Kadınlarımız...

Doğan GÜLBASAR yazdı

08 Mart 2015 Pazar 06:03

 

 

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,

sanki gidenler hiçbir zaman

hiçbir menzile erişemeyecekti.

Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle

Ve onlar

ayın altında dönen ilk tekerlekti.

Ayın altında öküzler

başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi

ufacık kısacıktılar

ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında

ve ayakları altından akan

toprak,

toprak,

ve topraktı.

Gece aydınlık ve sıcak

ve kağnılarda tahta yataklarında

koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.

Ve kadınlar

birbirlerinden gizleyerek

bakıyorlardı ayın altında

geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.

Ve kadınlar

bizim kadınlarımız:

korkunç ve mübarek elleri

ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle

anamız, avradımız, yarimiz

ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen

ve soframızdaki yeri

öküzümüzden sonra gelen

ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız

ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki

ve kara sabana koşulan ve ağıllarda

ışıltısında yere saplı bıçakların

oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan

kadınlar,

bizim kadınlarımız

şimdi ayın altında

kağnıların ve hartuçların peşinde

harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi

aynı yürek ferahlığı,

aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.

Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde

ince boyunlu çocuklar uyuyordu.

Ve ayın altında kağnılar

yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

 

Büyük Şair Nazım Hikmet böyle anlatıyor Kurtuluş Savaşı’ndaki kadınlar Kuvayi Milliye Destanı adlı kitabında...

Bu ülke kadınlarımızın fedakarlığı ile kuruldu. Dünya emekçi kadınların sırtında yükseldi. Nazım’ın dediği gibi “soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” kadınlarımız “öküz” bile diyemeyeceğimiz yaratıkların elinde yakılıyor, öldürülüyor, tecavüze uğruyor ve erkeğin hayvanlıklarını en hafif atlatanları ağır şiddet görüyor.

8 Mart’ı daha iyi anladığımızda belki insanlığımızı da biraz daha iyi anlarız ve o zaman kadınlar şiddetten kurtulur.

8 Mart kadınların, ne kadar ezildiğini anlattığı, erkeklerden yakındığı ve pozitif ayrımcılık istediği; erkeklerin de kadınları güzel sözcükler ve çiçeklerle kandırdığı bir gün değildir.

1857’de bugün New York’ta daha iyi çalışma koşulları isteyen işçiler greve başladılar. Polis işçilere saldırdı, işçiler fabrikaya kilitlendi ve çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetti. 8 Mart’ın çıkış noktası bu olaydır.

Önce 1910’da (Danimarka-Kopenhag) Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında sonra da 1921’deki (Moskova) 3. Enternasyonal Komünist Partiler toplantısında 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kullanması gündeme geldi.

Birleşmiş Milletler ise ancak 1977’de 8 Mart’ın Kadınlar Günü olarak anılmasını kabul etti.

8 Mart’ın temelinde sadece kadın değil emek de vardır. Mücadele kan ve fedakarlık vardır. 8 Mart’ın temelinde sol vardır.

Bugün kapitalizmin tüketim çılgınlığının tuzağına düşen 8 Mart gibi anlamlı günlerin gerçek anlamını özümsemekle işe başlanabilir. Kadının değeri varsa emeğin de değeri vardır. Yoksa yılda bir kez “Kadın dalkavukluğu” yaparız, 9 Marttan itibaren de eziyete, cinayete ve tecavüze devam...

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.