“Soyağacımızı Nasıl Çıkarabiliriz?”

Prf. Dr. Yılmaz KURT yazdı

16 Şubat 2015 Pazartesi 07:59

 

 

Tarih bilinci kendi ailemizin, kendi köyümüzün tarihine ilgi duymakla başlar. Kendi ailesinin tarihini merak etmeyen milletinin tarihini hiç merak etmez. Bu merak olmayınca tarih bilimi can sıkıcı bir uğraş olur.

“Şecer” veya “şecere” kelimesi Arapça’da “ağaç” anlamındadır. Osmanlı döneminde “şecere” veya “aile şeceresi” denilen aile soy kütüğüne bugün daha çok “soyağacı” diyoruz. Ancak “şecere” kelimesi de kullanılmaya devam ediyor. Biz de her iki deyimi kullanmakta sakınca görmüyoruz.

Araplar soyağaçlarına büyük önem verirler. Sıradan bir Arap bile size 8-10 nesil şeceresini sayabilir. Bu belki de Arapların “hadis” bilimi ile uğraşmaları sayesinde mümkün olmuştur. Ancak Türklerde şecere tutmak alışkanlığı pek yoktur. Osmanlı padişahlarını Oğuz Kağan’a bağlayan şecerenin de uydurma bir şecere olduğu bilinmektedir. Buna rağmen XV. Yüzyılın ünlü tarihçisi Aşıkpaşazȃde, Osmanlılar için “bile Gök Alp nesli cümlesinden” ifadesini kullanır[1].

XVI. Yüzyıldan sonra Hz. Muhammed soyundan geldiklerini öne süren seyyidlerin sayısı inanılmaz derecede artınca Osmanlı Devleti seyyidlerin şeceresini tutmak üzere Nakȋbüleşrȃf Kaymakamlığı makamına önem vermeye başladı[2]. Nakȋbüleşrȃflar önemli eyalet merkezlerinde nakȋbüleşrȃf kaymakamı adı verilen vekillerini görevlendirdiler. Böylece gerçek seyyidlerin şecereleri tutularak bunların arasına yabancıların girmesi engellenmeye çalışıldı. Normal vatandaşlar için böyle bir kayıt tutulmasına 1572 yılında son verilmişti. 1831 yılına kadar tekrar düzenli bir nüfus kaydı tutulmadı.

Osmanlı Devleti eski Anadolu Beyliklerinden gelen “bey aileleri”ni her zaman potansiyel bir tehlike olarak gördü. Ömer Lutfi Barkan’ın belirttiği gibi Osmanlı’nın istediği “bey” tipi “tımarlı sipahi” idi. En nihayet zeamet tasarruf eden bir “zaȋm”… Rumeli’de ortaya çıkan Evrenosoğlu, Mihaloğlu gibi “bey” ailelerini doğuran sebep Rumeli’deki toprakların “uc” yani “serhad” olması ile ilgili idi. Beylikler döneminin ünlü bey ailelerinden Karamanoğulları, İsfendiyaroğulları, Candaroğulları, Dulkadiroğulları günümüze kadar ulaşabildiler. Ancak bunlar içinde sağlam bir şecere ile aile bağını ortaya koyabilenlerin sayısı fazla değildir. Çünkü millet olarak biz okumaya ve yazmaya yeteri kadar vakit ayıramıyoruz. Anadolu’nun ünlü bey ailelerinin kendilerine ait doğru dürüst bir hatırat kitapları olmadığı gibi aile şecerelerini gösteren cedveller de maalesef pek yok.

Osmanlı Devleti XV. Yüzyıldan sonra nüfus ve arazi sayımları yaptırmaya başladı. XVI. Yüzyılda bu sayımlar yaygınlaştı ve ciddi olarak yapılmaya başladı. Bu sayımlarda her bölgeye bir “il yazıcısı” gönderiliyor ve ilyazıcısı o bölgedeki vergi mükellefi erkek nüfusu baba adları ile birlikte bu defterlere kayıt ediyordu. Deftere kayıt edilen kişinin evli veya bekȃr olduğu özellikle belirtiliyor ve ona göre vergi alınıyordu. Kişi bir çiftlik yer ekiyorsa tam çift vergisi ( 50 akça) ödüyordu. Yarım çiftlik yer ekiyorsa (nȋm) yarım vergi (25 akça) ödüyordu. Bekȃr olanlar genellikle yılda 6 akça vergi veriyorlardı. O dönemde bir imam günde 8-10 akça; bir doktor günde 20 akça ücret alabilmekteydi[3].

Osmanlı nüfus ve arazi sayım sonuçlarını gösteren defterler genel olarak 20-30 yılda bir tutulmakta ise de ihtiyaç halinde bu defterler zamana bağlı kalmaksızın yenilenmekteydi. Adana 1516 yılında Osmanlı idaresine geçtikten sonra 1518, 1521, 1525, 1530, 1536, 1547, 1572 tarihlerinde tam 7 ayrı tahrir defteri hazırlanmıştır[4]. Bu defterlerde vergi veren erkek nüfus yazılıdır. Eğer siz aile şecerenizi bu tarihlere kadar uzatabiliyorsanız bu defterlere bakarak 1518 yılına kadar aile şecerenizi uzatmanız mümkün olabilir.

1572 yılından sonra bu Mufassal Tahrir Defterleri tutulmaya devam etseydi aile bağlarımızı çok daha kolay tespit edebilirdik. 1572 yılından sonra XVIII. Yüzyıla gelinceye kadar Çukurova’da genel bir tahrir yapılmadı. Sadece Kozan sancağına ait bir tahrir defteri TKGM Arşivi’nde yer almaktadır. Bunun dışında başka bir mufassal tahrir defteri şu ana kadar elimize ulaşmadı. Ancak İstanbul’da Başbakanlık Arşivi’nde (BOA) Maliyeden Müdevver Defterler içerisinde işimize yarayacak bazı bilgiler bulabiliriz. Bunlar da düzensiz ve bölük-pörçük bilgiler içerir.

Açıkcası XVI. Yüzyıla ait Tahrir Defterleri aile şecerelerinin çıkarılması için aradaki kopukluklar dolayısıyla çok da uygun değildir. Bu bilgilerden aile şecerenizi devam ettirebilmeniz için 1572 yılına gelinceye kadar en az 15- 16 nesil (batın) içeren şecerenizin elinizde olması gerekir. 15- 16 nesillik aile ağacınız yoksa, 1572 tarihli defterde kendi köyünüzü bulsanız bile bu köyde yaşayan mesela “Mehmed veled-i Hacı Ahmed” adlı kişinin sizin dedeniz olduğunu kanıtlayamazsınız.

Arazi anlaşmazlıkları sebebiyle bazı vatandaşlarımız aile şeceresine ihtiyaç duyuyorlar. İlk olarak Nüfus Müdürlüklerine başvurup vukuatlı nüfus kayıtlarını çıkartıyorlar. Eskiden bu işi Ankara’da Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü yapmaktaydı. Ancak ya iş yoğunluğundan dolayı, ya da ortaya çıkan bazı istenmeyen olaylar sebebiyle artık bu hizmeti doğrudan vermiyorlar. Vatandaş mahkemeler aracılığıyla vukuatlı nüfus kayıtlarını alabiliyor. Nüfus kaydı tamamlanmış olan illerde bu sizi 1904-1905 yılı kayıtlarına kadar ulaştırıyor. 1904 yılı kayıtlarında yer alan TC vatandaşlık numarası verilmiş bir kişinin baba ve anne adları da yazılı olduğu için 1860’lara kadar ailenizin soy kütüğünü çıkarabiliyorsunuz.

1860’lardan öncesi için ise Nüfus Defterleri devreye girmekte. Son yıllarda bu defterler vatandaşlara açıldı. İsteyen vatandaş çok kolay bir şekilde bu defterlerin CD’lerini küçük bir ücret ödeyerek alabilmekte. Osmanlıca el yazısı okuyabiliyorsa bu defterlerden kendi ilini, ilçesini, mahallesini, köyünü bulabilecek ve burada yaşayan erkek nüfus hakkında bilgi alabilecektir. Devletin bu defterleri tutmaktaki maksadı asker ve vergi almak olduğu için bu defterlere de sadece erkek nüfus yazılmıştır. Defterin düzenlendiği tarihte yaşamakta olan yaşlı, genç, çocuk bütün erkek nüfus bu deftere yaşları da belirtilerek yazılmaktaydı. Tahrirden sonra doğan erkek çocuklar baba isminin altına çoğu zaman kırmızı kalemle yazılıyordu. Aynı şekilde ölümler de deftere kırmızı kalemle işlenmekte ve ölüm tarihi bildirilmekteydi. 1827 yılında başlanan bu tahrirler 1831 Nüfus Tahrirleri olarak bilinmektedir.

Aile soy ağacını çıkaracak olan kişinin 1904’ten önceki kayıtlara ulaşabilmesi için Osmanlıca bilmesi gerektiğini artık hepimiz biliyoruz. Peki Osmanlıca bilmiyorsa ne yapacak?

Öncelik şöyle düşüneceğiz. “Bu işi ben de yapmazsam belki hiçbir zaman yapılmayacak!”. Bunun için bir yerden başlamak gerekiyor. Birileri bunu yapmalı. Ailede bir tarihçi varsa herhalde bu işi yapmak onun üzerine farzdır, hem de “farz-ı ayn”dır. Hiç olmazsa ailenin bugünkü şekliyle bir şeceresini çıkarmış olacağız. Şöyle düşünebilirsiniz. “Bunları nasıl olsa herkes biliyor”. Lütfen bu şekilde düşünmeyiniz. 50 yıl önce ailenizden birisi çıkmış olsa ve o günkü şecereyi çıkarmış olsaydı şimdi sizin işinize ne kadar çok yarayacaktı, değil mi? İşte siz de şimdi bu işi yaptığınızda 50 yıl sonraki bir torununuz bundan yararlanabilecek. Tıpkı “ağaç dikmek” gibi…

Aile soyağacı hazırlarken muhakkak doğum ve ölüm tarihlerini belirtmeye çalışalım. Aile içerisinde Ahmed, Mehmed, Hüseyin, Hacı Ali gibi isimler dededen toruna verile geldiği için zamanla karışıklıklar yaşanabilmekte. Örnek olarak Menemencioğulları ailesinde 3 ayrı Ahmed Bey var. Dede, baba, torun, hepsi de Ahmed ismi ile çağırılmakta. Hasanpaşazadeler sülalesinde yine 3 ayrı Hacı Ali Bey bulunmaktadır. Bunların karışmaması için biz I. Hacı Ali Bey, II. Hacı Ali Bey şeklinde numaralandırma yapmak zorunda kalmaktayız. Bu kişilerin doğum tarihlerini bilemesek de ölüm tarihlerini şecerede belirtmekte büyük fayda var. Bu şekilde yaptığımızda bu kişilerin akrabalık ilişkilerini daha sağlam şekilde çıkarabilmekteyiz.

Osmanlı döneminde kadınların sokağa çıkmaları sorun olduğu gibi kayıtlarda isimlerinin geçmesi bile rahatsızlık yaratabilmekteydi. Mehmet Akif Ersoy Safahat’taki bir şiirinde, nüfus sayımı için eve gelen sayım memuru karısının ismini sorduğunda tepki gösteren vatandaşı İstiklal Savaşı’na davet eder. Ramazanoğlu Piri Mehmet Paşa’nın 4 kızından sadece ikisinin ismini bilmekteyiz. Bu da mahkemeye gidip dava açmış olmaları sayesinde. Şecere çıkarırken kız isimlerinin çoğu zaman açık olarak yazılmak istenmeyişi dolayısıyla zorluk yaşayacağız.

Şecere çıkarmakta en pratik yol bilgisayarda Excel programından yararlanmak. Burada en başa koyacağınız kişiden daha öncesine ait bilgi eklemek sıkıntı yaratmakta. Bu yüzden biz bir-iki nesil boş geçerek şecereyi yazmaya ondan sonra başlamaktayız. Her ismin altına kiminle evli olduğunu yazarak bu evlilikten doğan çocuklara yer vermekteyiz. Bunu ilk başlangıçta elinizle çizeceğiniz tabloda gösterebilirsiniz. Her kişi için 1TL büyüklüğünde yer ayırmanız yeterli olabilir.

Son olarak şunu da hatırlatmak istiyorum. Yurt dışında şecere çıkarmakta size yardımcı olacaklarını söyleyen bazı kuruluşlar var. Bu kuruluşlar gönderdiğiniz bilgileri bir şecere şekline koyup size ulaştırmaktalar. Ancak bu yardımı niçin yaptıkları konusunda çok değişik rivayetler dolaşmakta ve kafa karışıklığı yaratmaktadır.

Günümüzde bir çok insan son derece iyi niyetlerle, tarih ve bilim aşkı ile aile şeceresini çıkarmaya çalışırken bazı insanlar da maalesef bir vakıf kurucusu ile aile bağı kurarak “galle fazlası”ndan yararlanmak için, kendilerine şecere düzmek yarışındalar. Bunların sayısı az olsa da kullandıkları taktikler çoğu zaman son derece uzmanca: Önce aile bağlarının tespiti için mahkemeye başvururuyorlar. Mahkemeler de “hasımsız” geçen bu duruşmalarda işin nereye varacağını tam bilemedikleri için daha hoşgörülü davranmakta ve basit bir “bilirkişi” raporu ile hüküm verebilmektedirler. Bu mahkeme kararını eline alan kişi iki gün sonra “hak talebi”nde bulunmakta ve vakıftan pay istemektedir. Yıllardan beri bu çark bu şekilde dönmekte belki de gerçek hak sahipleri mağdur edilmektedir.

Bir mali müşavirin bilirkişi olarak onayladığı şecere ile birçok vakıftan “galle fazlası” talebinde bulunan ve bunu geçim yolu yapan kişiler var. Aile şecerelerinin çıkarılmasını mal, mülk kazanmak için isteyen gerçek hak sahiplerinin bu çabasına her zaman saygı duyarız. Hak sahibinin hakkını alması hiç kimseyi rahatsız etmez. Ancak “uyduruk şecerelerle” vakıf mallarının talan edilmesi vicdan sahiplerinin vicdanını sızlatmaktadır.

Aile şecerelerinin (soy kütüklerinin) çıkarılması için bugün en uygun gündür. Ailenin en yaşlı kişileri ölmeden bunu yapalım. Yarın soru soracak bir kimse bulamayabiliriz.

 

 

 

 

Adana Ayan Ailelerinden Hasanpaşazadeler Sülalesine Ait Bir Şecere:[5]

 


[1] Aşıkpaşazâde (Derviş Ahmed Aşıkî), Tevârîh-i Al-i Osmân (Aşıkpaşazâde Ta­rihi), Şahin Kitabevi faksimile neşri, İstanbul 1332, s. 37.

[2] Rüya Kılıç, Osmanlıda Seyyidler ve Şerifler, Kitap Yayınevi, İstanbul 2005, s.66.

[3] Yılmaz Kurt, Ertan Ünlü,  Çukurova Tarihinin Kaynakları VI 1572 Tarihli Sis    ( Kozan) Sancağı Mufassal Tahrir Defteri, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 2014, s.XXXI.

[4] Bu defterlerden 1525, 1547 ve 1572 tarihli olanları Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanmıştır.

[5] Yılmaz Kurt,  “Çukurova’da A‘yânlık Mücâdelesi: Hasanpaşazâdeler”,  Kongreye Sunulan Bildiriler, 4. Cilt- 1. Kısım, Osmanlı Tarihi- A, 5-8 Eylül 2006), XV. Türk Tarih Kongresi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2010, s. 1259- 1278.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.