“Siz kıyȃmet gününde hem kendi adınızla hem de babalarınızın adıyla çağırılacaksınız, bu sebeple çocuklarınıza güzel adlar koyun”.
Hz. Muhammed (SAV).
İlbey, Gülbey, Aybike, İlbike, Ürkmez, Korkmaz, Eslemez, Ay Hatun, Süyünbike, Gökçe, Gökçen, Ceren, Eren, Yaren… Binlerce yıllık Türk tarihinden süzülerek gelmiş isimlerimiz…
Türklerde ad koyma geleneği çok güçlü temellere dayanır. Çocuklarına isim koyarken, yaşadıkları coğrafyaya isim verirken ince bir zevkin yansımalarını görebilirsiniz.
Yeni doğan çocuğun sağ kulağına “ezan”, sol kulağına “kamet” okunur ve dua ile adı verilir. Ad verme hakkı babaya; baba ölmüşse anneye aittir[1]. Çocuğa ad koyma için 3. gün veya 7. gün gibi belirlenmiş kesin bir vakit yoktur. Dede Korkut Hikȃyeleri’ne göre “bir oğlan baş kesmese, kan dökmese” ona ad konulmazdı. Bayındır Han’ın oğlu Boğaç, bir boğa öldürdükten sonra bu adı alabilmişti.
Eski Türklerde av kuşları çok önemli olduğundan çocuklarına Atmaca, Balaban, Çağrı, Çakır, Doğan, Sungur, Şahin, Tuğrul gibi avcı kuşların isimlerini vermişlerdi. Kazakça sözlükte Bürgit yani kartal ile ilgili 11 ayrı isim olduğunu görebilirsiniz. Boğa, Akboğa, Tosun, Buğra, Börü, Akbörü, Gökbörü, Kurd, Koyun,Ördek, Erdana (Ertana) gibi hayvan isimleri de yaygın olarak kullanılmaktaydı. Bugün hakaret anlamı taşıyan “Köpek” adı eski Türklerde kişi adı olarak verilebilmekteydi. Ünlü Selçuklu veziri Sa’deddin Köpek’in adını sanırım çoğumuz duymuşuzdur.
Eskiden çocuk ölümleri fazla idi. Bu yüzden anne-babalar, çocukları ölmesin, yaşasın diye onlara Durdu, Durmuş, Dursun, Yaşar gibi adlar verirlerdi. Bazı aileler de çocuklarını bir “dedeye, bir şeyhe” satarlar ve adını da Satılmış koyarlardı. Güya Azrail çocuğun canını almaya geldiğinde Azrail’e bizim çocuğumuz yok, onu “dede”ye sattık diyecekler, Azral’i savacaklardı. Çocuğa nazar değmesin diye “Çirkin” gibi adlar da verilebilmekteydi.
Bir gün radyodan “Hey gül dalı, gül dalı, oldum sana sevdalı” diye başlayan bir türkü dinlediğimde türkünün ne demek istediğini anlamakta zorlanmıştım. TKGM Arşivi’nde Gül Dalı ismi erkek adı olarak karşıma çıktığında türküyü söyleyenin kime sevdalandığını o zaman anlayabilmiştim.
1501 yılında İran’da Safevȋ Devleti kurulduktan sonra Osmanlı ile liderlik yarışına girdi. İslȃmın gerçek liderinin kim olduğu iddiası 1514 yılından sonra da sürdü. 1517 yılında Mısır’dan halifelik unvanı ve Kutsal Emanetler yanında tarihi bir misyon da resmen alınmış oldu. Bu tarihten sonra devlet kademelerinde İslȃm’ın etkinliği biraz daha arttı. Bu durum çocuklara konulan isimlere kadar etki yaptı. XVI. Yüzyılın başlarından itibaren Arslan, Kaplan, İlbey, Gülbey gibi Türkçe kökenli isimler azalmaya başlarken Mehmed, Ahmed gibi Arapça kökenli İslȃmȋ isimlerin kullanım oranı artmaya başladı. Öylesine arttı ki her 10 çocuktan 1’i Mehmed adıyla çağırılmaktaydı. Daha sonra Ali, Ahmed, Mustafa gibi yine Arapça kökenli isimler gelmekteydi.
1572 yılında Adana’da en yaygın olarak kullanılan Türkçe kökenli kişi adları Sevindik, Durmuş ve Durak adlarıdır. Daha sonra Budak, Uğurlu ve Güvendik adları gelmektedir. Çocuk aileye mutluluk getirir ve bu yüzden çocuğa Sevindik adı verilir. Erkek çocuk aileye bir güven verir ve çocuğa da Güvendik diye ad verilir. Bazen bu adlar dedenin adının çocuğa verilmesi geleneğine bağlı olarak verilmiş olabilir. XVI. Yüzyılda dedenin adının çocuğa verilmesi yaygın bir gelenekti.
Uğurlu ismi çoğu zaman Mübarek ismi ile eş anlamlı ve eş fonksiyonlu olarak kullanılmıştır. Osmanlı tebeasından olan Hrıstiyanlar ihtidȃ ettikleri, yani İslȃm dinine girdikleri zaman bunlara çoğu zaman sıradan isimler verilmez Mübarek, Mercan, Reyhan gibi isimler tercih edilirdi. Uğurlu adı da aynı şekilde Mübarek adı yerine kullanılmaktaydı. 1572 yılında Mübarek ismini taşıyan 78 kişiden 75’inin baba adının Abdullah olması Mübarek adının mühtedilere verilen bir isim olduğunu açıkça göstermektedir[2].
Osmanlı Mufassal Tahrir Defterleri vergi toplamak amacıyla düzenlendiğinden bu defterlerde milyonlarca kişi adı yer almaktadır. 1572 tarihli Adana Mufassalında geçen Acar, Adalı, Ağca, Akça, Akbaş, Arık, Arpacı, Atgüden, Atlu Bey,Aydın, Aydoğan, Ayhan, Balı, Bayındır, Baykal, Berendi, Berkçe, Bulduk, Can Paşa, Çakır, Çevik, Çırak, Devletgeldi, Demürcan, Duman, Duran, Eğlence, Emre, Erdoğan, Er Kulu, Esen Bey, Göç Beyi, Gökçe, Gökşan, Gökşen, Güçlü, Gündoğdu, Gündoğmuş, Güvendik, İlbey, İlbeyi, İne Bey, İne Gazi, Koca, Koçak, Korkmaz, Kutlu, Kutlu Bey, Okçu, Oğuz, Oruç, Oruç Gazi, Özbek, Özdemir, Özden, Paşa Bey, Pir Budak, Pir Kulu, Polad, Salı, Salır, Sarı Bey, Sarı Koç, Savcı, Sevgün, Sevinç, Sevindik, Taşdemür, Taşkun, Teke, Terken, Timur (Temür, Demir, Demür), Torum, Tuğrul, Tuman (Duman, Toman), Turna, Ulaş, Üremiş, Ürkmez, Yağmur, Yakut, Yalman, Yaramış, Yiğit Bey, Yinal, Yolcu, Yumuk gibi erkek isimlerini örnek olarak aldık. Elimizde böylesine kıymetli bir kaynak olduğu halde bizler bu defterlerde geçen kişi adlarını derleyerek henüz bir tarihi kişi adları sözlüğü meydana getiremedik. Aynı kaynakta bütün köy, mezraa adları yanında mevki adları, nehir ve ırmak adları da yazılı olduğu halde güzel bir yer adları sözlüğü yapamadık. Bu yüzden son yıllarda bazı kesimlerde yabancı isim hayranlığı doğdu.
Göz bebeği çocuklarına yabancı isimler koyan; kendi alın terleriyle açtıkları iş yerlerine yabancı tabelalar asan vatandaşlarımız var. Bunlar kurumlarımızın ve bilim insanlarımızın görevlerini tam olarak yapamayışı sonucu yolunu şaşıran vatandaşlarımızdır. Ama sonuç olarak kültürel yozlaşmayı gösteren tipik örneklerdir. Yabancı TV dizilerinden etkilenerek kızına Cesika diye isim vermeye kalkan Çorumlu vatandaşımızı ancak nüfus müdürü kararından döndürebilmişti. Şimdi nüfus müdürlerinin böyle bir yetkileri de yok. İsteyen istediği ismi koymakta sanki serbest gibi. Diyarbakır’da Kürt ismidir diye çocuklara konulan Rojin, Rojda gibi isimlerin pek çoğu Farsça kökenli isimlerdir ve bu isimlerin tarihte kullanıldığını gösteren örnekler de yok gibi. Yakın zamanlarda anne babalar artık Ahmet, Mehmet gibi Arapça kökenli İslami isimler yerine Türkçe isimleri tercih etmekteler. Alper, Arda, Buğra, Ceren, Cemre, Emre, Erdinç, Gökhan, Ilgın, İldeniz, İlbey, Gülbey, Hakan, Kağan, Toprak, Rüzgar, Yağmur revaçta olan isimler.
İşyerlerine İngilizce veya Fransızca kökenli isimler koymak bazen yabancı sermaye dolayısıyla olsa da, çoğunlukla daha modern, daha çağdaş görüntüsü vermek için yabancı isimler tercih ediliyor. Deva Hastahanesi diye açılan bir özel hastahane birkaç yıl sonra Jeanne Hospital gibi bir isimle karşınıza çıkabiliyor. Bu kesinlikle kendi insanımızı yanıltmaya yönelik bir adlandırmadır. Çünkü insanımızda yabancıların işlerini daha iyi yaptıkları yönünde bir algı oluştu. “Yabancı mal ise sağlamdır”; “İngiliz kumaşı” kıymetlidir gibi önyargılar tekstil alanında dünyanın sayılı ülkeleri arasında olmamıza rağmen devam ediyor. Yurt dışına gidip oradan hediyelik kristal eşya alan bazı vatandaşlarımızın yurda döndükten sonra aldıkları malın “Paşabahçe” damgası taşıdığını görmeleri fıkra gibi olmasına rağmen yaşanmış olaylardır.
İşyerlerine yabancı isim verilmesinin kanunla engellenmesi de gündeme geldi. Bazı duyarlı milletvekilleri ve vatandaşlar öncülük ettiler. Ancak vatandaştaki algı yanılgısı sürdükçe yabancı ad verme devam edecek gibi görünüyor. Oysa ki 1572 tarihli Adana Tahrir Defterine baktığımızda atalarımızın yaşadıkları topraklara çok güzel Türkçe adlar verdiğini görmekteyiz: Ada Tepe, Ağak, Ağca Köy, Ağcamescid, Aksu, Aktaş, Aladağ, Bayındır, Bayrak Sekisi, Beşiktaş, Boğa Şeyhlü, Çakal Deresi, Çanakçılu, Çiğdemlü, Çoban Bükü, Donuz Viranı, Dölek, Eğlence, Ekiz Öyük, Gökçekler, Harmancık, İbrişim, İkizce, Kantaroğlu, Kar Deresi, Kara Kuyu, Karaca Viran, Karkınlu, Kızıl Dam, Mürsel Kayası, Özbek Bükü, Özer İli, Pelid Depesi, Penbeci Yolu gibi adlar bunlardan bir kısmıdır[3].
Yabancı hayranlığı milli benliğimizden uzaklaşmamızın ve kendimize olan öz güvenimizin azalmasından kaynaklanıyor. Aslında temiz ve modern işyerlerini açanlar Türk vatandaşlarıdır. Buradan alışveriş edenler de büyük çoğunlukla Türk vatandaşlarıdır. Kartvizitteki ismin Memorial olması veya Şifa olması önemli değil. Önemli olan aldığımız hizmettir. Karşımızdaki kişi “top sakallı” da olsa “cȃhil” bir kişi olabilir. Saçları omuzlarına dökülmüş bir delikanlıyı camide imamın arkasında namaz kılarken görebilirsiniz. Dış görünüşe veya tabelaya bakarak karar vermek bizi yanıltabilir.
Bu yüzden Türk vatandaşlarımızdan kendi milletlerine saygılı olmalarını gerek çocuklarına, gerek helal paraları ile kurdukları iş yerlerine de Türkçe isimler vermelerini beklemek en doğal hakkımızdır. Yoksa kendilerini bizleri aldatmaya çalışan “fırsatçılar” olarak görebiliriz.
Çocuklarımıza da kimliğini ve kişiliğini yansıtacak güzel isimler koymak, güzel geleneklerimizi yaşatmak önemlidir.
[1] Özgü Aras, “Ad Koyma”, DİA, 1 ( 1988), s. 333.
[2] Yılmaz Kurt, “Adana Sancağı Kişi Adları”, DTCF Tarih Araştırmaları Dergisi, XV/ 26 (1992), s. 183.
[3] Adana Yer Adaları konusunda bkz.: Yılmaz Kurt, “16. Yüzyılda Adana Sancağı Yer Adları”, I. Ceyhan Sempozyumu Ceyhun’dan Ceyhan’a Bildiriler, Ceyhan Belediyesi Kültür Yayınları, Adana 2008, s. 257- 262.