Olağan şüpheli olmak nasıl bir duygu

Mustafa Attaroğlu yazdı

06 Nisan 2015 Pazartesi 14:19

Size birisi ya da birileri herhangi bir konuda ‘’olağan şüpheli ‘’gözüyle baksa ne hissedersiniz.

Hiç iyi şeyler hissetmeyeceğiniz bir gerçek.

Hele yasalarımızda icra ettiğiniz meslek  yargı görevi yapanlar arasında sayılmış ise size ‘’olağan şüpheli’’ gözüyle bakılması daha fazla üzüntü verir.

Hain bir terör saldırısı sonucu görevi başında şehit edilen savcımız Mehmet Selim Kiraz sonrası gündeme gelen bu durum kamu oyunda farklı şekilde anlaşılmaktadır.

Gerçekten adliyenin güvenliğinin zaafa uğraması  hakim, savcı, avukat, diğer adliye çalışanları ve adliyeye giden vatandaşlarımız bakımından ortak bir sorundur.

               Ülkede yaşayan herkese üzüntü veren olayın  oluşmasına neden olan güvenlik zaafının  sadece  avukatların adliyeye girişi ile bağlantı kurularak çözümlenmeye çalışılması ve bunun sonucunda adalet sistemi içerisinde yer alan avukatların hedef tahtası yapılmaları kabul edilemez.

         Yakın zamanda kamuoyu tarafından tartışılan ‘’Makul Şüphe’ ’kavramından sonra sanırım ‘’Olağan Şüpheli’’ kavramını da epeyce tartışacağız.

         Öncelikle şunu bilmeliyiz.

 Avukatların sahip olduğu kimlik kartlarında çip olarak bilinen ve taklidi mümkün olmayan bir sistem vardır.

Avukatlar bu sistem ile ülkemizde yer alan tüm adliyelerin  güvenlik kapılarından akıllı kartlarını okutmakta ve şahsi ve bilgilerinin ekrana yansıması  sonucunda giriş yapmaktadır.

Peki yasal olarak durum nedir.

Ona da bakalım.;

Öncelikle adliyelerde görev yapan özel güvenlik görevlilerinin kimlik kartlarının okutularak geçme işlemleri dışında avukatların üstünü ya da evrak çantasını hukuken  arama hakkı var mıdır.

Cevap.

Hayır yoktur.

         Peki neye dayanarak söylüyoruz.

Elbette mevcut yasalara dayanarak.

Buyurun bakın  5188 Sayılı Kanunun 7.maddesine.

Bu madde de özel güvenlik görevlilerine böyle bir yetki vermediği gibi, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 58.maddesi, tıpkı hakim ve savcılar bakımından 2802 Sayılı Kanunun 88.maddesinde olduğu gibi, böyle bir uygulamayı genel kolluk bakımından ve PVSK’ nun ek-9.maddesi bakımından dahi mümkün kılmamaktadır.

Şimdi ne olacak.

Her ne kadar sözlü emirlerle  yapılan uygulamalar hukuk dışı olsa da bizler sabırla ve ısrarla herkese her ortamda savunmanın temsilcileri olarak, TCK’ nun 6.maddesine göre yargı görevi yapan avukatlara uygulanmaya çalışılan hukuk dışı  idari işlemlerin yasalarda olmadığını anlatmaya devam edeceğiz.

Peki, haklı bir güvenlik kaygısından hareketle, avukatlar hakkında sistemli bir biçimde geliştirilen menfi propaganda  sonucunda uygulanmaya başlanan üst araması  hâkim ve savcılara yapılırsa ne olur.

Her ne kadar mahkeme salonlarımızda kürsü eşitsizlik sorunu hale giderilmemiş olsa da böyle bir uygulamayı da asla kabul etmeyiz.

 

Peki ne istiyoruz.

Adliyelerde oluşan güvenlik sorunlarının  çözümünde  yargı görevi yapan  tüm   hakim ve savcılar gibi eşit muamele yapılması ve meslek onurumuz ile asla oynanmamasını.

Bir avukat olarak soruyorum.

Çok şey mi istiyoruz.

         Hayır.

 

                                                      Av.Arb.Mustafa ATTAROĞLU

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.