Adana’nın Karacaoğlu özlemi bitiyor

Adana’nın Karacaoğlu özlemi bitiyor

30 Aralık 2014 Salı 08:45

 

Su gibi akan sesi ile berrak, pırıl pırıl konuşan bir Türkçe ustası. Tiyatroculukta tam 65 yıl boyunca sahnelerin tozunu atmış bir duayen… Aynı zamanda sinemada ise bir çok ünlü sanatçıya ses veren bir dublaj sanatçısı olan Toron Karacaoğlu, yeni bir oyunla şubat ayında Adana’da olacak. Adanalı da onu özlemle bekliyor. Tiyatroseverlere Adana Medya aracılığıyla bir mesaj gönderen Karacaoğlu, “Adana beni hep cezbetmiştir. Uzun bir aradan sonra Adanalılarla yeniden buluşmayı iple çekiyorum” dedi. 

Hayat bir tiyatro sahnesi ise

en güzel rolü hep o oynadı

ADANA MEDYA - Tarık Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği ‘İstanbul Hatırası’ adlı tiyatro oyunu turneye çıkmaya hazırlanıyor. Oyunun Şubat ayında Adana’da da sahnelenmesi programa alınırken, bunu duyan Adanalı tiyatroseverleri şimdiden heyecan sarmış durumda. Zira oyunun kalitesi kadar oyuncu kadrosu da güçlü isimlerden oluşuyor. Dramaturgisini Gökhan Aktemur’un, koreografisini Selçuk Borak’ın yaptığı İstanbul Hatırası’nda kırık bir aşk hikayesi anlatılıyor. Oyunda Toron Karacaoğlu, İbrahim Şirin, Naci Taşdöğen, Tarık Şerbetçioğlu ve Ergun Üğlü gibi duayenler var. Adanalı sanatseverler en çok da Toron Karacaoğlu’nun sahne performansını izlemeyi istiyor. Bilindiği üzere Karacaoğlu, tiyatronun uzun soluklu emektarlarından biri... Sanatçı, meslekte 65’inci yılını yaşıyor. Halen İstanbul Şehir Tiyatroları’nda görev yapan Karacaoğlu, Adana’da bir kere daha sahne almaktan onur duyacağını belirtti. Adana Medya’ya konuşan Karacaoğlu, bu vesile ile hem kendisi hem de tiyatro ile ilgili bazı sorularımızı da yanıtladı.

TİYATRO HAYATINIZ NASIL BAŞLADI?

Henüz lise 2’inci sınıf öğrencisiydim. Okulu bırakıp tiyatrocu olmak için İstanbul’a geldim.  İstanbul Şehir Tiyatrolarının açmış olduğu kurslara katıldım. Benimle beraber Lale Oraloğlu, İsmet Ay, Zerrin Arfat gibi arkadaşlarım da vardı. Askerliğimi tamamladıktan sonra, 1953 yılında şehir tiyatrolarındaki imtihanı birincilikle kazandım.

SİNEMA İZLEYİCİSİ SESİNİZE PEK AŞİNA. DUBLAJ SANATÇILIĞI DA YAPTINIZ. EN ÇOK HANGİ OYUNCUYU SESLENDİRDİNİZ?

Cüneyt Arkın 400 film çevirmişse bunun 300’ünü ben konuşmuşumdur. Bazen iki stüdyoda Cüneyt Arkın filmleri seslendirilirdi. Aynı anda iki filmde konuşamayacağım için bu yetişemediğim filmleri başka arkadaşlar seslendirdi.  Sekiz on satır cümleyi anında ezberlemek zorunda kalırdınız. Böyle metinden bakarak ezber yapmadık. Şimdi birçok film sesli çekiliyor. Diziler öyle. Biz hem tiyatro, hem seslendirme, hem radyo… Üçünü birlikte götürdük. Eskiden tiyatro haftada 6 gün faaliyetteydi. 6 günde 9 oyun oynardık. Buradaki boşluğumuzda ertesi günün provası, oradan seslendirmeye, oradan radyoya. Yorucu yıllardı. İki kişiyi konuşmadım. Sadri Alışık ve Zeki Müren. Bu arkadaşlar kendileri yaparlardı seslendirmelerini. Bunların dışında hepsini konuştum.

SAHNELERİN TOZUNU EN ÇOK HANGİ OYUNCULARLA ATTINIZ?

Nedret Güvenç ile 10 ayrı oyunda beraberdik. İlk oynadığımız oyunda Suna Pekuysal eşimi, Nedret de annemi oynuyordu… Bazen kendisi bile hatırlamıyor. "Onda oynadık mı?" diye bana soruyor. Çok iyi çalışan disiplinli bir oyuncudur. En son ''Son Aşk Mektupları'' oyununu oynadık.

YAŞ HADDİNDEN EMEKLİ OLMANIZA RAĞMEN HALEN ÇALIŞIYORSUNUZ. BU TUTKUNUN SIRRI NEDİR?

Operanın ve balenin emeklisi olur ama tiyatronun olmaz.  Tiyatrocu kuvvetli olduğunu hissettiği sürece sahnede kalır. Yine bir oyuna hazırlanıyorum. Adana’ya da yolumuz düşecek. Tiyatrocu rolsüz yaşayamaz. Tabii hayatını bu işe vermiş tiyatroculardan bahsediyorum. Tiyatroyu bir araç gibi kullanıp farklı yerlere atlamayanlar için.

SANATIN BAŞKA ALANLARINA DA İLGİNİZ VAR MI?

İki sene Levent Lisesi'nde resim hocalığı yaptım. Bursa'da bir halk evinde resim dersleri almıştım. O zaman halk evleri çok güzeldi. Sadettin Çanga benden bir iki yaş büyük. Onunla resim dersleri alırdım.

EL BECERİSİ OLARAK ÖRGÜ ÖRMEYİ TERCİH ETTİĞİNİZ DOĞRU MU?

Bu aslında bir kadın işi olarak bilinse de, bir erkeğin de hobisi olabileceğini kanıtlamak istedim belki. Kendi el becerinle bir şeyler üretmenin hazzını el örgüsünde tattım ben. Bu işi Kamuran Usluer’den öğrendim. Onun ördüğü örgüleri hanımlar bile öremezdi. Ayrıca ban doktor tavsiyesiydi. Tansiyonum 4,5'dan 2'ye düşmüştü. Muayene oldum: "Tansiyonunuz çok düşmüş, bunu düzeltmeniz lazım," dedi Doktor Bey. ''Hobileriniz nelerdir?'' diye sordu. Ben de resim yaparım, şiir yazarım dedim. Doktor, ''Başka?'' dedi. "Rol yaparım, rol ezberlerim," dedim. Doktor, ''Yok yok bunlar değil. Daha başka bir şey mesela örgü bilir misiniz?" dedi. "Hayır, bilmem ama eşim biliyor…" deyince… ''Derhal eşinizden öğrenin!'' dedi. Öğrendiğim örgüleri de Sevinç Erbulak'a öğrettim. 2 ters 1 düz al şöyle bir model olur. Ve hakikaten 1 ayda beyin tansiyonum yerini buldu. Beyini dinlendiren bir araç.  Benden daha çok örgü ören arkadaşlarımız vardı. Bülent Erbaşak ördüğü örgülerle butik açmıştı. Kamuran Usluer de ördüklerini burada satardı.

ÖZEL HAYATINIZLA İLGİLİ TEK BİR DEDİKODU YAYILMADI VEYA HABER KONUSU OLMADI. BU KONUDA HASSASMISIZINIZ?

Muhsin Ertuğrul, "Çocuklar sakın hayatınızı aşırıya kaçırmayın. Aksi takdirde seyircinin gözünden düşersiniz. Yoksa sukut-ü hayal olur" derdi. Birçok oyunda bize hocalık etmiştir. Bir tiyatrocu için emsal gösterecek biriyimdir. 52 yıllık evliyim. Eşim 52 yıldır benim kahrımı çekmiştir. Dışarıda aşırı bir hareketimiz olmamıştır. Gerçekten tiyatro üç duvarlı bir dünya ama karşıda seyirci olmadan olmaz.

MUHSİN ERTUĞRUL İLE NE ZAMAN TANIŞTINIZ?

1957 yılında Halamın Mirası, Üvey Babam oyunlarını oynarken tanıştık. Mahmut Moralı ile Müfit Kiper tanışmamıza vesile oldular. Öncesinde Muhsin Beye benden söz etmişler. Öyle dedikleri gibi, insanı tiyatrodan kovan, çekmecesinde imzalı boş kağıtlar bulunduran, astığı astık, kestiği kestik bir adam değildi. Gerçekten Türk tiyatrosuna emek vermiş saygın bir insandı. Ben de kendisine saygı duydum. Bana “bugüne kadar ne yaptın?” diye sordu. Ben de tiyatroya nasıl girdiğimi yani her şeyi anlattım.   1959 yılında Hamlet oyununda Muhsin Bey beni kendisine asistan yaptı. Sonrasında İbrahim Delideniz hastalanınca benim oyundaki rolüm üçe çıktı. Tiyatronun bir üst katında Feridun Karakaya zıplamış ve tavan alçak ve bina eski olunca sıvalar dökülmüş, piyanonun tuşları arasına dolmuş. Muhsin Bey bana “bunu neden deftere yazmadın” diye bağırdı. “Hocam, ben nöbetçi rejisörüm, kulisle alakam yok” dedim. “Çok şey biliyorsun sen” diyerek beni kovaladı. Çok iyi bir dostluğumuz vardı. Muhsin Bey kendisini tiyatroya adamış bir insandı. Örneğin perdecinin olmadığı zamanlarda perdeci görevini bile üstlenirdi. Ondan herkes korkardı ama ben cevap verecek gücü kendimde buluyordum. Sinemaya ağırlık verirdi. Hatta yönetmenlik de yapmıştı.

YURTDIŞI ÇALIŞMALARINIZ HALEN DEVAM EDİYOR MU?

İki defa emekli oldum. 80 yılında kendi isteğim ile emekli oldum. 1980'de emekliliğimin ardından Berlin'de Alman Kültür Senatosu bünyesinde tiyatro eğitmenliği yaptım. Yüksek Halk okulunda hocalık yaptım. Sonra Schaubühne'den gelen teklifi kabul edip 2,5 sene orada çalıştım.  Sonra yurda döndüm. Özel tiyatrolarda oyunlar sahneye koydum. 87 yılında şehir tiyatrolarına ''Dünden Geceye'' adlı oyun ile tekrar geri döndüm. 95 yılında 65 yaşımı doldurduğun için yaştan emekli oldum. Ama tiyatrodan kopmadım. Konuk sanatçı olarak bugüne kadar devam ettim. Şu an yurtdışı programlarım olmuyor.

GERÇEKLEŞTİREMEDİĞİNİZ BİR HAYALİNİZ OLDU MU, VEYA İÇİNİZDE HİÇ UKTE KALDI MI?

Şu an aklım fikrim bir kitap yazmakta. Şiirler de yazarım ama kitap halinde yok. Bir de şiir kitabı çıkarmayı çok istiyorum.  Bazen öğrencilerim ''hocam sizin şiirinizi okuduk'' diyorlar. Saatli maarif takvimlerinin arkalarında yayınlanıyor. Bir hayat hikayesinin aralarına şiirler yerleştirerek bir kitap yazmayı düşünüyorum.

SON OLARAK TÜRK TİYATROSUNUN GELECEĞİ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Türk tiyatrosu kendisini yurt dışında ancak fırsat bulabildiği kadar tanıtıyor. Çünkü çok fazla yurt dışı turne yapılmıyor. Geçen mayıs ayında Frankfurt’a gittik. Orada Frankfurt Türk Tiyatrosundaki oyuncularda Alman şivesi var. Beni davet ettiler.  Bir boşluğumda gidip bir ay kadar kalıp onların Türkçelerini düzeltmelerine yardımcı olacağım. Ben seyircimden memnunum. Oyunu ve oyuncuyu beğenirse aynı oyuna birkaç defa geliyor. Bazı oyunların sonunda kapıdan çıkamıyordum. Servisimiz beni almaya geliyor arabaya “arkaya gel” diyorum ama seyirciler onu da öğreniyorlar ve oraya da geliyorlar. Ona imza ver ve dert anlat derken diğer servisler gidiyor  ve ben tek başıma kalıyorum. İyi tiyatroyu ayırt eden bir seyircimiz var. Hele İstanbul seyircisi!  Ama hangi şehre turneye gittiysek oradaki seyirciden de çok ilgi gördüm.  Genç oyuncular doğallığı yakalamayı bilsinler. Halka nasıl aktarılır öğrensinler.  Konservatuarlarda maalesef şan dersi yok. Şan dersi çok önemli. Sahnedeki oyuncunun sesi ikinci sıraya kadar bile ulaşmayabiliyor. Sesini seyirciye aktaramıyor. Sesini bir ton yükseltemiyor. Bu ses kademelendirmesini beceremiyorlar. Ben çoğu oyuna geldiğimde birinci perdeden sonra çıkıyorum. Çünkü sözlerini anlamadığım için “ne dedi?” derken insan diyalogları kaçırıyor. Gençlerin oyunculuk tekniğini çok iyi öğrenmeleri gerekiyor.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.