ADANA SOLUDUK ADANA YAŞADIK
Çukurova Üniversitesi Ramazanoğlu Konağı Kültür Merkezi’nde bıu hafta (04.04.2015) yapılan etkinlikte KOZVAK ve Kent Konseyi Kadın Meclisi, Türk sanat Müziği Topluluklarının birlikte düzenledikleri dinletide Adana soluduk, Adana yaşadık.
Katılımcılar şarkılar eşliğinde, Adana Soludu, Adana Yaşadı. Çünkü, şarkılar, portakal çiçeği, ezgiler turunç, sevinçler mandalina kokuyordu. Salonun hakimi narenciye idi.
Sesini Kaybetmiş Aslan…
Aslanı Ormanlar Kralı yapan niteliği nedir diye zaman zaman zihnime takılır. Sonra şu soruya yanıt ararım: Sesini kaybetmiş bir aslan, ne derece ormanlar kralı olur? Düşünün ki Aslan kükremeye yoğunlaşacak ama sesi çıkmayacak. Bu aslan için bir felakettir. Peki ya aslanını kaybetmiş bir sesin ne anlamı vardır.
Ne sesini kaybetmiş bir aslanın anlamı vardır ne de aslanını kaybetmiş bir sesin.
Aslanı kral yapan, sesi, ruhu ve gövdesinin bütünleşmesidir. Krallık onun dışavurumudur.
Üstat Uğur Doğan Türe’nin Tambur ile bütünleşerek çevreye yaydığı ezgiyi dinledikçe aklımdan bunlar geçiyordu.
Kudüm’ün böylesine duygusal bir etki yarattığına ilk kez tanık oluyordum. Esin Ünlü, Kudüm ile insanların duygu dünyalarını uyarıyordu. Kanun, başlı başına bir derya, Tayfur Sökmen kanunu ile konuşuyor biz de dinliyorduk.
Ud, Yasin Önenli ile; Keman, Güniz Küstü ile Keman ise Erdinç Karakaya ile ezgilerden oluşturdukları bir dünyanın ufuklarına doğru kanat çırpmamızı sağlıyordu.
Şef Şenay Apaydın, bu ezgiler dünyasının egemeni olarak derlediği huzuru dinleyicilere dağıtıyordu.
KOZVAK ve Kent Konseyi Kadın Meclisi, Portakal Çiçeği Karnavalı ortak paydasında bir araya gelerek bizleri yine huzur ve duygu yolculuğuna çıkardılar.
Koro, günün anlamına yakın olarak, Teoman Alpay’ın Nihavent Makamı’ndaki “Bahar geldi gül açıldı ruhuma neşe saçıldı” eseri ile başladı.
Ardından Deniz Türkeş Hanımefendi yine nihavent makamında Muzaffer İlkar’ın “Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın / Aşk gibi, sevda gibi huysuz ve tatlı kadın” adlı eserini seslendirdi.
Bu iki eserde Nihavent Makamında idi. Ancak birincisinde neşe, ikincisinde hüzün dolduk. Makamların duygulara etkisi nedir diye bir soru takıldı azihnime.
İbn Sina’ya göre “ses” varlığımız için zaruridir. Ahenkli bir düzen içersinde, belirli bir şekilde ayarlanmış olan sesler, insan ruhu üzerinde çok derin tesirler yapar. Sesin etkisi insan sanatı ile zenginleştirilir. Yine İbn Sina’ya göre, ses tonu değişiklikleri insanın ruh hallerini belirtir. Müzik bestelerini bize hoş gösteren işitme gücümüz değil, o besteden çeşitli telkinler çıkaran idrak yeteneğimizdir. Bunun için seslerin düzenli olarak birbirine ahengi, besteleri, ahenkli vuruşların düzenli ve kaideye uygun oluşları, insanı derinden derine cezp eder.”
İbn-i Sina ses için bunları söyler ama soruma yanıt olmaz. Aynı makam beni hem neşelendirir hem ağlatır mı? Bilmiyorum bu teknik konu. Ben bunları düşünürken, izleyici olarak orada bulunan Türk Kadınlar Birliği Adana Şube Başkanı Sayın Ayşe Bir kölge, kudüm’ün başına geçti. Kudüm sanatçısı Esin Ünlü ise solist olarak programa devam etti.
“Bu gün yine gönlümün bahçesinde gezindin / Sana baktım ay kadar, bahar kadar güzeldin” Eser yine Nihavent. Bestesi Emin Ongan, güftesi ise Emriye Gürdal’a ait.
Emin Ongan’ın eserleri bana daima “kayboluşları” çağrıştırır. Sevgi arayıyışında kaybolmuş bir insanın hüzünlü yakarışlarıdır Emin Ongan’ın eserleri. Bütün bunların dışında, Emin Ongan nasıl oluyor da bunca hüzün çığlığının arasında “Benim Gönlüm Bir kelebek” şarkısını bestelediğini anlayamamışımdır.
Esin Ünlü, Kudüm’de Ayşe Birkölge olduğu halde, “70 li yıllarda kaybolduğum” eseri seslendirdi.
Keman, Duygular Çığlığıdır…
Keman Taksimleri ile hayatım arasında nedenini hiç anlayamayacağım mistik bir bağ vardır. Daha lise çağlarındaydım. 70’li yıllar. Öğretmenlerim Köy Enstitüsü’nün tek takım elbiseli insanlarıydı. Bu elbiseyi de özel günlerde ve milli bayramlarda Atatürk ve Türk Bayrağı’nın huzurunda tertipli bulunmak için edinmişlerdi.
Her şeye dikey ve eleştirel bakan bir eğitim almıştık. Buraya kadar sorun yok. Peki neden o yıllarda Mustafa Sayan’ın adına “çöl kızı” dediğimiz uşşak taksimini dinler ve gözyaşlarımı tutamazdım.
Şimdi her hangi bir keman taksimi lise çağlarında kaç gencin dünyasında esintiler yaratır? Bilmiyorum. Keman taksimi ile ruhumdaki bu mistik bağ hala artarak devam etmektedir. Keman Ortadoğu coğrafyasında acılar çığlığıdır. Belki de acımızı anlattığı için sevmekteyiz kemanı…
Erdinç Karakaya’nın Keman Taksimi’nden sonra Neriman Aşarsoylu, Belkıs Özener’in Muhayyer Kürd, Makamı’ndaki “Bırakma ellerimi bırakma yalnız beni / Son defa seyredeyim o yaşlı gözlerini” adlı eseri sundu.
Tülay Balamir, Alaeddin Yavaşça’nın “Geçmesin günümüz sevgilim yasla / O güzel başını göğsüme yasla” sözleri olan Kürdilihicazkar Makamı’ndaki eserini seslendirirken gerçekten de salonu bir hüzün kapladı.
Her şarkının dinleyicisinin sayısı kadar anlamı ve etkilenme derecesi vardır. Pek az şarkı, dinleyen kim olursa olsun hemen hemen aynı duyguları uyandırır. Bunlardan biri Selahattin Pınar’ın Hicaz Makamı’ndaki “Bir bahar akşamı rastladım size / Sevinçli bir telaş içindeydiniz” şarkısıdır.
Bunu bilmeyen veya aynı anda aynı duyguları hissetmeyen hiç kimse yoktur. Kadriye Şimşek Hanımefendi bu şarkıyı seslendirirken, salonda herkes aynı duyguyla bu şarkıyı mırıldanıyordu.
Ve Şef Şenay Apaydın bu kez solist olarak Güftesi Ümit Yaşar Oğuzcan’a ve bestesi de Avni Anıl’a ait olan Hicaz Makamındaki “Bir ateşim yanarım / Külüm yok dumanım yok” adlı eseri yaşadı. Biz de izledik. Seslendirdi diyemiyorum. Gerçekten şarkıyı söylemedi sanki şarkıda verilmek istenen duyguyu yaşadı ve biz de şarkıyı dinlemek yerine izledik ve birlikte yaşadık.
Ve Merih Boğa coşkuyla dinlediğim bir eseri seslendirdi “Değdi saçlarıma bahar gülleri / Nazende svgilim aklıma düştün”. Hicaz Makamı’ndaki bu eserin bestecisi Azeri Bekirof olarak görülüyor. Ancak bu bestecinin kim olduğu hakkında hiçbir bilgim olmadığı gibi fikrim de yok. Şarkı muhteşem. O kadar.
Süheyla Kahya Mustafa Seyran’ın Hüzzam makamındaki “Unuttun mu aşkımıza ettiğimiz yemini”şarkısını seslendirdi. Ardından Nedret Kızıldenizli “Yemenimde hare var” adlı Mahur Türkü ile salonu dalgalandırdı. Peşinden Koro “İndim havuz başına bir kız çıktı karşıma” Hüzzam Türküsü ile coşku yükseldi.
Emine Gürlek Hanımefendi Beste ve Güftesi yesari Asım Arsoy’a ait Hüzzam makamı’ndaki “Yar yolunu kolladım beyaz mendil salladım / Ona çiçek yolladım akasyalar açarken” adlı esere başlayınca salon beyaz mendil denizi oldu. Portakal Renginin hakim olduğu giysi, takı ve aksesuarların üzerinde portakal çiçeği gibi sallanan beyaz mendilleri, Gözde Ramazanoğlu organize etti. Emine gürlek, bu şarkı sanki Portakal Çiçeği Karnavalı için bestelenmişçesine salona hakim oldu.
Baharda rüzgarın esintisiyle salınan portakal çiçeklerini andıran beyaz mendiller inmedi: Mustafa Sarısözen’in derlediği “Adananın yolları taştan / Sen çıkardın beni baştan” ve hemen ardından “Adana’nın yolları taşlık / Yok cebimizde beş para harçlık” çağlayanı altında kaldık.
Koro bu şarkıları seslendirirken atmosfer Adana oldu ve insanlar Adana soluyup Adana yaşadı.
Ve kapanışta Cumhuriyet gençliğinin coşkulu marşını hep birlikte söylemek gelenek olmuştu: Çıktık açık alınla on yılda her savaştan…”
Gözde Ramazanoğlu emeği geçenlere ve Adana Medya Gazetesi’ne teşekkür ettikten sonra konuklar ile sohbet edeceğimiz alana geçtik.
Gün güzeldi. Anlatmadığımız bir çok güzellik vardı…