“ 1892 Tarihli Ramazanoğulları Şeceresi”

Prof. Dr. Yılmaz KURT yazdı

23 Mart 2015 Pazartesi 06:57

 

 

Bugün Adana’da en çok tartışılan konulardan birisine ışık tutmaya çalışacağım. Bu konu özel olarak Adana ile ilgili olsa da, bir vakıf vurgunu örneği olarak geneli ilgilendiren bir konudur.

Ramazanoğulları Şeceresi olarak şu anda elimizde 3-4 farklı şecere bulunmakta. Bu şecerelerin tamamı kişiler tarafında özel amaçlarla yapılmış şecerelerdir. Görebildiğimiz kadarıyla ilki 8 Şa’ban 1309 / 8 Mart 1892 tarihinde “Evlȃd-ı vȃkıfdan Müftizȃde ve kezȃlik evlȃd-ı vȃkıftan ve mütekā‘idȋn-i mülkiyeden” olan iki kişinin ortaklaşa hazırladıkları şeceredir.  Bu şecere İstanbul Başbakanlık Arşivi’nde EV.d.27654 numaralı ile kayıtlı Evkāf Defterleri içerisinde 51. İmajda, 96. Sayfada kayıtlıdır.  Şecereyi hazırlayanlardan ve “Evlȃd-ı vȃkıfdan” yani vakfın kurucusunun çocuklarından olduğunu iddia eden ve kendisini de “Müftizȃde” olarak tanıtan kişi  Adana Müftüsü İshak Efendi’nin çocuklarından veya torunlarından birisi olabileceği gibi Abdurrezzȃk Antakȋ de olabilir. Çünkü her iki aile de zaman zaman kendilerini “Müftizȃde” olarak tanıtmaktaydı. Ayrıca Abdürrezzȃk Antakȋ Efendi Ramazanoğulları vakfında bir ara nȃzırlık görevinde de bulunmuş, vakıftan aylık almış bir kişidir.  Şecereyi hazırlayan ve kendisini Mülkiye emeklilerinden birisi olarak tanıtan kişi hakkında ise şimdilik hiçbir tahminde bulunamıyoruz.

1892 Tarihli Şecere olarak adlandıracağımız bu şecere’de dikkat çeken bir husus Ramazanoğulları ile İsfendiyaroğulları’na atıf yapılması ve Banu Hanım ağırlıklı bir şecere olmasıdır. Bu özelliği ile 1892 Tarihli Şecere Şecere’ye Banu Hanım Şeceresi dememiz bile mümkündür.  Şecereye göre her iki kol da Banu Hanım’ın oğlu olarak gösterilen Mehmed Bey’den gelmekte ve günümüze ulaşmaktadır. Şecere’de kız evlad üzerinden soyun devam etmesine tek örnek de Banu Hanım değildir. Mehmed Bey’in kızı Ayşe Hanım, onun kızı Hatice Hanım; Abdi Paşa kolunda ise Abdi Paşa’nın kızı Hatice Hanım, Sadık Bey’in kızı Hayriye Hanım üzerinden şecere yürütülmektedir.

Şecere’nin en başında yer alan tanıtım yazısında şunlar yazmaktadır:

Silsile-i neseb-i tâhir ve râbıta-i nesl-i zâhirleri vesâ’it-i ma،lûme ile Zeynelabidin râdiye Allâhu ،anhu hazretlerine muttasıl olan Ȃl-i Ramazan demekle ma،rûf sâhibü’l-hayrât ve’l-hasenât İbrahim Beğ’in ahfȃd ve ensâbını mübeyyin zîrdeki cedvel tanzîm kılındı.

Burada Ramazanoğulları’nın soyu Zeynelȃbidin (R.A)’ya bağlanmaktadır. Söz konusu Zeynelȃbidin 94 H./ 712 M. Yılında ölmüş olan  12 İmam’dan dördüncüsü ve İsmailiyye’nin üçüncü imamı kabul edilen kişi olmalıdır[1].  Bu bağlantı çabası muhakkak ki büyük bir bilgin ve önemli bir hadis rivayetçisi (tȃbi) olan Zeynelȃbidin’e olan saygıdan kaynaklanmış olmalıdır. Yoksa Oğuzlar’ın Üç-ok koluna bağlı olan ve Suriye yöresine 1255’lerden sonra gelmiş bulunan Ramazanoğulları Türkmenlerinin bir Arap ailesine bağlanmak istemesini başka türlü açıklayamayız.

Şecere Yüregir Bey oğlu Ramazan Bey oğlu İbrahim Bey ile başlatılmakta, İbrahim Bey’in oğlu Halil Bey, onun oğlu Piri Mehmed Paşa ve onun da kızı Banu Hanım’a ulaşılmaktadır.

Faruk Sümer, 1964 yılında İslam Ansiklopedisi’nde verdiği şecerede ise Ramazan Bey’den sonra Şȃrimeddin İbrahim (Ö.785 H.), İhabeddin Ahmed (Ö.819), Şȃrimeddin İbrahim (Ö.831 H.), İzzeddin Hamza , Eylük (Ö.843), Dündar (861’de bey) ve sonra Halil Bey (Ö. 916) gelmektedir[2]. Faruk Sümer’in verdiği bu bilgiler dönemin Arapça ve Farsça kaynakları ile örtüşen bilgilerdir. Bu durumda 1892 tarihli Şecere Piri Mehmed Paşa öncesi bakımından kullanılamayacak kadar hatalı bir şeceredir.

Piri Mehmed Paşa’dan sonraki kısım ise daha da kötü durumdadır.  Bir defa Piri Paşa’dan sonra yerine oğlu Derviş Bey’in geçtiği konusunda bütün tarihler aynı görüştedir. Derviş Bey’in kısa süren Adana sancakbeyliği (hakimliği) döneminden sonra yerine İbrahim Bey (III.) geçmiştir. 1572 tarihli Adana Mufassal Tahrir Defteri İbrahim Bey zamanında tutulmuştur ve İbrahim Bey’e 872.000 akça yıllık has geliri  verildiği Adana İcmal Defteri’nde açık açık yazmaktadır. İbrahim Bey’in iki oğlu İsmail ve Ahmed beylere ise ze‘ȃmet tahsis edilmiştir. İbrahim Bey’in ölümü üzerine yerine oğlu Mehmed Bey tayin edilmiştir. 23 Ocak 1606 tarihinde Mehmed Bey’in ölümü üzerine yerine son Ramazanoğlu sancakbeyi olan Pir Mansur Bey tayin edildi.

Bütün bu açık gerçekliğe rağmen 1892 tarihli şecerede  6. Batında Banu Hanım’a ulaşılmış olması ve ondan sonra da yerine  Banu Hanım’ın oğlu olarak gösterilen Mehmed Bey’in getirilmesi ve ondan sonra da hemen Abdi Paşa’ya atlanması hiçbir şekilde kabul edilemez. Şecere hem Banu Hanım öncesinde, hem de Banu Hanım sonrasında çok açık şekilde hatalıdır, çarpıtılmıştır.  1892 tarihli bu şecerede ne Derviş Bey vardır, ne III. İbrahim Bey vardır, ne de İbrahim Bey’in oğlu Mehmed Bey (Paşa) vardır.  Şecere’nin Banu Hanım merkezli hazırlandığı Banu Hanım’ın kocası İsfendiyarzȃde Ahmed  Paşa ile ilgili verilen ayrıntılı/abartılı bilgi ile de ortaya çıkmaktadır:

Banu Hanım: Mûmâ ileyhâ, sülȃle-i İsfendiyârândan neseb-i tâhirleri Nureddin-i şehȋd hazretlerinden Halid ibni Velid hazretlerine ittisâl eylediği kuyûd-ı tevârîh ile mazbût bulunan Üsküdar’da Doğancılar’da türbe-i mahsûsunda defîn-i hâk-i pâk-i ،ıtırnâk olan sâhibü’l-evkâf El-hâcc Ahmed Paşa ibni Mahmud Beğ tezevvüc etmişdir.

Burada da İsfendiyaroğulları’nın soyu Halid bin Velid’e dayandırılarak şecerenin halk ve devlet kademesi üzerindeki etkisi artırılmaya çalışılmaktadır. İsfendiyaroğulları, Anadolu Türkmen Beyliklerinden Candaroğulları’nın İsfendiyaroğlu Ahmed Paşa’dan sonraki adıdır ve Araplıkla en ufak bir soy bağı yoktur. Ramazanoğulları’nın soyu Zeynelȃbidin (R.A.)’ya bağlanırken, İsfendiyaroğulları da Halid bin Velid’e bağlanmıştır. Ortadaki gerçek ise Banu Hanım’ın ünlü tarihçi Gelibolulu Mustafa Ȃlȋ ile değil de İsfendiyaroğlu Mahmud Bey oğlu Ahmed Paşa ile evlenmiş olmasıdır. İsfendiyaroğulları Üsküdar’da Doğancılar semtinde yerleşerek burada bir külliye yaptırmış olduklarından Banu Hanım’ın torunları da Adana’da oturmak yerine Üsküdar’da oturmayı tercih etmişlerdir. Bu yüzdendir ki bu aileden gelen vakıf mütevellileri “Üsküdarlı” olarak tanıtılmışlar ve Nuribeyzȃde kolu ve El-hȃcc Mehmed Bey kolu tarafından gerçek Ramazanoğlu olarak kabul edilmemişlerdir.

1892 Tarihli Şecere’de  ailenin Banu Hanım’ın soyundan geldiği şu şekilde açıklanmıştır:

“Ecdâd-ı ،izâmımızdan İbrahim Beğ ibni Ramazan Beğ ve El-hâcc Ahmed Paşa ibni Mahmud Beğ’in evlâd ve ahfâdlarından Onuncu batında bulunan zükûr ve inâsdan” . Şecere IX. Batından itibaren  Karslızȃdeler’den Adana Müftüsü İshak Efendi’nin oğulları Hamza, Mehmed Bey ve Abdurrahman Efendi ve kızı Ümmü Gülsüm Hanım’a dayandırılmaktadır.

Böylece yine kızla olan evlilik yoluyla Karslızȃdelerden İshak Efendi’nin çocukları Ramazanoğlu sülȃlesine dahil edilmektedir.  Bu şecereyi düzenleyen kişi de kendisini Müftizȃde olarak tanıtmış olduğundan böylece esas amaç da gerçekleşmiş olmaktadır. Açıkçası şecereyi düzenleyen kişiler kendi ailelerini Ramazanoğlu soyundan Banu Hanım koluna bağlayarak vakıfta hak sahibi olduklarını kendilerince kanıtlamış olmaktadırlar. Dolayısıyla bu şecerenin Osmanlı Arşivi’nde yer almış olması onun doğruluğunun bir kanıtı olarak kabul edilemez.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan Piri Mehmed Paşa’nın vakfiyelerine göre vakfın yönetimi tamamıyla erkek çocuklara bırakılmış, kız çocuklarına mütevelli olmak hakkı verilmemiştir. Burada dikkat edilmesi gereken “batn” tertibi ise işin başka yönüdür.

Şecerenin Mehmed Bey’in kızları Ayşe Hanım ve onun kızı Hatice Hanım’dan getirilen kolunda ise Hatice Hanım’ın çocukları olarak gösterilen İsmail Bey ve bunun oğlu Süleyman Bey hisseli mütevellilik yapmışlardır. Bunu da bir başka yazımızda açıklamayı düşünüyoruz.

“Vakıf Vurgunu” böyle uydurma şecerelere dayanarak Evkāf idaresindeki müfettişlerin göz yumması sonucu yüzlerce yıl devam etmiş ve devam edecekmiş gibi görünmektedir.

 

 

EK. 1: 1892 Tarihli Şecere Orijinal Metinden Bir Görünüş. EV.d. 27654, İmg: 51, s. 96.

 

[1] Ahmet Saim Kılavuz, “Zeynelȃbidin”,  DİA, c.44, İstanbul 2013, s. 365.

[2] Faruk Sümer, "Ramazan-Oğulları", İA, c.IX (1964), s. 612-620, s. 619.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.