Geleneksel İslam

Talat ÖZYÜREK yazdı

03 Nisan 2015 Cuma 06:36

                         Önemli olan, yüzlerce hurafe, bidat, mürted hatta şirkten kurtulup dinimizi aslı gibi yorumlayabilmektir…

Elbette hiçbir din, sanat, fikir geçmişi var olmadan var olamaz, tıpkı mecelle’nin bin üç yüzyıllık geçmişi gibi…

Vahyin yeryüzüne inen ilk surelerinde Âlemlerin Rabbi’ni lansmanlatmaya ayrılan ayet sayısı beş, insanı tanıtmaya ayrılan ayet üç iken Ebu Cehil’i anlatmaya ayrılan ayet sayısı onbirdir… Demek ki Cenab-ı Hak yüce sıfatını ve yaratılmışların en şereflilerini tanıtmadan, şirk ve şürekâlarının tanınmasının daha elzem olduğunu söylüyor…

Aslı olmazsa, hurafeler de olmaz. Çok şükür aslı var ki bundan hurafeler doğdu… Diyor ya ‘Hz. Muhammed’in kandilinin yanması için Ebu Leheb’in kıvılcımı kaçınılmazdı… Tevhit bilinmeden onun tezatı olan şirk bilinemeyeceği gibi, şirk tanınmadan da onun zıddı olan tevhit bilinemez…

Yaşamı boyunca elini dahi öptürmemiş fahri kâinatın saçı sakalı diye müze, cami dolaştırmamak, türbeler önüne gidip medet ummamak, yaşamında tesbih bilmeyen peygamber yolunda gidiyorum diyerek sokaklarda tesbih çekmemektir gerçek islam…

Yüce Kuran’ımız birçok yerde geçmiş milletleri ve peygamberleri kıssa eder. Yani İslam’ın köklerinin çok derin olduğunu belirtip, kıssaların sonunda da ibret alın ey akıl sahipleri! Der… Demek ki gelenek ve geçmiş mühim olmasaydı Rabbimiz bize bunları nakletmezdi…

Bilmiyorum buna gelenek diyebilir miyiz? Hz. Peygamber sahabe nesli gibi ayrıcalıklı bir nesil bırakıp, onlara saygı duyulmasını istediği gibi Âlimleri de Peygamber varisi olarak beyan etmiştir…

Tamam,  gelenek ve göreneklerimizi yaşayalım lakin bu kültürel manada olsun. Milletler kültürleriyle oluşur, neticesinde de medeniyet olarak da var olurlar ama teolojik mana da gelenekler yaşantımıza sirayet ettiğinde hem zahiren hem de batın’en hurafeliğe girer. Adetlerin her çeşidinin, islam şiarına, ters olduğunu söyleseler diyecek bir şeyimiz kalmaz. Lakin!!!

Kuran’ı Kerim bu tip din anlayışını atalarının dinine uyanlar diyerek kınamıyor mu?

Nuh’a da Musa’ya da inanmayanlar, hep biz atalarımızdan böyle bir şey duymadık.   Diyerek iman etmemişlerdi…

Allah’ın indirdiği dine ve o’nun elçisine gelin dendiğinde, bize atalarımızın yolu yeter, dediler… Ya böyle körü körüne inanmışlık olur mu? Hiçbir yeniliğe, ne dinsel ne de başka türlü açık olmamak anlaşılması güç bir durum olsa gerek…

İşin cemaat boyutuna gelecek olursak da mensupları teolojik yorumlara, hocamız böyle diyorsa doğru olan budur diye bakarlar. Her ne kadar cemaat dinimizin olmazsa olmazı olmuş olsa da sanırım bu tip davranış, yorum ve aidiyet anlayışı yerilmesi gereken cinstendir…  

Bugün Emevi silsilecileri, bir yandan camii ve Kuran kusların da tevhidi anlatırken diğer yandan şahadet düşmanları emperyalistler ile işbirliği yaparak şirkin bilinmesine giden tüm arterleri tıkayarak hem Müslümanları memnun ediyor hem de İslamın düşmanlarını…

Şunu kendime sorup işi biraz da bireyselleştirerek müşahhas hale getirdiğimde. Gelenek ve hadisi baz alan gelenekçi Cübbeli mi? Hurafe ve bidat’a savaş açıp yalnızca ayete sarılarak bunu beyyinelere dayandıran modernist Yaşar Nuri Öztürk mü? Yoksa her ikisinin ortasını iyi harmanlayan Ali Bulaç mı?

Rasyonalite ve realiteyi savunan, lakin yazı da, yer yer git geller yaşayan, yer yer de tezatlaşan ve fıkıh bilgisi kısıtlı olan biri olarak işin içinden de çıkamayarak soruyorum?

Geleneksiz din, din olur mu? 

                                                                                              Sevgi Saygı Dua İle…

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.