!990’lı yılların sonuydu;
O zamanlar kitaplarım yeni yayınlanmış, “seçilmişleri İzleme Komitesi’ni” kurmuş, sözcülüğünü yapıyordum. TMOOB’a bağlı odalar ile bir çok (naylon olmayan) STK bu projeyi destekliyor. Hatta hareket Türkiye Geneline yayılmıştı.
Aynı dönemlerde Ali Haydar Veziroğlu “Barış Partisi’ni” kurmuş, Türkiye genelinde örgütlenmeye başlamıştı.
İşte öyle bir zamanda çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir grup insan ziyaretime geldi.
Böylesine sevip saygı duyduğum insanları bir arada görünce çok mutlu oldum, neredeyse ayağım yere değmiyordu.
Aralarında biri söz aldı:
“Sedat Bey, sebeb-i ziyaretimizi açıklayalım. Biliyorsun, Barış Partisi kuruldu. Bu bir Alevi Partisi’dir. Sizi tanıyor ve çalışmalarınızı biliyoruz. Bu nedenle Adana’da bu partinin örgütlenmesine katkı koymanızı hatta üstlenmenizi rica etmeye geldik” dedi.
Beynimden vurulmuşa döndüm.
Bütün sevinç ve mutluluğum bir anda yok oldu. Yüzümdeki bu değişiklik konuklar tarafından da fark edilmiş olacak ki garip garip bakmaya başladılar. Ben:
“Değerli büyüklerim, ben size ne yaptım ki bana bu hakareti layık gördünüz?” diye sorunca bu kez hepsi şaşırdı. Çünkü bu öneriyi sevinçle karşılayacağımı düşünüyorlardı.
“Biz bunu hakaret olarak önermedik” diye itiraz ettiler. Ama ben:
“Değerli arkadaşlar, benim yaşamım faşizme mücadele ile geçti. Hayatım boyu etnik, dinsel, mezhepsel ayırımcılığa karşı şiddetle mücadele ettim. Şimdi, bir Alevi Partisi’nin kurulması ne demek, bir Sünni partisi’nin kurulmasını meşrulaştırmak demek değil mi? Üç gün sonra biri kalkar, Katolik partisi, başka biri Ortodoks Partisi kurmaya kalkar. Bunlar, Kürt Partisi, Arap Partisi kurulmasının ön adımları değil mi? Kesinlikle ben buna karşıyım. Bu tür davranışları ülkenin birliğine zararlı görüyorum. Bir gün gelir, eğitim, anlayış ve demokrasilerde çok ileri gidersek ve ülke birliğine zarar vermeyecek şekilde bu tür faaliyetler olursa o zaman başka… Zaten öyle ortamlarda da bu tür saçmalıklar ve tuzaklar olmaz…” dedim.
Bu olayın üzerinden yaklaşık 20 yıl geçti.
Öncelikle bilinmeli ban Alevi Kökenliyim. Ama Alevi olmam, beni hiç kimse karşısında üstün yapmadığı gibi hiç kimse karşısında da değersiz yapamaz. İnsanların üstünlüklerini mezhepleri belirlemez… Yaşamı, ilkeleri, düşünceleri, yaptıkları belirler…
İnsana doğuşundan gelen meziyetlerle bir değer atfetmek Allah’ın emirlerine aykırı olduğu gibi, insanlığın anlayışına da aykırıdır.
Şimdi gazetelerde okuyorum: Alevi Lisesi törenle açılmış.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, AKP İktidarının fıtratına uygun olarak bu açılışı sevinçle yapmış. Ama törene katılıp, ANGUT gibi poz veren sözde Alevi büyüklerini görünce şaştım kaldım.
İnsan ancak bu kadar dar görüşlü olabilir.
Efendim neymiş, eğitimi Alevi dedeleri verecekmiş?
Yeryüzünün neresinde görülmüş böyle tuzak bir uygulama.
Hani Tevhid- Tedrisat; Hani? Nerede?
Üç gün sonra, yine Pos Bıyıklar yerine upuzun kara sakallarıyla bilmem hangi tarikatın okulunun açılmasının yolunu açmış olmuyor musunuz?
Bu anlayış bütün Alevilerin anlayışı olamaz. Olmamalı…
Alevilerin dini inançlarının gereği olan ibadetlerini “Cem Evi” bünyesinde yapmalarının bu ayırım ile hiçbir ilgisi yoktur.
İnançlara uygun ibadetlerinin Cem Evi’nde yapılması bir özgürlüktür, birliktir, bütünlüktür;
Eğitimin Alevi okullarında yapılması, ayırımcılıktır, bölücülüktür, hiledir, tuzaktır…
Bu yazım Antalya/Manavgat gerçek Gazetesi’nde yayınlanmıştır. Konunun önemine atfen Adana Medya Gazetesi’nde de yayınlama gereği duydum.