Evet hergün kahkaha ile gülüyorum. Millet ağlıyor. Ama ben bu ağlama, zırlama, şikayetler arasında gülmekten kendimi alamıyorum.
Bencil olduğumu düşünebilirsiniz. Bence hiç mahsuru yok… Keşke ağlayanlar da bencil olsalar ve kendi ekonomik ve sosyal çıkarlarını düşünelerdi.
Sadece yerel gazete okurum. O da birkaç tane. Pazar günü (Dün) bir yaygın gazete aldım. Hani ulusal gazete diyorlar ya, o bile komik. Neyse.
*
Bakan Ayşenur İslam Aile paketini anlatıyor. Kadına yönelik şiddete önlem pakette bir uygulamayı açıklıyor. “Kadın hamile kalırsa, yarım gün çalışacak işveren ücreti tam ödeyecek…” Ardından ekliyor, “İşvern bu düzene alışacak…”
Anladım bu bakan kendini Utarit gezegeninde sanıyor. Merdiven altlarında, unlu mamüllerde, atölyelerde, konfeksiyoncularda neredeyse bedava ve sigortasız çalışan onbinlercesi türbanlı, yüzbinlerce kadından haberi yok.
Veya haberi var ve işverene demek istiyor ki; Kadın çalıştırmayın. Riskli ve pahalıdır.
*
Hemen yanında, bu yaşıma kadar görebildiğim en sahte gülücüklü, atamayla gelmiş başbakan Davutoğlu; doğacak her çocuğun annesine bir altın verecek haberi. Binlerce zeki, çalışkan adam bu uygulamanın nasıl olacak diye harıl harıl çalışıyor. Çünkü altını teslim edecek güvenilir biri bulamıyorlar.
Hişşşt gülmeyin. Bu ciddi.
*
Arınç diyor ki; bize oy vermeyen %50 bizden nefret ediyor; oy veren de eskisi kadar sevmiyor…”
*
Bir doktor, Recep Tayyip Erdoğan’ı, Yüzükler Efendisi’nin Kötü Adamı Gollum’a benzetmiş. Bir vatandaş işi gücü bırakmış bir çok kuruma şikâyet etmiş. Bütün kurumlar es geçmiş ancak Halk Sağlığı Kurumu işi ciddiye almış, doktoru disipline vermiş ve gerekçe olarak da Gollum’un kısa özgeçmişini vermiş: Gollum, 3. Çağın 2463. Yılında…. Diye başlayan raporunu, Işıktan korkan, hayaletimsi, bir yaratık haline geldi ve pis cinayetler işleyerek (Temiz cinayet nasıl bilmiyorum tabi) ve kirli etler yiyerek yaşadı…” diye bitiriyor.
Tanrım inanamıyorum! Sağlığım bu adamlara teslim.
*
Yalakalığın tarihi yazılacağında mutlaka unutulmaması gereken bir not: SGK Personeli için Osmanlıca kursları başlatma kararı aldı. (Bence bu doğru karar. Zaten kurum personeli ile vatandaş Türkçe konuştuğu halde bir türlü anlaşamıyorlardı. Osmanlıca konuşarak belki anlaşabilirler diye bu dahiyane fikre baş vurmuş olabilirler.
Bunda gülecek ne var?
*
Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Japon Pazarı’na girip Japon Turist çekmek için stratejisini açıklıyor: “Japon Turisti Mutfağımızla Tavlayacağız…” İnanın başlık bu. Sahi TDK’nın sözlüğüne baktım: “Tavlamak” ne demek.
İşte size dört anlam: “ (1) İşlenilecek bir nesneye gereken ısıyı veya nemi sağlamak, tav vermek.(2)Yolsuz ve kolay kazanç umudu vererek dolandırmak. (3) Ümit vererek kandırmak, kendine bağlamak, aldatmak. (4) Karşı cinsin gönlünü çelmek, kandırıp elde etmek .argo söz.”
İşte bu kadar. Yerel lehçelerde de anlamlar var ama üç aşağı beş yukarı bunlara yakın.
Neyse ki Japonlar Türkçe bilmiyor; sadece Osmanlıca biliyorlar.
*
“Balıklar zehirden kaçmak için çamurda intihar ediyor…” Balık hafızalı der küçümserler, şu balıktaki onura sahip olmayan insanlar arasında yaşamak bile trajikomik.
*
Biri , örneğin Mustafa Elitaş, “İç güvenlik paketine karşı çıkan vatan haini” der; öteki örneğin üstelik Profesör: “Başkanlık sistemine karşı çıkanı gırtlamak geliyor içimden” der.
Başka başka biri dındının dındını, dın dın dın dın der. Ve bu adamlar, demokrasiyi yerleştiren ekibin başında görev yapanlar…
“
Yerimiz dar, konumuz çok. Daha gazetenin yarısına bile gelmedim.
Tanrım ya benim aklıma mukayyet ol; ya da beni de bunlar gibi yap da; aptallığımla övüneyim.
Yoksa kahkaha atmaktan başka bir şey yapamıyorum.