Otoriter Demokrasi mi olacak?

Dr.Ömer Uluçay yazdı

14 Mart 2015 Cumartesi 06:54

 

Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) iktidarı ile “radikal/ileri demokrasi ve Avrupa Birliğine (AB) katılma” umuduna ve beklentisine kapıldı. Parti, program ve eylemlerinde, hatta başlangıçtaki uygulamalarında liberal demokratik bir tutum sergiledi.

Laik, liberal, demokrat kesimden bazıları, “yetmez ama evet!” diyerek iktidara taraf oldular. AKP, yaptığı bir dizi “Alevilik Açılımları” ile bu inanç kesimiyle barışmaya ve onlara umut vermeğe çalıştı, hatta Alevi yazar-tarihçi-siyasetçi Reha Çamuroğlu’nu milletvekili yaptı. Ama ne yazık ki bir sonuç çıkmadı. Toplum bir kez daha aldatılmıştı. Mevcut hassasiyetler gözetilerek kaşınmış ve fakat sorun çözülmemiştir.

 Türkiye’nin birikmiş ve ötelenmiş sorunlarının, kısa sürede çözülmesi ve ekonomik siyasal kriz ortamının birden düzelmesi beklenemezdi. Halkın bu toleransı, AKP'yi ikinci kez tek başına iktidara taşıdı. İktidarın bazı politik hataları, ısrarlar ve ‘ben tek başıma yönetirim” işaretlerine rağmen, ‘etkin ve alternatif programlı bir siyasal muhalefetin yokluğu’, AKP’nin yelkenini şişirdi. AKP, bazı yasal düzenlemeler ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ikinci defa seçilmesini önledi ve Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini kanunlaştırdı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; rakipleri olan Prof Dr Ekmeleddin İhsanoğlu (CHP+MHP) ve Selahattin Demirtaş’a (HDP) karşı %51,8 oy alarak halk tarafından birinci turda Cumhurbaşkanı seçildi, 26 Ağustos 2014’te TBMM’de yemin ederek göreve başladı. Daha önceden ruhsat işleri eksik olduğu iddia edilen, mahkemece inşaatı durdurulan ve buna rağmen yapımına devam edilen, Gazi Çiftliğindeki arazi üzerinde bulunan, maliyeti yüksek ve ayrıca yolsuzluk iddialarının bulunduğu Beştepe Sarayını Makam olarak seçti. Muhalefet, bunu “kaçak saray” olarak anmaktadır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasetteki grafiği giderek yükselmiş ve Cumhurbaşkanlığı Makamı ile tepe noktasına ermiş bulunmaktadır. Bilindiği gibi siyaset, biraz da mitoloji kahramanı Sisif’in yuvarlak kayasına benzemektedir. Kaya, tepeye çıkarılmıştır ama onu orda tutmak zor olduğundan tekrar vadinin dibine yuvarlanmıştır. Sisif, yine aynı yolun ve zahmetin yolcusudur. Sayın Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in akıbetleri de Sisif’e benzemiştir. Sayın Erdoğan, aynı kaderi paylaşmak istemediğinden, işleri/ipleri örnekleri de nazara alarak sıkı tutmaktadır.

*

Sokak gösterileri her ülkede rejimin içeriğini, özünü gösterir. Her rejim, kendi güvenliğini sağlar, devlet otoritesi her yönetim biçiminde vardır ve normaldir. Ancak otoritenin kontrolü ve taşkınlıkları önleme yöntemleri bakımından fark vardır.

Türkiye'de 1960 darbesindeki sokak nümayişleri ve cenaze törenleri, 15-16 Haziran İstanbul olayları, nümayiş ve grevlerin eşzamanlı olması, 27 Mayıs'ta askeri kışlasından çıkarmıştı. Daha sonra 1971 olayları ve Başbakan Prof. Dr. Nihat Erim’in İstanbul'da öldürülmesi (19 Temmuz 1980)  ikinci bir darbeye neden olmuştu (12 Eylül 1980).

12 Eylül 1980 darbesinde de sokaklar hareketlenmişti, gençlik iki kampa ayrılarak adeta çarpışıyor, ölüyor ve öldürüyordu. Askerin, emir-komuta zinciri içinde, ülke yönetimine elkoyması ile bütün bu olaylar birden kesiliyor, her şey sükût ediyordu.

28 Şubat 1997 postmodern bir darbe idi. Refah Partisi+Doğruyol Partisi Koalisyonu bir muhtıra ile sona erdirildi. Akabinde bir grup mebus RP’den ayrılarak AKP’yi kurdu (14. Ağustos. 2001). 03. Kasım. 2002 tarihinde yapılan genel seçimde AKP tek başına iktidar oldu.

*

Recep Tayyip Erdoğan, Siirt’te halka yaptığı bir konuşmada (12.12.1997), Ziya Gökalp’ın 1912’de yazdığı bir şiiri değiştirerek okumuş ve hakkında yasal işlem yapılarak mahkûm edilmiş, kesinleşen karar sonunda Pınarhisar Cezaevinde yatarak (26.03- 27.04.1999) cezası infaz edilmiştir.

Bu şiirler şöyledir:

Ziya Gökalp(1912),Asker Duası

Elimde tüfenk, gönlümde iman,

Dileğim iki: Din ile vatan...

Ocağım ordu, büyüğüm Sultan,

Sultan'a imdâd eyle Yârabbi!

Ömrünü müzdâd eyle Yârabbi!

 

Recep Tayyip Erdoğan(1997)

Minareler süngü, kubbeler miğfer

Camiler kışlamız, mü'minler asker

Bu ilâhi ordu dinimi bekler

Allahu Ekber, Allahu Ekber.

“Her devrin Firavunları Nemrutları var”.

*

AKP iktidarının Başbakanı Abdullah Gül’dür. Yapılan yasal düzenlemelerle siyasi yasaklı olan RT Erdoğan, Siirt'te yapılan araseçimle Milletvekili seçilmiştir (09 Mart 2003). Bunun için Siirt mebusu Fazıl Gündüz'ün Milletvekilliği düşürülmüş, ara seçim kararı alınmış, AKP birinci sırada mebus seçilen Mervan Gül, istifa ettirilerek, yerine RT Erdoğan seçime sokulmuştur. Daha sonra Mervan Gül Siirt Belediye Başkanı seçilmiştir.

Mecliste yemin eden RT Erdoğan, AKP Genel Başkanı ve Başbakan Abdullah Gül’ün istifasıyla da Başbakan seçilmiştir.

Olayın seyri ve düzeni; baştan sona bir programın safhalar şeklinde uygulandığını göstermektedir.

*

Recep Tayyip Erdoğan (1954, İstanbul/ Kasımpaşa), İmam Hatip Lisesi ve İstanbul/ Aksaray Yüksek Ticaret Okulu mezunudur. Genç yaşta siyasete atılmış ve Refah Partisinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiştir (27 Mart 1994 – 6 Kasım 1998). Milletvekili (10 Mart 2003 – 28 Ağustos 2014) iken AKP Genel Başkanı seçildi.

Başbakan olarak (14 Ağustos 2001 – 27 Ağustos 2014) üç Hükümet Kabinesi kurmuştur. Halk tarafından Cumhurbaşkanı seçildikten sonra TBMM’de yemin ederek Cumhurbaşkanı olmuştur (28 Ağustos 2014).

Sayın Erdoğan, Başkanlık (Türk Usulü Başkanlık) ve bunun için aktif olarak toplantılar düzenleyip AKP için 400 Milletvekili istemektedir. Başka da Hükümete ait birçok konuda yapmakta, açıklama ve görüşmelerde bulunmakta, lüzum gördükçe Sarayda Hükümet toplantısına Başkanlık yapmaktadır. Muhalefet liderlerine cevap vermekte, polemiklere girmektedir. Bilinenin, rutinin, yasal düzenlemenin dışında bir iş/siyaset yapmaktadır.

Bu hızlı ve kesintisiz bir yükseliştir. Doyuma ulaşmamıştır. Sisif’in kayasını/iktidarı sağlam bağlamak istemektedir. Bu tehlikeli bir noktadır.

*

Kürt destanı Siyabend û Xecê destanında kahraman, rakip/hedef geyiği vurur ve onu artık hareket edemez şekle getirirken (boğazlarken) bir boynuz darbesiyle vadiyi boylar ve bir sakız ağacına takılı kalır. Süphan Dağında bu iki sevgilinin mezarı ziyaretgâhtır.

Türkiye'nin tarihinde sokaklar tekin değildir. Gezi Direnişi, kendiliğinden oluşmuş ve bir boşluktan doğmuş, halkın protestosu olmuştur. Muhalefet yetersiz olunca ve Taksimdeki son damla, sabrı taşırınca sokaklar hareketlendi. Bu da tehlikeyi ve otoriteyi getiriyor. Bir noktada durmazsa, bilinir ki limandaki bağlı gemilerin de halatları kopmaktadır. Biraz sabır ve uyum, tolerans şart olmaktadır. Korku ve hürmet duvarını yıkmamak gerektir.

Gezi olayları (28 Mayıs-30 Ağustos 2013) ve buna bağlı diğer illerde yapılan nümayişler, bunlara karşı emniyet güçlerinin aldığı sert önlemler neticesinde;  8 sivil ve 2 güvenlik görevlisi (Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, polis komiseri Mustafa Sarı, polis memuru Ahmet Küçüktağ, Ahmet Atakan, Berkin Elvan, Burak Can Karamanoğlu, Mehmet İstif, Elif Çermik) hayatını kaybetmiş, 8163 kişi yaralanmıştır.

İç Güvenlik Yasa Tasarısındaki hükümler, işin vahametine işaret etmektedir. Henüz yasalaşmadan Berkin Elvanın birinci ölüm yıldönümünde, Okmeydanı'nda polis sokakta yürüyen gence silah yöneltmiştir (10.03.2015). Burdaki cinayetlerle ilgili davalar sorunlu olarak devam etmektedir.

Üniversitelerde kamplaşma artarak yükselmekte, çatışma ve ölüm olayları görülmektedir. Kürdistan coğrafyasında zaten öteden beri ikinci (olağanüstü) bir uygulama yönetim yapılmakta, ölüm olmadıkça artık olaylar ulusal basında yer bulmamaktadır. Tv kanallarından görülüyor ki, Türkiye manzaraları ve gündemler farklıdır. Bu pek de hayra alamet değildir. Merkezi medyanın, parti hizmetinde olmaktan öte devlet ve millet hizmetinde olması kaçınılmazdır. AKP, TV kanallarını da yazılı medya gibi, zapt-rapta almış,   havuz-yandaş medya ile gündemi belirlemektedir. Gündemi izleyip aktarması, halka tercüman olup kontrol, takip ve eleştirmesi gereken bu basın, iktidara göre bir gündemin yaratılmasına yardımcı olmaktadır. Bu arada maalesef yalan haberler de yapılmaktadır.

Bu şiddet ve otorite, bir fasit dairedir, sarmaldır ve giderek yükselir/artar. Bunu bir yerde kesmek ve topluma nefes aldırmak zorunludur. Basınç artınca patlama kaçınılmaz ve kontrolü çok zor, hasarı büyük olur.

Alman, ünlü tiyatro yazarı Bertholt Brecht'in bir oyunu vardı, Aturo Ui'nin Önlenebilir Tırmanışı. İlginç ve ibretli bir eserdir: "Brecht'in savaş döneminde yazdığı anti-faşist oyunda, Hitler'in iktidara yürüyüş öyküsü ile ünlü Chicago'lu gangster Al Capone'un öyküsü örtüştürülmüştür. Anlatılan gangster öyküsündeki olaylar, sahne aralarında yansıtılan yazılar ile tarihsel bir perspektife bağlanmıştır. Oyunda gösterilen olaylar 1932-1933 yılları arasındaki Almanya tarihiyle büyük benzerlikler taşır".  Ders almak gerek.

Ve neticede her insan fanidir. Bilinir ki, Nemrut da İbrahim de ölümsüz oldular. Rolü seçmek yöneticinin elindedir. Allah rast getirsin, hayra tebdil eylesin.

 

 

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.