İnsan hayatının korunması İslam Dininin temel ilkelerindendir

İnsan hayatının korunması İslam Dininin temel ilkelerindendir

08 Nisan 2015 Çarşamba 06:42

Okuyucularımız hatırlayacaktır; 07 Mart 2015 tarihinde Adana İl Müftüsü Arif Gökçe’nin Çukurova Üniversitesi Ramazanoğlu Konağı Kültür Merkezi’nde kamuoyunu aydınlatan konferansı vardı.

“Güncel Dini Meseleler” başlıklı konferansın ilk bölümünü yayınlamıştık. Konunun derinliği ve önemine atfen böyle bir konferansta verilen mesajları tek bir röportajda vermek mümkün değildi “Birinci bölümde Sosyal Değişim ve İslam Hukuku” başlıklı konuyu değerlendirmiştim.  Şimdi bu konferansın 2. Bölümünü sizlerle paylaşıyorum.

 

İslam, Zorunlu Estetik Ameliyatına karşı değildir.

 

Bu günkü konu Tıp ve Sağlıkla İlgili Bazı Meseleler.

Dünyada, en büyük harcama silahlara yapılmaktadır. İkinci büyük harcama ise Kozmetik alanındadır. Bunun dışında estetik amaliyatlar gün geçtikçe çoğalmaktadır. Güzel görünmek veya vücuttaki ciddi şekil bozukluklarını gidermek için yapılan estetik ameliyatlara din nasıl bakmaktadır?

Sözü Sayın Gökçe’ye bırakıyorum: “Allah insanı en güzel şekilde yaratmıştır. Onun makul ve mutedil ölçüler içerisinde süslenmesine, güzel görünmesine ve güzelliklerini korumasına izin vermiştir. Hazreti Peygamber  güzel giyinme hakkında kendisine yöneltilen bir soruya “Allah güzeldir, güzelliği sever” şeklinde cevap vermiştir. Kendisi de hayatında daima temiz ve düzenli olmuş, sade ve güzel giyinmeyi, güzel koku sürünmeyi teşvik etmiştir.

Buna karşılık İslam, Fıtratı bozmayı, yaratılışı değiştirmeyi hedef alan tasarruf ve müdahaleleri yasaklamıştır. (Nisa 4/119)

Estetik ameliyatlar genel olarak; Dikkat çekmek, daha güzel görünmek ya da tedavi amacına yönelik olmaktadır. İlk iki neden, yaratılıştan verilmiş olan özellik ve şekillerin değiştirilmesi İslam dininde, fıtratı bozma olarak kabul edilerek yasaklanmıştır.

Nitekim Arfece adlı sahabî, bir savaşta burnu kopunca, gümüşten bir burun yaptırmış, bunun koku yapması üzerine, altından bir burun yaptırılmasına Hz. Peygamber müsaade etmiştir (Ebû Dâvûd, Hatem, 7; Tirmizî, Libâs, 31). Buna göre hastalık sebebiyle saçları dökülenler, kaza sonucu burun, kulak, göz gibi organlarını kaybedenler veya vücudunda doğuştan yada sonradan meydana gelen şekil bozuklukları bulunanların estetik ameliyat yaptırmaları bir tür tedavi olup, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirilemez.

Nitekim Din İşleri Yüksek Kurulu 28.11.2002 tarihinde konu hakkında açıklama yapmıştır.

Yukarıda zikredilen açıklamalar ışığında, Estetik ameliyatın;

salim fıtratı bozmak kastı olmamak,

yapılmasında bir yarar veya yapılmamasında mevcut bir zarar bulunmak,

hile, aldatma veya karşı cinse benzeme kastı bulunmamak,

hukukî karışıklığa ve yanlış anlamaya yol açmamak kaydıyla bir tür tedavi olarak yaptırılmasında sakınca yoktur.

 

 

Peki, Tüp Bebek Konusu İslami açıdan nasıl değerlendirilmektedir.

 

Sayın Gökçe bu soruya hem ahlaki hem de bilimsel açıdan yanıt verdi.  Kamuoyunda yaratılan bütün anlam kargaşasına rağmen Sayın Gökçe’nin İslam penceresinden yaptığı açıklama tatmin edici ve olumsuz eleştiriye mahal vermeyecek nitelikteydi. “ Din İşleri Yüksek Kurulu bu sorunu çözmüştür. Bu çözüm yoluna göre; Kadın veya erkekteki bir kusur sebebiyle, tabiî ilişkiyle gebeliğin gerçekleşmesi mümkün olmadığı takdirde;

Döllendirilecek yumurta ve sperm, her ikisinin de nikahlı eşlere ait olması, yani bunlardan herhangi biri yabancıya ait olmaması;

Döllenmiş olan yumurta, başka bir kadının rahminde değil, kendi rahminde (yumurtanın sahibi olan eşin rahminde) gelişmesi;

Bu işlemin, gerek anne-babanın; gerek doğacak çocuğun maddî, ruhî ve aklî sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağı tıbben sabit olması şartıyla;

Normal yoldan gebe kalması ve anne olması mümkün olmayan evli hanımların, çeşitli tıbbi yollarla gebeliklerinin sağlanmasında, İslâmî hükümler açısından bir sakınca görülmemektedir .

Başka kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanmasının ise insanlık duygularını rencide etmesi ve zina unsurlarını taşıması sebebiyle caiz değildir.”

Sayın Gökçe’nin bu açıklaması bence gayet mantıklıydı. Toplumda yaratılmış olan olumsuz esintiye bir anlam veremedim.

 

İnsan En Şerefli Varlıktır.

Amiyane bir ifadeyle “Geldik, zurnanın zırt dediği yere”. Kamuoyunda sıkça tartışılan ve bir çok çevre tarafında suiistimal edilen Kürtaj konusuna.

Kürtaj yapmak caiz midir?

Anne-baba ya da bir başkasının anne karnındaki yavrunun hayatını sonlandırma yetkisi var mıdır?

Gebelikten önce önlem almanın bir sakıncası var mıdır?

Fakirlik korkusuyla ya da sakat doğacağı söylendiği için bir bebeği doğumdan önce aldırmak caiz midir?

               

İnsan hayatının korunması, İslam dininin beş temel ilke ve amacından biri olduğu gibi insanın en şerefli varlık olduğu, insanın saygınlığı ve dokunulmazlığı da İslam’ın ısrarla üzerinde durduğu ana fikirlerden biridir. İnsanın yaşama hakkı, erkek spermi ile kadın yumurtasının birleştiği ve döllenmenin başladığı andan itibaren Allah tarafından verilmiş temel bir hak olup artık bu safhadan itibaren anne baba da dahil hiçbir kimsenin bu hakka müdahale etmesine izin verilmemiştir.

Ayet ve hadislerde yer alan genel prensipler ve özel hükümler, anne karnındaki ceninin dinen meşru sayılan haklı bir gerekçe olmadan düşürülmesine, aldırılmasına ve gebeliğe son verilmesine müsaade etmez. “Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin.” (En’am 6/151; İsra 17/31) ayeti, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kasten çocuk düşürenin veya buna sebep olanın maddi tazminat ödemesine hükmetmesi (Buhari, Diyat, 25-26), anne karnındaki çocuğun hayat hakkını da güvence altına almaktadır. Diğer taraftan Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bu tavrı, söz konusu fiili, cinayet olarak değerlendirdiğini göstermektedir. Bu itibarla İslam, annenin hayatını doğrudan etkileyecek tıbbi bir zaruret bulunmadıkça anne karnındaki çocuğun düşürülmesini veya aldırılmasını kabul etmemektedir.”

Sayın Gökçe konuşmanın bu bölümünde benim ilk kez duyduğum “Gurre” kavramından söz etti. Gurre’nin cenine karşı  bir cinayet işlenmesi halinde ödenen ceza/ Tazminat olduğunu anlatıp örnekler verdi.

Bana ilginç bir adalet anlayışı gibi göründü ve gerçekten de adil olarak yorumladım. Üstelik gurre’nin miktarından ve kimler arasında pay edilmesi gerektiğini anlattı. “Gurre, ceninin mirası kabul edilir ve düşmesine sebep olan kimse hariç, varisleri arasında paylaştırılır. Gurrenin ödenmesi için çocuk düşürmenin kasten veya hata ile olması, anne veya baba tarafından işlenmesi fark etmez.” Dedikten sonra ekledi: “Sonuç olarak denilebilir ki, gebeliği önleyici tedbirlere başvurarak doğumu kontrol altında bulundurmak, istenmeyen durumlarda gebeliğe engel olmak caiz ve mümkündür. Ancak gebelikten sonra, annenin hayati tehlikesi gibi haklı ve kesin bir zaruret olmaksızın, düşürmek veya kürtaj yolu ile aldırmak caiz değildir dedi. Ve bu kararın kaynaklarının ne olduğunu anlattı.

Değerli okurlarım, İslamiyet, İslamiyet’in karşılaştığı tehditler ve İslami inançların kökenleri hakkında bir çok araştırma yaptım.

İslam’a en büyük tehdidin, dışarıdan değil içeriden geldiği sonucuna ulaştım. İslam ulu bir dindir, İslam, kendisini siyasal amaçları için kullananların elinde asla değer kaybetmez.

İslam’ı araç olarak kullananlar, İslam’ı anlama sürecine de zarar vermektedirler.

Sayın Arif Gökçe, aydın bir din insanıdır. Bu anlayıştaki insanların çoğalması ile , dinin yanlış anlaşılmasını büyük ölçüde önlenmiş olacaktır.

Elbette konu bitmedi.

Önümüzde organ nakli, Ötenazi, İntihar, Kadınların Konumu ile İlgili Meseleler, kadının şahitliği konular var…

Bekleyelim.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.