Bugün okullar açıldı.. Muhtemelen evlatlarınızı okullarına yolcu etmişsinizdir.. Ama, akşam eve döndüklerinde onlarla birlikte sokağa çıkıp birkaç dakika da olsa oynayın..
Bunu mutlaka yapın.. Çünkü mutlu bir çocukluk, mutlu bir aile ve mutlu bir toplum olabilmenin sırlarından biri de bu..
Gerekçesini, Doğan Cüceloğlu bir anısında şöyle anlatıyor..
* * *
Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi yanıma geldi, "Hocam elinizi öpmek istiyorum" dedi..
- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinize katıldım.. Hayatım değişti.. O seminerden itibaren daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim..
- Ne oldu, nasıl oldu?
- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz.. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, "Bir insanın anavatanı çocukluğudur.. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur.. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.."
Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki; Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır..
Ben bir baba olarak o an kendi kendime düşündüm; Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini farkettim.. Sahi ben ne yapıyordum!
Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve geldiğimde benimle yüzyüse gelmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu.. Neden kaçmaya çalışıyordu biliyor musunuz?
- Hayır, neden?
- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum: Oğlum bugün ödevini yaptın mı?" Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, biraz sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, "cık" sesini çıkarıyordu.. Kızıyordum, söyleniyordum, "Niye yapmıyorsun ödevini!" diyordum.. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda ailecek huzursuzluk yaşıyorduk..
- Sustunuz, soluklandınız.. Sanki hatırlamak istemediğiniz anılar var!
- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım, "Ben ne biçim babayım? Bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, birlikte bir karar alalım.. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın..
- Radikal bir karar!
- Evet, uçta bir karar.. Ama bu karar içime çok iyi geldi Hocam.. Gerginliğim, üzüntüm, kaygılarım gitti, içim rahat etti.. Eve gelince yemekten sonra oturduk eşimle konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik.. Dedim ki, "Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama bırakalım çocukluğunu yaşasın.. Şimdiye kadar bu konuyla ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.."
- Eşiniz ne dedi?
- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, "Bu ne biçim seminer be.! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizimki çocukluğunu yaşayacakmış.. Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek.. Öyle şey olmaz.."
- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istememiş, kaygılanmıştır..
- Fakat hocam ben pes etmedim, mücadeleye devam ettim.. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum.. Üç gecenin sonunda bana, "Peki ne halin varsa gör" dedi..
- Pes etti, yani.. Peki, sen ne yaptın?
- Aynı gün işten eve dönünce oğlumun gözünün içine baktım ve dedim ki, "Oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve "Hayır!" anlamda kafasını salladı.. "Hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız" dedim.. Eşofmanımı ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık.. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık.. Akşam altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık.. Toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş aldık.. Çok mutluyduk ve o günden sonra işten döndüğümde her gün onunla oynamaya devam ettim..
- Harika, çok güzel..
- Bir hafta sonraydı.. Banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki; "Baba ya, ben seni çok seviyorum.."
Hocam nefesim durdu, gözlerim yaşardı, konuşamadım.. Çünkü evladım şimdiye kadar beni sevdiğini hiç söylememişti..
- Seni kutlarım.. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizli, örtülü ama önemli bir tehlike..
- Zaman geçti, iki hafta sonra öğretmen veli buluşması için okula davet edildim.. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, "Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevlerini kargacık burgacık yazıyor.. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun.." uyarısında bulunmuştu.. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekinsem de buna mecburdum,,
En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.. Sıra bendeydi.. Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, "Siz ne yaptınız bu çocuğa" dedi..
Cevap veremedim, önüme baktım.. Kafamı yerden kaldırmadan "Çok mu kötü hocam?" diye sordum.. Gülümsedi, "Kesinlikle hayır" dedi: Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu.. Ne yaptınız bu çocuğa siz?"
- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
- Size teşekkür ediyorum.. Oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız.. Ailecek mutluyuz.. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş.. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş..
- Fevkalade.. Çocuklar gülsün diye yaşayalım.. Çünkü çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler de güler.. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler..
Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!
Doğan CÜCELOĞLU
* * *
Keşke.. Ailemizdeki bireyleri mutlu edebildiğimiz oranda, Adana'yı ve tüm ülkeyi de bir mutluluk cennetine çevirebilsek..
Ekonomik koşulların düzeltilmesi eşliğinde kin, nefret ve ayrımcılık yerine sevgi ve barış tohumları ekebilsek..
Çocukluğumuzun anavatanından, gerçek anavatan giden yolu güzelliklerde donatabilsek.. Sürsek motorları, maviliklere..
Olmaz mı?