28 Şubatta Türkiye’nin Demokratikleşmesi için, Hükümet-HDP tarafından Dolmabahçe’de üzerinde mutabık kalınan 10 Maddenin açıklanmasından sonra, yapılacaklar giderek belirgin olmaktadır. Bildirilen 10 maddelik müzakere çerçeve metni, sadece Kürt Sorununu çözmek için değil ve fakat aslında Türkiye’nin eşit vatandaşlık temelinde, adil, özgür, katılımcı demokratik bir düzene kavuşmasını öngörmektedir.
Ortak Açıklamanın arka planında, birçok konunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Diyalog/Müzakere aşamasında her şeyin açık olması gerekmez, bilindiği gibi fikir ve ortam olgunlaştıkça açıklama yapılmalıdır. Seçim öncesinde süreç, propaganda unsuru yapılırsa kırılmalar olabilir.
Beyanatlardan konuşma konuları tahmin edilmektedir:
İzleme Heyeti’nin İmralı’ya giderek görüşmelere katılması, İmralı’daki mahkûmların değiştirilerek Öcalan için bir sekretaryanın oluşturulması ve Öcalan’ın çağrısı ile örgütün silahların bırakılmasına yönelik olağanüstü kongreyi toplaması, İç Güvenlik Paketinin tekrar gözden geçirilmesi, hasta tutsakların bırakılması, Doğuda yapılan askeri tatbikatların durdurulması gibi başlıklar öne çıkmaktadır.
HDP; bu önkoşulların gerçekleşmesi için, idari kararla ve Yasa değişikliği ile düzelecek birçok konunun bulunduğunu, örneğin %10 seçim barajının kaldırılmasını ve tek maddelik Anayasa değişikliği ile düzenlemenin yapılmasını önermektedir. Parlamentonun çalışma takvimi kısa ve yoğundur. Eğer samimiyet varsa, hızla düzenleme yapılması istenmektedir.
Buna karşın Hükümet de, “silahların bırakılmasını” şart görmektedir. Bu teklifler, sürece rağmen bir ilerleme ve güvenin olmadığına ve başlangıç noktasına dönüldüğüne işaret etmektedir.
*
Dolmabahçe Açıklaması ile Türkiye’nin gündemi birden değişmiş, muhalefet deyişleri “sen-ben” içerikli olmaktan çıkmış, fikir ve program düzeyine sıçramıştır. Alışılmışın içinde kalanlar/duranlar, farklı programlara sabır ve tahammül göstermek, mukabil bir projeyi sunmak durumundadırlar.
Aslında bugün tartışılanlar, Osmanlının dağılmasına çare olarak ileri sürülen fikirlerden farklı değildir. Bir asırdan beridir tartışma konusu aynıdır. Osmanlıda yapılan tartışmalarda öne çıkan iki isim, Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin sembol iki isimdir. Ziya Gökalp daha çok ideoloji ve merkezi hükümet isterken; Prens Sabahattin daha çok sosyoloji ve “âdem-i merkeziyet” demektedir. Osmanlıdaki “eyalet” sistemini idari bakımdan düzenleyerek öne çıkarmaktadır.
Ama süreç içinde, İttihat ve Terakkinin ve onun ideologu Ziya Gökalp’ın istediği “otoriter merkezi yönetim” esas alınır. Böylece İmparatorluk bakiyesi olan ahali/halkın tüm renkleri inkâr ve imha edilerek, tek renge, tek sese indirgenerek, vatandaşlar “Türk” olarak kabul edilir. Türkçe resmi dildir ve diğer diller yasaklanır. Devlet sınırları içinde kültürde, lisanda, folklorda, bilimde “Türkleştirme” siyaseti uygulanır. Sosyolojik esaslara, toplumun dokusuna aykırı olan bu siyasi tercih ve uygulamalar, inkâr ve imha edilen halklarda mağduriyete ve karşı davranışlara sebep olur. Örneğin Kürt Hareketlerinin doğuş sebebi bu zorlama ve inkâr siyasetleridir. Kedi sıkıştırılınca maskana ve Kürtler de inkâr ve imha edilince dağlara kaçmışlardır.
Cumhuriyet ile Merkezi Yönetim ve toplumun “Türkleştirilmesi” esas alınmış ve yapılan uygulamalar çatışmaya ve bunun devamına, 40 bin insanın ölmesine, aşırı bir maddi kayba ve zamanın yitirilmesine, toplumun ayrışmasına neden olmuştur.
Türkiye Devleti, çağa uygun, eşitlik ve adalet, özgürlük temelinde, katılımcı demokratik bir düzene dönüşmek zorundadır. Gelir ve servet dağılımını adil bir şekle getirmek mecburiyetindedir. Emekçi kesimlerin yaşam standardını yükseltmek, işsizlik ve iş güvenliği sorununu çözmek durumundadır. Kentsel dönüşüm adı altında arsa ve rant yaratarak bazılarını zengin etmek yerine, gecekondularda yaşayanların mağduriyetini önlemek zorundadır. Yolsuzluklar hız kesmeden devam etmekte ve her gün gündem değiştirilerek, düzenleme yapılmadan vakit geçirilmektedir.
Süreç; terör olaylarına, “faili meçhul” binlerce ölümlere, şiddet olaylarına sahne olmuştur. Son zamanlarda Ortadoğu’daki siyasal denge ve buranın bölüşülmesini esas alan Büyük Ortadoğu Projesine göre ABD’nin Irak’a ve Afganistan’a yaptığı müdahale, Müslüman coğrafyada öfkeye ve destabilizasyona neden olmuştur. İngiltere bir yandan IDAŞ’a karşı Koalisyonun içinde bulunmakta ve fakat öte yandan IDAŞ’a cephane göndermektedir. Nitekim geçen günlerde, Irak hükümeti İngiltere’nin iki uçağını bu nedenle indirdiğini bildirmiştir.
Ülke ve Bölge koşullarının hızla değiştiği ve yeni durumların/sorunların oluştuğu malumdur. Ancak lider kadro da bu durumlarda belli olur, hüneri, kabiliyeti gözlenir. Bu nedenle, sadece eleştirmek değil ve fakat aynı zamanda yol da göstermek, ikaz etmek de gereklidir. Benlik duygusu gütmeden, yapılan önerileri dikkate almak, ülkemiz için yararlı olacaktır.