız?
Vitrinleri kaplayan kırmızı iç çamaşırlarının, nasıl bir mantık olduğunu kavramış değilim. Bana göre düpedüz sapkınlık ve sapıklık. Kadınları cinsel bir objeye benzetmekten öte bir şey değil. Bir kadın olarak yalnızca utanç duyuyorum.
Bizler Türk Milletiyiz, Müslüman bir toplumuz. Kendimize ait birbirinden güzel örf ve adetlerimiz var. Bunları çocuklarımıza öğretmeliyiz, bunlarla yaşamalıyız.
O vitrinlere bakan gençler ve çocuklar yeni bir yılı nasıl algılamalı?
Madalyonun birde diğer yüzü var tabi. Kesilen çam ağaçları ve mutfaklarda yapılan israf!
Binlerce çam ağacı kesilmeye başlandı bile. Daha birkaç gün önce Suriyeli vatandaşlarımızın kaldığı çadırda, soğuk ve sefalet yüzünden bir bebek hayatını kaybetti.
Bizler sıcak yuvalarımızda yatarken, sokaklarda yaşam mücadelesi veren insanları görmezden gelemeyiz.
Donarak ve açlık yüzünden ölen insanların olduğu bir memlekette, neyi kutluyoruz anlamıyorum.
Oysa gerçek şu ki, ömrümüzden bir yıl daha geçip gitti. Çocuklar bir yaş daha büyürken, bizler bir yaş daha yaşlandık.
Ya geride kalan anılarımız. Hiç mi özlenmiyor? Hiç mi burnumuzun direği sızlamıyor?
Asıl sevdiklerimiz kaybedilen yıllarda saklı belki de. Her geçen yıl yokluklarıyla Tanrı ruhumuzu cezalandırmıyor mu? Girdiğimiz her yeni yıl eskiye götürmüyor mu benliğimizi? Sevgiyle içilen bir bardak çayı özlemiyor mu deli yüreğiniz? Bir demet nergis çiçeğinin ruhunuzu saran kokusuyla dolaşmıyor musunuz anılarda? Halbuki, yaşanmışlıklar her geçen gün kor aleve dönüyor. Aksine, her gün biraz daha katmerleşiyor özlemleriniz.
Yani yeni yıl kimileri için eğlence, kimilerine umut ifade ederken, kimilerine de kaybettiklerini anımsatıyor.
Size göre 2015 neyi ifade ediyor bilmiyorum ama, ırgat ruhum bir yıl daha yaşlandı benim…