Hayatımın merkezi mizahtır…

Gülay ÇAKMAK Röportajı

12 Ocak 2015 Pazartesi 16:00

 

Efsun’u uzun zamandır tanırım. Çabasına, vizyonuna ve iş aşkına hayranım. Tesadüf değil yani başarıları…Çok renkli, çok enerjik ,yerinde duramayan ve günü neredeyse 24 saat yaşayan biri. En sevdiği renk bile onun karakterini yansıtıyor. Gökkuşağı. Birde şu en sevdiği yemeğe takıldım doğrusu Şivediz…Daha önce işiten oldu mu bu yemeği  yoksa ben mi Fransız kaldım bilemiyorum... Neyse belki bir gün yapar bizde yeriz…Uyumayan acıkmayan ve yorulmayan bir kadın…Onun hızına yetişmek zor. Öyle ki spor yaparken gerçekleştirdiğimiz bu röportaj da ben tısır tısır iken onu tutabilene aşk olsun. Kondisyonu da süperdi sohbeti de… Haa birde kızından bahsederken gözleri buğulu içi kıpır kıpırdı onu da hissettim…

 

Kendini tanıtır mısın diye bir soru sormayı düşünmüyorum. Çünkü tanınan birisin. Ama kendini anlatmanı istiyorum. Neye kızarsın, ne seni çok mutlu eder, olmazsa olmazların var mı gibi gibi ?

Samimiyetsizliğe kızarım, kararsızlığa kızarım, büyük planları etkileyen sorumsuzca değişikliklere kızarım. Beni her şey mutlu eder, kızım, ailem ve sevdiklerimle ilgili güzel gelişmeler, işle ilgili başarılar, sosyal faaliyetler kanalıyla insanlara ve kentime sağladığım katkılar. Ben şuna inanırım Gülay; yaptığım her ne ise sonunda başarı yada mutluluk olmalı. Gergin ortamları, üzüntüyü, bunalımı sevmiyorum. Bu yüzden arkadaşlarım da hep nüktedan ve neşeli insanlardır. Ve mizah yeteneği olan insanların daha başarılı olduğunu düşünürüm. Mizah; zeka ve özgüven ister. Bak bütün liderlere ve başarılı işadamlarına. Benim hayatımın merkezi mizahtır. Olmazsa olmazlarım kızım, ailem ve dostlarım dışında sürekli değişir:)

Efsun her yerdesin. Akşam bakıyorum İstanbul’dasın. Sabah bakıyorum Adana’da sporda. Bir bakıyorum face de yemek tarifi veriyorsun, bir bakıyorum toplantıdasın. Nasıl bir tempodur bu. Nasıl yetişiyorsun bunca işe?

Keşke bugün benimle takılsan, nasıl yetiştiğimi izlesen. Sabah günlük bir kıyafetle çıkıp, oradan spora yada havuza giderim, sonra takım elbise ile toplantılara katılırım, akşam da bir balo varsa kıyafetimi ve saçlarımı değiştirip, oraya geçerim. Tüm bu kıyafetleri, takıları, ayakkabıları, çantaları ve dış giyimleriyle sabah arabaya aldığımı düşün. Birçok sabah taşınır gibi çıkıyorum evden. Benimki delilikten başka bir şey değil ama artık durduramayacağım bir çarkın içindeyim. Ben öncelikle bir anneyim, sabah 7’de Simayı okula gönderirim. Hiçbir zaman alarmla uyanmam, garip bir uyku düzenim var. Canım isteyince uyurum, uyanık kalmaya değecek bişey varsa uyumam. Sabah erkenciyim ama yataktan fırlayıp ev işi yapmam, tembel tenekenin tekiyim o konuda. Hem dağınık biriyim, hem de isterim ki yaşadığım her yer tertemiz ve düzenli olsun. Çok fazla erkenci işadamı yada işkadını arkadaşım var. Sabahın köründe biri yazar, ya spora çağırır, ya kahvaltıya, ya iş görüşmesine. Seninle spor salonunda çekim yaptık ama ben son zamanlarda sadece sabahları yüzüyorum. Hiltonsa’nın havuzunda güne başlıyorum. Su müthiş bir terapi. Reklam ajansı işletmek enerji isteyen biş iş ama memur gibi 8-5 bir mesai istemez.

 

 

En çok vaktini alan da sanki Çukurova GİAD gibi. Senin orada üstlendiğin misyon ne?

Kesinlikle doğru söylüyorsun, Çukurova Giad’da iki dönemdir yönetim kurulu üyesiyim. Tahmin ettiğimin ve razıyım dediğimin 1000 kat üstünde bir tempo. Adana’da tanımaktan onur duyduğum onlarca kardeşim var burada. Yönetim Kurulumuz ve başkanımız Ömer Faruk Sakarya ile dostluğumuz dernekçiliğin çok üstünde. Bazen diyorlardır ki “Efsun da bu Sakarya’yı ne kadar çok anlatıyor”, ben onu övsem nolur övmesem nolur? Sadece şunu bilin, ben 10 numara olmayan hiç kimseye kefil olmam, yanında yer almam. Sakarya bana çok şey kattı. Ben kendi enerjimde insanlara rastalayınca çok mutlu oluyorum.

Bir de senin adın Final Eğitim Kurumları ile çok anılıyor?

Mesela benim hayatımın bel kemiği olan bir isim de Şevket Ertem’dir, farklıdır, zekidir, öngörülüdür, hocamdır, ağabeyimdir, babamın yokluğunu hissettirmeyen bir çınardır benim için.

 

 Geride bıraktığımız yılı değerlendirecek olursak neler götürdü senden neler bıraktı sana?

Çok yorucu bir yıldı, 1989 ve 2014 çok sevdiğim yıllar değildi. Ekonomik olarak tarihimde yaşadığım en büyük sıkıntıları yaşadım, özel hayatımda da büyük değişiklikler oldu. Ancak 2015’e her manada tertemiz bir kafa ile girdim. Çok çalışmam gerektiğini biliyorum. Ne varsa beni üzen yoran geçen yılda kaldı.

Adana’nın ilk kadın radyocularından birisin. Şimdi de Arted Başkanısın. (Adana Radyo ve TV Derneği) Senden sonra çok radyo piyasaya çıktı. Radyo sektörü senin zamanın da nasıldı şimdi nasıl?

Benim radyoculuk yıllarım çok hareketliydi. Eskiden yayıncı ve reklamcıyım, şimdi yönetici tarafındayım. Bana göre radyo ve tv sektörü yerelde en kötü yıllarını yaşıyor. Bunun birçok sebebi var, buraya sığmaz. Ama tek sorumlu işletmeciler değil, hükümetler, yerel yönetimler, herkes sorumlu. Aslında Türkiye’de yerel basının iyi niyetli dizaynı, her şeyde kalıcı iyileşme yaratır ama radikal bir karardır.

KIZIMLA İLİŞKİM HERGÜN ŞÜKREDEREK UYANMAMI SAĞLAYACAK KADAR GÜZEL…

Sende bir ergen annesisin. Zor bir süreç mi?. Kızınla ilişkilerin nasıl?

Ben ona kurban olurum desem buraya uyar mı? Bedenimde canını hissettiğim andan beri Allaha şükrettim, varsa ki Allah katında azıcık sevabım, Simay en büyük mükafatımdır. Ne bebeklik, ne çocukluk, ne ergenlik, ne de özel hayatımdaki zorlu değişikliklerde beni hiç üzmedi yormadı. Kızımla ilişkim, her gün şükrederek uyanmamı sağlayacak kadar güzel. En güzeli de çıkarsızca her an “seni seviyorum annem” diyen bir kızın olması.

Adana’da faaliyet gösteren ilk reklam ajanslarından birisin. Uzun yıllarda çok başarılı işlere imza attın. Zor değil mi bu sektörde bu kadar uzun süre ayakta kalabilmek?

Hem zor, hem zevkli. Sen de Adana’da çok önem verdiğim beğendiğim örnek bir reklamcısın. Reklam piyasası dünyanın her yerinde iddialı, yarıtıcılık ve yenilik gerektiren bir sektör. Benim için bir satranç oyunu gibi, ikinciliği sevmem, hiçbir alanda. Ama çok sevdiğim meslektaşlarım var, onlarla rekabet yerine dostluğun tadını çıkarıyoruz.

Bu kadar işin gücün arasına bir de televizyon programı ekledin. Çok da keyif aldığın belli bu işten. Nasıl bir deneyim oldu senin için?

Hep uzak kaldım televizyon programından. Ama şu anki program partnerlerim, günlük hayatta en az 20 yıllık dostlarım. Çok farklı dünya görüşlerimiz var, zenginliğimiz de bu. Yüksel Evsen, Savaş Çokduygulu ve Necmi Uçar ile her programdan sonra “Yine çok iyi bir program oldu” diye ayrılıyoruz. Çok keyif aldığımı gizleyememişim demek kiJ

Elini attığın her işte başarılı olduğunu söylesem çok da  abartmış sayılmam. Ne zaman siyasi arenada adını duymaya başlayacağız?.

Bu son soruyu beklemiyordum zira hiç böyle bir mesaj vermemişimdir. Sevmiyorum siyasi bir partiye mensup olmayı. Eleştiriyorum da, taktir de edebiliyorum şimdi. Ben bir partiye sığmam, rahat durmam, kalıplara sığmak bana göre değil. Ama siyaseti takip etmeyi çok seviyorum. Fena da birikimim yoktur siyasetle ilgili. Yani sahaya inmem ama iyi bir seyirciyim ve yorumcuyum.

 

En  sevdiğiniz renk: Gökkuşağı

En son okuduğunuz kitap: Bir Psikiyatristin Gizli Defteri

En  sevdiğiniz yemek: Şivediz

En son katıldığınız etkinlik: Çukurova Giad ve Final Eğitim Kurumları ortak konuğu Prof. Dr. Acar Baltaş konferansı

 

 

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.