Hepimiz zamanın hızla geçtiğine dair şikarlanır lakin iyi kullanma hususunda hiç çaba sarf etmeyiz…
İnsan olgunlaştıkça geçen zamandan daha bir dem vurur. Önemli olan ise zamanı nasıl ne şekilde değerlendirdiğimizdir…
Hani hep zaman şelaleden akan suya benzetilir ya! Kimileri şelaleden akan suyun altında ıslanmayı tercih ederken, kimileri ise suyun üzerinde rafting yapmayı seçer…
Akreple yelkovan pili yettiğince birbirini kovalayabilir, tıpkı insanın gücünün yettiğince zamanın peşinden koştuğu gibi… Durunca akrep ile yelkovan, yorulunca insan sanki zaman akmayacak mı? Akacak, akacak hem de hiç beklemeden, zaten tek yaptığı şey akıp gitmek değil mi?
Öyle şimdi ki gibi çok odalı değildi evlerimiz, tüm aile fertleri, ısınabilmek için tek odaya sığışır, herkes kendine bir yer bulurdu sobanın etrafında. Babam ceviz getirir tek odada cevizden gulle oynardık, bu arada annem kuzineli sobanın gözünden ya bazlama ya da sobanın içine attığı patetesleri çıkarırdı, tadına da doyum olmazdı. Lakin değişmez tek kaide çaydanlığın sobanın üzerinden soba yanmazken dahi mütemadiyen inmemesiydi. Elektrik sık sık gider kimse ne hayıflanır nede tedaş’a söverdi, zaten sobanın ışığı içeriyi aydınlatır ne hikmetse sanki elektriğin gitmesini bekliyormuşçasına annem ve babam köyden bahsederdi kendilerine has jarbonlarıyla kişilere kullab takarak… Bir o yeni yetişip geldiğimiz zamanlarda seküler bir aile olmamamıza rağmen rosalinda diye pembe dizi vardı, babam dahi tv’nin başına çöreklenir rosalinda ile fernando josenin aşklarını izlerdik… Ama öyle aman aman çok fazla televizyon izlenmez, kimse dizi karakterlerini ezbere bilmezdi. Hiçbirimizin ayrı ayrı odası yoktu ama hiçte şikâyet etmez, anamız döşeği yere serer altına işeyen varsa döşeğin en köşesi seçilir, altına muşamba serilir, sırt sırta yatar, doyumsuz gece kikirdemelerini yaşardık. O kadar çok özlüyorum ki şimdi sobalı zamanları… Tüm ailemiz belki hiç böyle tekrar bir arada olamayacağımız için… Hem odayı hem de içimi ısıttığı için, çıtır çıtır yanan odunun sesiyle gençlik düşlerimi sahneye davet edip, gelecek ümitlerimi uyandırdığı için… Şimdi üzülüyorum, çocuğumun sobada pişen bazlama ya da kestaneli kış gecelerini yaşayamayacak diye.
Birde keşkelerimiz vardır… Keşke şunu yapsaydım yahut yapmasaydım vari… Çoğu zaman kaderselleştiririz keşkeleri bahane bulmak için.
Can Dündar’da farklı perspektiften bakıp şöyle diyor ya; Mağlubiyetin taksıdır ‘keşke’… Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış yahut hakkıyla yaşanmamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır keşke.
Uçurtmaya yön veren hep biz olmalıyız. Keşkelerimizi bir taraflara bırakıp… Kontrolü elden bırakmamalı insan, bıraktığın an zahiren böyle algılanmasa da muhteviyatı itibariyle zamanı barındıran rüzgâr, uçurtmamızı paramparça eder…
Zaman en büyük öğretmendir ama ne yazık ki bütün öğrencilerini öldürür. Berlioz
Sevgi Saygı Ve Dua İle…