Yeni çıkanları kullandıkça eskileri özler olduk. Şarkıları da aynı. Şöyle bir dönüp bakıyorum da herkesin sevmediği şarkıları severdik.
Uzaklardan bir gitar sesi gelirdi, fonda yağmur. Hiçbir güç kirletemezdi düşlerimizi. Hüzünlerimize çarparak giderdi kuşlar. Gözyaşlarımız kalbe damlardı şıp diye. Heybeli'de mehtaba çıkmadık ama çok yokuş çıktık.
Kör kuyulardan su da çektik, çile de. İnsan olmanın güzelliğiydi şarkıları hissetmek.
Şimdi her şeyimiz üşüyor. Şarkılar bile. O ağacın altında sürgün yediğimiz günler vardı.
Kendi kendimizi yiyip bitirdiğimiz aylar yıllar. Sonra aşklarını cebine koyan paralı oğlanlar geldi. İşgal edildik. Paranın saltanatından aşkı köpekliğe kadar ittiler. Şarkıların da içine ettiler, sevdaların da. İki gözümüz iki siyah üzüm. Dünyanın yağmurunu akıttık gözlerimizden.
Sırf şarkılardaki hüzünlerin zarafetinden. Şimdi kullanılmayan hatıra defterlerinde, ne sevdaları ölümsüz kıldık bilmezler. Sonra kaba saba adamlar geldi. Bir yıldız daha söndü, bir daha, bir daha.
Onlar geldikleri yerden asla gitmezler! Aşkın kilimi çürük çıktı da, onların bütün raporları temiz çıktı.
Kazanılmış her şeyi kaybettik.
Şarkı deyip geçmeyin, bir ülkenin kültürünü simgeler şarkılar.
O yüzden bir çok şeyin anlamı bitti. Aşklar bile yakışmıyor şimdiki zamana.
Şarkıların canı cennete gitti.