Geçmişte yaşanan acı ve tatlı deneyimlerimiz geleceğe ışık tutan, yabana atılmaması gereken realitelerimizdir.
Son zamanlarda dile getirilen söylemler, takip edilen stratejiler bizi gerilere götürdü. Yakın geçmiş tarihimizin ilginç bazı enteresanlıklarını hatırlattı. Bu hatırlatmaların ışığı altında bazı değinilerde bulunma ihtiyacını hissettim.
Seçmen, yaşam kalitesini arttıracak her türlü sözü hem ister, hem de sever! Seçilmek isteyen ise; özellikle ülkeyi yönetme iddia ve hedefine sahipse, reel veri ve konjonktürü dikkate alarak sözler verir. Eğer ki iktidar olma konusunda net bir inanca sahip olmayan müzmin bir muhalefet ise; atabildiği kadar vaatte bulunur! Burada maksat; bazı kararsız ve küskünleri de dikkate alarak, iktidar partisinin mensubu ve gönüllüsü kitleden “oy koparmak” arzusudur.
Bundan 24 yıl öncesine gittim! Tarihin unutulmaz kayıtlarında var! 1991 yılı genel seçimleri hemen öncesinde, Süleyman bey, seçim meydanlarında: “Kim ne veriyorsa, beş lira fazlasını veriyorum!” sözü ile hem daha çok meşhur olur hem de iktidar…
1992 yılı ile 2002 yılları arasında tam on yıl boyunca tamamen kaotik bir dönem yaşandı! 1991 seçimlerinden sonra; ülkeyi yöneten “koalisyon hükümetleri” Türkiye’yi yönetemedi! Hem ekonomi hem de sosyal hayat dibe vurdu! Akılda kalan tek olumlu dönem; Merhum Erbakan’ın, DP ile olan koalisyon ortaklığı ve hala unutulmayan olumlu icraatlarla dolu bir yıllık süreli iktidar dönemidir. Koalisyon yılları sonrası “28 Şubat” ile hep beraber darbe yedik zaten!
Tabir yerindeyse, milletin hem geleceği, hem de ekonomisi sifonlandı! Dönemin Merkez Bankası Başkanı Gazi Eçel bile yargılanma sonrası, görevini kötüye kullanmaktan suçlu bulundu.
Yeni genç kuşaklarımız bu dönemi tam olarak anlamakta zorluk çekebilir. Ancak yakın geçmiş tarihimiz, tüm acı gerçekleri ile kayıtlar altındadır. Yeter ki araştırmacı olalım!
Ecevit (DSP), Bahçeli (MHP) ve Yılmaz (ANAP) Koalisyonu ile; Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun 2001 yılı kriz raporuna göre; “‘BİR GECE’de, tam 2,1 katrilyon lira devlet ve millet zarara uğratılmıştır!” Bunun da sorumlusu o günkü koalisyon hükümetidir! Hükümetin siyasi iradeyi ve zaman yönetimini doğru yönetememesinden, dönemin cumhurbaşkanı Sezer’in Ecevit’in üzerine Anayasa kitapçığını fırlatmasının gösterilmesi de ayrı bir kriz nedeni olarak gösterildi. Sayısız sebepler, “koalisyon” fikrinin, iyi yönlerinin bulunmasının yanında, asla çare ve ideal yönetim olamayacağını göstermesi açısından önemlidir!
Koalisyonu oluşturan tarafların arasındaki kemikleşmiş ideolojik aykırılıklar, kendi aralarında sürekli oynanan satranç oyunları ve akıl almaz hamleler, millete verilmek istenen sahte pozlar, içten içe süren güç kavgaları, herkesin kendi mevzisini güçlendirme yarışına girme dürtüsü, derinden süren “sessiz gerginlik” psikolojisi düşündürücü faktörlerdir. Hükümetin performansını daima düşürmeye müsait özelliklerin ön planda olması, koalisyon fikrinin önemli dezavantajlarıdır. Daha da önemlisi; bugün açısından mevcut siyasi kültür ve algının, “uzlaşma” yerine “çatışma” üzerine kurulu olmasıdır.
Doğrusu sizleri bilmem ama ben; MHP’nin kendi taban ve söylemlerine rağmen ileride olası bir koalisyon halinde bile, HDP ile uzlaşabileceğine inanmıyorum!
CHP’nin de iktidar olma hayali olmadığına göre, geleceğini koalisyonlara bağlama umudu, elbette ki saygı gösterilmesi gereken bir düşüncedir!
Demem o ki; bu gömlek, bu millete dar gelir!
Sevgi ile Kalın..
akt