Savaşın Bittiğini Bilmeyen Japon…
Her zaman seçim çalışmasında bir MHP’li: Cahit ÖZTOK
Hatırlıyorum, geçtiğimiz seçim döneminde ilk kez adını duymuştum. Kendi kendime, Kozan’lı bir iş adamı kendi reklamını yapıyor. Yarın bir gün seçimler biter, O da bir köşesine çekilir adı sanı duyulmaz, faaliyetleri ise hak getire…
Bu konuda arkadaşlarıma da dedikodu yaptım.
Öyle olmadı… Hiç de öyle olmadı. Sayın Öztok hakkını helal etsin…
Seçimler bitti; ama sayın Öztok 2. Dünya Savaşı’nın bittiğini fark etmeyen Japon gibi çalışmalara devam etti. Üstelik seçim döneminde hangi hızla çalıştıysa o hızla devam etti.
Ardından ben dedikodu yaptığım arkadaşlarıma: “Birisi Cahit Öztok’a seçimin bittiği söylese iyi olur” dedim.
Ve ilk defa birkaç gün önce yüz yüze geldim. Daha selamlaşmadan: ”Sayın Öztok, kiminle karşılaştıysam sizi seviyorlar. Ben bile, sizi tanımıyorum ama hakkınızda hiç olumsuz düşünemiyorum. Neden?” diye sordum.
Yanıtı net de doğruydu; “Memleketin çocuğuyuz da ondan” dedi.
Beni saygıyla karşıladı. Hoş beş faslından sonra: “Memleket Çocuğu ne demek?” dedim.”
”Habeşistanlı’nın sorunlarını Norveçli çözemez. Norveçli istediği kadar bilgili olsun… Aynı toprağın kokusunu aynı duyguyla hissetmeyen aynı coşkuyla o toprağı sevemez. Severler de biri işgal için sever diğeri onu korumak için sever.
Ben bu memleketin çocuğuyum. Kozan’ın Çukurköprü’sünden.
Köy çocuğu olmak Anadolu’nun binlerce köyünden olmak demek… Anadolu ile aynı memleketin çocuğu olmak demek.
Biz nasıl büyüdük, milyonlarca hemşerim gibi köyde, toprakla iç içe… Traktörlerde taşınarak., sacda pişmiş ekmeği paylaşarak, tezeği kurutup onunla ısınarak… Bunlar gururla söz edeceğimiz şeylerdir. Sadece bana has bir yaşantı değil, milyonlarla aynı duyguyu paylaşmak demektir.
Memleket çocuğu olmak böyle bir şey işte; ben bunu anlıyorum.
Çamurda yürümemiş kişi bu coğrafyada yaşayanların sorunlarını nasıl anlasın?
Ayağımızda lastik kundura, şalvarımız ve sırtımızda bir çuval bulgurumuzla ilçe pazarına inip, alacağınız o parayla neler yapacağınızın hayalini kurmamışsanız, köylünün sorununu çözemezsiniz.
Böyle anladık, böyle kavradık ve böyle durduk… Duruşumuz ile belirli bir noktaya geldik. Köyümüzünün ve köylümüzün ürünlerinin daha iyi değerlendirilmesi için projeler geliştirip bunu gerçekleştirdik. Şimdi köyüm ve çevresine olan vefa borcumu ödemeye çalışmakla gurur duyuyorum.
“Gerçekten size hiç kimse seçimlerin bittiğini söylemedi mi?”
“Artık öyle bir noktaya geliyorsunuz ki, kamuoyu size bir rol biçiyor. Hani siz daha iyi bilirsiniz, bir kitabı yarıya kadar yazarsınız, sonra da kitap kendini yazdırır. Evet, zaten bende yaşadığım yöreye vefa duygusu var. Bu duyguyla yola çıktım. 1998 yılında yolum Milliyetçi Hareket Partisi ile kesişti. Baktım, eğer yaşadığınız toprağı, şehrinizi, ülkenizi ve birlikte yaşadığınız insanları seviyor ve bir şeyler yapmak istiyorsanız yolunuz zaten Milliyetçi Hareket Partisi’ne çıkıyor.
Bireysel olarak davranacağımıza parti çatısı altında çalışmaya devam ettim.
Geçen seçimlerde öyle bir çalışma yürüttük ki, toplum size bir rol biçti. Toplumun istekleri, beklentileri ve ihtiyaçları bizi yönlendirdi.
Durmak artık bizim elimizde değil. Çünkü bu hareketler göstermelik veya gelip geçici değil, artık yaşam biçimimiz oluyor.
Şikayetçi misin? Diye soracak olursanız. Değilim.
Peki partim veya halkımız bize teveccüh göstermedi mi? Gösterdi hem de çok fazla teveccüh gösterdi. Haziran 2011 seçimlerinde MHP’den 4. Sırada milletvekili aday oldum. Sizde izlemişsinizdir. Milletvekilliği geldi gitti, küsürat oylarla milletvekilliği kısmet olmadı.
Ben kendimi, bana teveccüh gösterilmiş ve seçilmiş saydım.
Biraz da onun için sahadan çekilmedim. Çekilmeyeceğim.
İşte memleket çocuğu olmanın anlamlarından biri de bu…”
“Bence yanlış yapıyorsunuz. Genel merkez koridorlarında dolaşmak varken, dağ, taş dolaşmak neyinize?”
“Öyle zannediliyor, ama öyle değil. Benim görev alanım ve sorumluluk bölgem bu coğrafyadır. İsteyen, Genel Merkez koridorlarını aşındırsın. Ben, kendi işinde gücünde olup da seçimlere birkaç ay kala sahaya inmiş insan değilim.
Siz bile fark etmişsiniz; Dün sahadaydım, bugün sahadayım ve yarın da sahada olacağım…
Genel de söylüyorum, bazı kimseler genel merkez koridorlarını aşındırmaya devam ede dursunlar ben, dağlarımı, taşlarımı, ovalarımı aşındırmaya ve yurttaşlarımla iç içe olmaya devam edeceğim.
“Projelerinizi özellikle sormuyorum. Daha sonraya bırakıyorum.”
“Sorun sorun… Bir çok projemden sadece ikisini kamuoyu ile paylaştığım için söyleyebilirim. Birincisi Tarsus – İskenderun Arası Sahil Yolu Projesi. Bu projenin yaşama geçtiğini hayal edin. “Bir yurdun can damarı olan yolların çevresinde oluşacak turizm tesisleri, işletmeler, diğer yatırımlar ve bu potansiyelin neden olduğu istihdam kapasitesi… yaratılacak istihdamın 100- ila 150 bin arasında olacağı hesaplanmaktadır.
İşte hemen şuracıkta duruyor.
Aganini Maganini Diyerek Millete Aganini Maganini Yaptılar
Bir de Narenciye projesi: Siz de bilirsiniz, dünyanın narenciye depoları, Çukurova, İtalya’da Po Ovası, İspanya’da Valensia Ovası’dır. Bir de Ortadoğu’da Yafa yöresi.
Dünyada başka narenciye deposu yoktur. Bölgeler, narenciye cinslerine adlarını verecek kadar uluslararası çalışmalar yaparken biz kendi yöremizde neredeyse narenciye üretimine bile darbe vuracağız. (Portakal cinsine Valensiya diyoruz; İspanya’nın şehri. Yafa diyoruz, şehir adı. Wshington… Biz ne yapmışız sadece Rize mandalina diyoruz. Çukurova? Çukurova yok.
Bir bakanın ortaklığı var diye “Aganini, naganini” adı altında başta televizyonlar olmak üzere devletin bütün olanaklarını kullanarak ürününü pazarladı. Hani şimdi nerede? Yok. Çünkü o, bakanın sermayesini çoğaltmaktı amaç. Yaptılar da…
Aganini, maganini diyerek millete aganini maganini yaptılar…,
Vitamin deposu olan bu narenciyeyi tüketme politika ve çalışmamız yok. Ne idüğü bellisiz sütler veriyoruz çocuklara… Hele hatırlayın eskiden süt tozu ile süt verdiğimizi zannederdik. Bu kaynağı belirsiz ürünleri çocuklarımıza vereceğimize neden “Narenciye Suyu”nu vermiyoruz. Hem çocuklarımız bunu hak eder, hem çiftçimiz hem de ekonomiye büyük destek sağlanmış olur.
“İnşallah hayata geçirmeyi düşündüğüm bir proje daha var: Ankara’da ‘Adana Genel Sekreterliği’ oluşturmak. Bir anlamda Adana Lobisini resmileştirmek. (Sayın Öztok bu konuda detaylı açıklamalar yaptı.)
“Son günlerdeki siyasi gelişmeler için ne düşünüyorsunuz?”
“Hangi biri için soruyorsunuz, alın birini vurun ötekine. Rüyamda görsem inanmazdım, Atatürk’ü sonsuza uğurladığımız mekânda PKK temsilcileri ile görüşülme yapılmasına inanamıyorum. Söylenecek çok şey var, inşallah bunları TBMM kürsüsünde de dile getireceğim.
Bir gerçek var ki, evlerde yanan ateşin ve boş tencerelerin mağduru kadınlarımızdır. Boş tarlalarımızın ve üretilmiş ürünlerin değersizleşmesinin mağduru köylüler; kapanmış fabrikalarımızın mağduru, hem sanayici ve iş adamlarımız hem de işçilerimiz. Bu listeyi uzatabiliriz. MHP’nin programı ekonomik sorunlara çözüm ve ülkenin sosyal bütünleşmesinin özetidir. Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğünün tek sigortası Devlet Bahçeli ve temsil ettiği Milliyetçi harekettir. Gelişen olaylar gösteriyor ki, beklemeksizin MHP iktidarına ihtiyaç vardır.”
“Teşekkür ediyorum.”
“Ben de şahsınızda Adana Medya Gazetesine teşekkür ediyorum.”