Sonradan ortaya çıkan BBC Türkçe’de yaptığı programda yazdığı iki oyunu anlatıyordu Uğur Mumcu. Birisi “Sakıncalı Piyade” diğeri de “Sakıncasız”… Sakıncalı Piyade, düzenin görüşlerinden ötürü tehlikeli gördüğü yani bugünün “makul şüphelileri”nin hayatını anlatıyordu.
Ama bugünlere ışık tutan giz, “Sakıncalı”da saklıydı. Karanlık suikatlere, faili meçhl cinayetlere, faşist düzene ve ötekileştirmeye karşı aydın namusundan aldığı cesaretle dik duran kalemi, 1993’te yine kahpe bir suikastle susturuldu Uğur Mumcu’nun.
Cumhuriyet ve Atatürk devrimlerinin önemli bir savunucusu, karanlığın dayatmalarına, baskılarına, tehdit ve yıldırmalarına karşı cesurca aydınlıktan yana saf tutan bir kalem için milyonlar göz yaşı döktü. Ve işte o aydınlık şehidi “Sakıncalı”yı şöyle anlatıyordu:
“Eskiden Marksist olup da görüşlerini değiştirip bugün sağcı olan, gününü gün yapan, köşe dönen eski devrimcilerle ilgili. Bunu da şu nedenle yapıyorum, bir caydırıcı etkisi olsun, herkes görüşünü cami avlusuna bırakılmış çocuklar gibi terk edip kaçmasın. Amacım o”.
Peki bugün sakıncalı ve sakıncasızlar yok mu? Sakıncalılar bugünün iktidarının “makul şüphelileri”. Sabahın 5’in de evi basılan gazeteciler, iddianame olmadan yıllarca hapiste yatan aydınlar, şerefli askerler, okulundan gözaltına alınan öğrenciler…
Aynı röportajda devlet televizyonunun sıkıcı olduğundan bahsediyor ve ekliyor: Devlet televizyonu çok politize. Yani diyelim ki siyasi iktidar dışındakilere söz hakkı çok az tanıyor… Peki bugün nasıl? TRT birden şeşe kadar iktidar propagandası yapıyor. Onunla da bitmiyor, ele geçirilen medya cümbür cemaat iktidar bültenine dönmüş durumda. Muhalefete neredeyse ekran yok. Tartışma programlarında bir muhalife karşı üç yandaş olmalı ki haklı görünsünler. Bunu kaidelere uymayanlar ise dev vergi cezaları ile yıldırılıyor. Gazetelerin dağıtımı engelleniyor. İlan almalarının önüne geçiliyor.
Mumcu, araştırmalarını insana ve tanıklara dayandırıyor. Belgelere ulaşıyor. Ama o dönemde kendisine “CIA ajanı mısın? KGB ajanı mısın ya da MİT ajanı mısın?” şeklinde yakıştırmalar yapıldığını anlatıyor. Ya bugün? Kendini devlet olarak görmeye başlayan siyasi iktidar her muhalif çıkışı darbe, muhalifleri, darbeci, ajan, yani “sakıncalı piyade” olarak görmüyor mu?
Dönemin siyasal ve toplumsal bilinci için şöyle bir tespit yapıyor Uğur Mumcu, “Bizde sosyalist oldunuz mu, mutlaka ya Sovyetler'in adamı olacaksın, ya Çin'in adamı olacaksın. Veya kapitalist oldunuz mu, Washington'un, CIA'nın adamı olacaksınız. Bunlar dünyadaki sistemler. Buna yakınlık da duyulabilir, nefret de duyulabilir. Ama bir insan kendi ülkesinin devrimcisi olmalı. Benim görüşüm bu.”
Ya bugün? Farklı mı sizce? İktidara muhalif olan ya gezici, ya Ergenekoncu, ya da muhakkak paralel. Haklarında soruşturma açılması muhtemel, davanın tutuklu sürmesi ve özgürlüklerinin alıkonulması müstehak. Çünkü kendi ülkesine ihanet içerisindedir.
Halbuki, Mumcu’nun dediği gibi demokratik yollarla iktidara gelmesini istediği bir düşüncenin savunucusu olması ihtimali de var. Ya da bir ihtimal daha baskılardan yılıp, “sakıncasız” hale gelmek, fikrini cami avlusuna bırakan sağcı-solcu-liberal aydınlar gibi…
Mumcu Türkiye’nin karanlık odalarına ışık tuttuğu, Abdi İpekçi suaikastine, Papa suikastine, faili meçhullere, vurgunlara, talanlara ve faşizme dik durduğu için bedelini canıyla ödedi. Cumhuriyet’in demokrasinin aydınlık yolculuğuna baş koyan diğer aydınlar gibi.
Karanlık yıllarda ortaya koyduğu fikirler gördüğümüz üzere bugünün karanlılığını da anlatıyor, ışık tutuyor. Yakın geçmişin dehlizlerinde aydınlamayan bir çok cinayet gibi üzeri örtüldü, o karanlığın bizzat kendisi ile savaşan Uğur Mumcu suikastinin.
Bir kurşun kalem, bir kırık gözlük ile yürekli bir aydınlık ve demokrasi mücadelesi bıraktı arkasında. Bugün Adana’da çeşitli etkinliklerle anılacak. Bu şehirle bir gazeteci olarak gurur duymamım bir nedeni de Uğur Mumcu gibi aydınlık değerlere sahip çıkan bir karakteri olması.
Mumcu’nun adı meydanda yaşatılıyor ama buradan Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Hüseyin Sözlü’ye bir çağrım var. Dürüstlüğün, aydınlığın, demokrasi ve Cumhuriyet’in yılmaz bir savunucu olan Uğur Mumcu adına bir anıt dikelim Uğur Mumcu meydanına.
Dikelim ki, bugünün karanlıklarını, karanlık ölümlerin kol gezdiği günlerde aydınlatmaya çalışan cesur bir kalemin değerini bu şehrin insanları gelecek nesillere ibret olarak bıraksın. Toplumsal belleğine kazısın. O meydanda miting yapan ve meydanın adını söyleyemeyenler ve “istasyon meydanı” olarak telaffuz etmekte ısrar edenler utansın.
Dün Uğur Mumcu’nun karşı çıktığı Cumhuriyet’e yönelen karanlık tehditleri Uğur Mumcu Meydanı’na dikeceğimiz Uğur Mumcu Cumhuriyet Anıtı’nda gelecek nesillere yüksek sesle haykıralım. Adana’nın gelecekteki yürekli yiğitlerine hatıramız olsun.