Türkiye günlerdir Özgecan’a ağlıyor. Dayanılır şey değil, gencecik kız, daha hayatının baharında ve üniversitede okuyor.
Kimbilir ne hayalleri vardı? Ailesi kızıyla ilgili ne hayaller kuruyordu?
Ama bir cani, bir soysuz, insanlıktan nasibi almamış biri çıktı karşısına ve en vahşi şekilde fidanı topraktan söktü, attı.
Oysa yaşayacak güzel günleri vardı.
Hepimizin çocuğu var. Özgecan’ın ailesi ile empati kurmaya çalıştığınızda bile gözleriniz kararır, lanet okursunuz bütün kötülüklere. Ya o acısı tarifsiz anne baba? Onlar ne yapsın, nasıl dayansın?
Bu büyük acılar yaşanırken konuşulanları ibretle takip ediyorum. Bazıları her şeyi didik didik ederken zalimin ve mazlumun kimliği üzerinden prim devşirme peşine düşmüş.
Bizde zalimin de mazlumun da kimliği sorulmaz.
Zalimin kim olduğu, etnik yapısı, neye inandığı ya da inanmadığı önemli değildir.
Mazlumun da öyle.
Bu olayda hedef insanlıktır. İnsan görünümü ile topluma karışmış bir yaratık insanlığı hedef almıştır. Vahşete böyle bakmak lazımdır. Yapılan vahşiliğin Özgecan’ın etnik ya da mezhepsel yapısı ile ilgisi yoktur. Aynı şekilde soysuz katilin olmadığı gibi...
Tartışmaları insan unsurunun dışına çıkarmak, bundan sonra kızlarımızın ya da çocuklarımızın insanlık dışı yaratıkların hedefi olmaması çabalarına yararlı olmayacaktır.
Çünkü Özgecan alevi olduğu için vahşice katledilmemiştir.
İnsan olduğu için hedef olmuştur.
Katil sünni olduğu için insanlığından çıkmamıştır.
İnsan olmadığı için bu vahşeti yapmıştır.
Mesele insan olmak ya da olamamak meselesidir.
Bir can, Özgecan gitmiştir!
Bırakın insanlar acısını yaşasın. Herhangi bir vahşeti etnik kimlikler ya da mezhepsel farklılıklar üzerinden okumak yanlıştır.
Durduğumuz yeri net ortaya koymalıyız; ya zalimin yanındasındır ya mazlumun...
Gerisi sadece ayrıntıdır.
Mekanın cennet olsun Özgecan...