31 Mart’ta ülkemizin üzerine çöken kara bulutlar bir türlü aralanmıyor. Ülke olarak güneşe hasret kaldık. Peşpeşe kötü haberlerle sarsılıyor ve geleceğe yönelik iyimserliğimizi yitiriyoruz. Olaylar böyle devam ederse 7 Haziran’da seçim nasıl yapılacak, bilemiyoruz.
Önce elektrikler kesildi gerçek anlamda karanlıkta kaldık. Kimse bir açıklama yapmadı. Açıklama yapanların söylediklerinden de kimse bir şey anlamadı. Aradan bir hafta geçti hala kamuoyunun anladığı dilden konuşan yok. Bir haftalık geçikmenin ardından TEİAŞ Genel Müdürü istifa etti. Oysa ki başka ülkelerde önce bakanın istifası beklenirdi. Daha trajikomik olanı Genel Müdür’ün istifasını Enerji Bakanı açıkladı.
Sanırım genel müdür istifaya zorlandı. Siyasiler kendilerine bir günah keçisi bulmuştu.
Elektriklerin olmamasından kaynaklanan karanlıktan daha zifiri olanı varmış! Aynı gün Çağlayan Adliye Sarayı’na giren teröristler Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ı önce rehin aldılar sonra beceriksizce bir operasyon sırasında şehit ettiler.
Karanlık üzerimizden içimize sirayet etti.
Bir gün sonra İstanbul’da polis merkezine bombalı saldırı oldu.
Yetmedi Cumartesi gecesi Fenerbahçe Futbol Takımı kafilesini taşıyan otobüse silahlı saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırıyı bir futbol terörü olarak algılamak yanılgıların en büyüğü olur. Planlanmış, direk otobüs şoförünü hem de otobüs viyadük üzerindeyken hedef almak katliam yapmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.
“Birileri düğmeye bastı” gibi olayı başkalarına yıkmak gibi bir niyetim yok. Ülkede ne oluyorsa sebebi bizleriz. Başkalarının düğmeye basmasına izim veriyorsak yine sorumlu bizleriz.
Korkum derinleşiyor. Seçim yaklaşıyor. Seçime kadar neler yaşayacağız kaygısı yapıyorum.
Umarım korkularımız değil, hayallerimiz gerçekleşir.