Aslan postlu sırtlan...

Sedat Memili yazdı

01 Mayıs 2015 Cuma 06:17

Sırtlanın gözü öteden beri, Ormanlar Kralı aslanın koltuğundaymış.

Ama asil aslanın yerine nasıl geçecek? Sonuçta kendisi bir sırtlan.

Buna ne gücü yeter nede yeteneği;Post giymekle ne eşek aslan olur ne de sırtlan.

Eşekler eşekliklerinden, sırtlanlar da sırtlanlıklardan yönetime göz dikmişler.

Gece gündüz kendini kral olarak gören Sırtlan’ın uykuları kaçar olmuş.

Öteki ormanın yöneticileriyle yakın ilişkisi olan birkaç tilkinin ağzını yoklamış;

“Ne dersiniz tilki kardeşler?”

Tilkiler şöyle bir sakallarını sıvazlayıp “Hımmm…” demişler “sana yarın yanıt verelim…”

Tilkiler o gece, öteki ormanın yöneticileriyle bağlantıya geçip bir anlaşmaya varmışlar.

Aslanın ormanını ele geçiremeyenler, yöneticileri ele geçirerek ormanın varlığına son verme kararı almışlar.

Sırtlanı desteklemek öteki orman yöneticilerinin işine gelmiş.

Bunun yöntemlerini de belirlemişler:

1 – Orman sakinlerine Sırtlan’ın Aslan olduğuna inandırmaları;

2 – Ormana sahip çıkmanın modası geçmiş bir gericilik ve çağ dışılık olduğuna ikna etmeleri;

3 –Ormanda yaşayan her canlının kafasının karıştırılması vs.vs. gerekmiş.

Bu iş için de ormanın tanınmış gürültücülerine büyük görevler düşmüş.

Sırtlan bu gelişmelere çok sevinmiş. Öteki sırtlanlar la bir araya gelmiş ve demiş ki;

“Aman kendinizi saklayın, Ormanın yönetimini ele geçirinceye kadar kiminiz koyun postuna bürünün, kiminiz ininden çıkmasın. Ama hiçbir zaman sırtlan olduğunuzu unutmayın. Ormanımızda demokrasi var. Demokrasinin nimetlerinden faydalanıp yönetimi ele geçirelim; sonra demokrasinin icabına bakarız…”

Bütün sırtlanlar sevinmiş.

Ormanın gürültücüleri olan saksağanlar başlamış ötmeye :  İnsan hakları, Hak, hukuk, özgürlük, evrensellik….

Kuşlara kafesler, timsahlara çöller vaat edilmiş…

Eşeklere makamlar, koyunlara pişmiş etler…

Ne kuşlar kafesleri sorgulamış ne timsahlar çöllerde ne yapacaklarını. Eşeklerin makam sevdası gözlerini kör ettiği için ne yaşadıkları mutlu ormanın geleceğini düşünmüşler ne de sıpalarının istikbalini.

Bunları görüp kahrolanlar da varmış elbette. Kunduzlar, şahinler, kartallar…

“Ey orman sakinleri!”  diye bağırıyorlarmış “Hiç sırtlandan aslan olur mu? Orman olmazsa yaşam olur mu? Bunlar yalancı. Bunlar sadece kendi cinslerini düşünüyor, kendi cinsleri için ormanın geleceğini tehlikeye atıyorlar…”

Ama dinleyen kim?

Sırtlanın çığırtkanlarının sesi öylesine yüksek ki, gerçeği görenlerin sesi bu gürültüler arasında kayboluyormuş.

Öteki orman yöneticileri ve sırtlanın çığırtkanlarının hesap edemedikleri bir şey varmış. O da şu : “ Aslan postuna bürünmüş sırtlan her yalan söylediğinde çevreye bir koku yayılıyormuş…”

Başlangıçta bu koku, herkese misk ve amber gibi gelmiş. Ama zaman ilerledikçe kokunun iğrençliği yavaş yavaş hissedilmeye başlamış.

Bu öykü biter mi? Biter.

Bu öyküyü bu kokunun herkes tarafından hissedilmesi bitirecek.

Ormanlar sırtlansız olabilir. Ama ormanın sessiz çoğunluğu olan, karınca, kertenkele,  kurbağa, kuşlar, ağaç ve pınarlar için orman olmazsa yaşam olmaz.

Çünkü ormanı orman yapanlar da onlardır.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.