İçimizdeki Kahraman

Sedat Memili yazdı

27 Mart 2015 Cuma 06:44

Bazı kahramanlar gizlidir; Karadenizli Temel gibi…

Bu nasıl gizlilik diyeceksiniz, Sağır Sultan’ın bile duyduğu bir kahraman gizli olur mu? Olmaz elbet.  Gizli olan kahraman değil, kahraman ile özdeştirdiğimiz kendi içimizdeki niteliklerdir.

Pinti ruhluların kahramanı cömert; korkak olan ise cesurdur. Kahraman bir yönüyle bizi kendi gerçekliğimizle yüzleştirir, diğer yönüyle de kendimizi görmemizi engeller. Kendimizde var olan ama yüzleşemediğimiz gerçekleri kahramanlara mal ederek duygularımızı tatmin ederiz.

Kahramanları yaşatan yaptıkları değil, bizim ona yakıştırdıklarımızdır. Çağlar öncesi yaşamış Nasrettin Hoca’yı rokete bindirir Ay’a göndeririz; günümüzdeki bir insanı çağlar ötesinde yaşatabiliriz.

Buna hayal gücü deniyor; ama hangi hayal vardır ki bir derecede olsa nesnel koşullara bağlı olmasın?

Mitolojiler bir hayal gücünün ürünü sayılabilirler. Ancak her mitolojik öykü ve kahraman günümüzde bile güncelliğini koruyan niteliklere sahiptir.

Procrustes,  Yunan Mitolojisinin en ilginç tiplerinden biridir. Özelliği şudur ; bir devdir Procrustes. Uyuyacağı zaman boyuna göre yatak bulamadığında, fazlalıklarını keser, uzatır ya da kısaltır. Yatağı boyuna göre ayarlayacağına, boyunu yatağa göre ayarlar.

Böyle bir nitelik sadece çağlar ötesine mi ait? Hayır.

Bireysel ya da toplumsal düşündüğümüzde, bu tür niteliği her zaman görmek mümkündür. NTV’de adına “Beyaz” denen ve halkımıza “sanatçı” olduğu dayatılan kişinin televizyon programını izliyorum. Birkaç kişiyi konuk almış. Aralarında bir de yanılmıyorsam Alman asıllı ancak Türk Vatandaşlığına geçmiş bir kişi var. Konu, Türklerin AB geçiş sürecindeki kültürleri. Her kafadan bir ses çıkıyor. Ortak yanılgı ise Türklerin kendi kültürlerini AB normlarına uydurmaları.   Konuklar bu düşüncede ortak çürüme içinde.  Sıra, sonradan Türk vatandaşı olmuş konuğa gelince o da kırık Türkçesi ile: “Neden Avrupa’ya özeniyorsunuz? Türkiye’de öyle değerler gördüm ki bunları Avrupa’da bulmanız mümkün değil. Türkiye’yi de özellikli kılan bu. Bence Türkiye kendini Avrupa’ya uydurmaya çalışacağına, kendi değerlerine daha çok sahip çıksın” deyince bütün konuklar buz gibi oldu ve bir daha da bu vatandaşa söz hakkı vermediler.

Hem bu programı seyrederiz hem de Dev Procrustes’in, kendini yatağa göre ayarlamasını hayal ürünü zannederiz.

Bireysel ve toplumsal çürüme başkalarına körü körüne özenmekle başlamıyor mu? Yeryüzünde hiçbir kültür değeri durağan değildir. Akan su gibi her an değişir. Süreç içinde iyiye daha iyiye değişmek değil midir çağdaşlığın adı? Ama değişimden söz ediyoruz, toplumsal değerleri alçaltıp daha değersiz kültürlere özenmekten değil.

Ne kadar dev olursanız olun, yatağınızı boyunuza göre ayarlayamazsanız, birileri sizi cüce yapabilir. Başkalaşmak ile başkalaştırılmak birbirinden farklıdır. İkisinin de ortak özelliği kendine yabancılaşmadır. İşte çürümenin felsefe dilindeki adı bu.

Başkalaşmak için bu kadar hevesli olan başka aydınlar gurubu var mı bilmiyorum? Kendilerinden mi utanıyorlar? Eğer yaşadıkları toplumdan utanıyorlarsa şöyle düşünmek gerek, utanılacak bir toplum yaratılmasına neden katkıda bulunuyorlar?

Ve bu aydınlar bilmiyorlar mı ki; özgür olmayan toplumların ne sanatı özgürdür ne ekonomisi ne de kültürü?

Bağımsız olmayan bir devlette, kendini bağımsız zanneden bir yurttaş, kör sağır ve dilsiz bir insanın tıbbi analiz yapmasına benzer.

Bu ülkede doğduk, burada sevdik aşık olduk; burada kavuştuk ya da terk edildik; okuduk meslek sahibi olduk, tek kelime ile bu ülkede insan olduk. Adına Anadolu denilen Dev ananın memesinden beslendik. Hiç mi vefa borcumuz yok.

İçimizdeki kahramanı açığa çıkaralım. Bu ülke için güzel şeyler yapmak… Bundan daha uzun yaşayacak bir kahraman yoktur.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.