Tabipler odası kapıcılar federasyonu kadar etkin değil

Tabipler odası kapıcılar federasyonu kadar etkin değil

05 Mayıs 2015 Salı 06:35

Prof.Dr. Yüksel Gümürdülü: “AK Partili olduktan sonra profesör olmadım; Profesör olduktan sonra AK Partili oldum.”

 

MİDE HASTALIĞIN EVİ PERHİZ TEDAVİNİN BAŞIDIR

 

GÜMÜRDÜLÜ TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK KÖYÜDÜR

İtalyan’ın Roma Konsolosu, Curzio Malaparte, 2. Dünya Savaşı sırasındaki anılarını anlattığı “Kaputt” adlı eserinde, Polonya’da gördüğü bir ayçiçeği tarlasından söz eder. Ay Çiçeklerinin adeta konuştuğunu betimler. Ben buna benzer duyguları, Ceyhan’ın şimdi mahallesi sayılan, Tumlu Mahallesi’nden Gümürdülü’ye baktığımda yaşarım. Hasat Zamanı Tumlu Kalesi eteklerinden Gümürdülü’ye doğru baktığınız zaman gördüğünüz, sarı kırmızı denizdir. Sararmış buğday başakları ile kırmızı gelinciklerin dansı, muhteşem bir görüntü verir.

Sayın Taner Talaş, Prof. Dr. Yüksel Gümürdülü ile görüşmeye beni de davet edince, kafamdaki soru işaretini giderme fırsatı doğdu. Sayın Gümürdülü ile hasat zamanı coğrafyasına aşık olduğum Gümürdülü Mahallesi ile bağlantılı mıydı?

Sayın Hoca’nın (Tıp doktorlarına hoca demek dil alışkanlığım) muayenehanesine Sayın Taner Talaş, Funda Girici ve ben birlikte gittik. İnsana huzur ve güven veren muayenehanesinde ilk karşılaştığımızda sordum.

“Evet o Köydenim. O köye ilk yerleşen ailelerdeniz, ama İzmir Aydın taraflarından 1800’lü yıllarda oraya göç edip yerleşmişiz” dedi ve ekledi: “Bir çok kimse bilmez, hatta buradaki yetkililerin dahi bildiğinden şüpheliyim; Gümürdülü Türkiye’nin en büyük köyüdür…” Bunu bilmiyordum.

“Sayın Hocam, biz sade vatandaşlar olarak, Tıp Terimlerini anlamayıyoruz. Örneğin size Gastroenterolog, mesleğinize de Gastroenteroloji demek için çalıştım. Tıp terimlerinde Türkçeleşmenin olanağı yok mu?”

“Bunlar zaten Türkçe. Siz Televizyon diyorsunuz. Öz olarak Televizyon Türkçe mi? Ama artık dilimize yerleşti ve Türkçe olarak saymaktayız. Gastroenteroloji de Türkçe oldu artık.”

“Konuştuğumuz dilin Türkçeleşmesini arzu ettiğimiz için, mesela ilaç prospektüslerini kimse anlamıyor…”

“Şu an Türkçe ’de konuştuğumuz yaklaşık doksan bin, yüz bin kelime var. Ama İngilizceyi yüz seksen bin kelime ile konuşuyorsunuz. Bazı tanımları Türkçe kelimelerle izah etmek zorlaşıyor. İlaç prospektüsleri okuyan bir kişiye rastlamadım. Ayrıca bilimi kim yapıyorsa adını o koyar.”

“Hocam, Sayın Ç.Ü Rektörüne verdiğiniz ilkeli tavır ile hakkınızdan söz ettirdiniz. ‘Rektör uğraşsa da AK Parti’den istifa etmeyeceğim.’ Basına böyle bir konu yansıdı?”

“Konu Rektör veya AK Parti değil. Konu, ilkeli tavırdır. Biz bilim adamıyız. Bakın kaba bir tanımlama olacak ama oy vermek başka çakallık başka. Ben sana oy verdim çakalın değilim. Bu genelde Türkiye’de iktidarların da bir zaafıdır.

Türkiye’de tek parti iktidarları Faşist olmak zorundadır. Bunun üç nedeni vardır. Birincisi kendi kültürümüz buna yatkın; ikincisi iktidara gelenler yatkın; üçüncüsü de bilimsel bir denetim mekanizması yok. Bakınız, ABD’de geçerli bir söz var: ‘Yasalar, halkı suç ve cezadan, Anayasa ise halkı devletten korumak için yapılır.’

Benim siyasi görüşüm ve duruşum şahsımla ilgilidir. Ben de bu rektöre oy verdim. Ama verdiğim oy, rektörün bana müdahale etme hakkını doğurmaz.

Bizim tarihimize kabaca bir bakın, bizde şatolar yoktur. Avrupa’da çok sayıda şato bulunur. Neden Avrupa’da var bizde yok . Çünkü bizde Padişah, iktidar karşısında farklı bir yapı istemiyor. Hiçbir şekilde farklı bir yapıya izin vermiyor. Ülkeler demokrasi olduğu için zenginleşir. ABD bu yüzden zengindir.”

“Bir konu daha geldi gündeme; gerçekten babası sizinle yemek yediği için Emrah Eroğlu’nun kadrosu verilmiyor mu?”

“Bu tamamen gerçek... Evet, babası şahsi dostum ve benimle birlikte yemek yediği için kadrosu verilmedi. ”

1-017.gif

Değerli okurlar ilginçtir, Sayın Gümürdülü ile sohbet ederken akıp gidiyorsunuz. Öylesine konular açılıyor ki, karşımızda sadece bir tıp doktoru değil, sosyolog, psikolog, siyaset bilimcisi varmışçasına farklı konulara değiniyoruz. Ayrıca Sayın Gümürdülü, sorulara, kısa ve net yanıtlar veriyor. Kendinden ve yanıtlarından büyük ölçüde emin.

“Hocam, bir doktor sadece doktorluktan anlıyorsa, bana göre doktorluktan da anlamıyordur. Değişik konulara giriyoruz. Nazilerin ünlü doktoru Mengele denince aklınıza ne gelir?”

“Tıp dünyasına katkısı olan ama yöntemlerini asla etik bulmadığım bir şahıs gelir.”

 “İntihar ve Ötanazi?

“Kesinlikle ikisini de onaylamıyorum. İkisini de dini değerlere aykırı buluyorum. Bazı ülkelerde Ötenazi serbest… Ama ben yapmam. İnsanlar 2 yerde nihai olarak eşittir. ‘Ölümde ve doğumda… Kültürümüze göre haksız bir insana dokuz kuşun sıkar öldürürsünüz. Kanun size ceza verir ama toplum size tepki göstermez. Ancak, dokuz kurşunla öldürdüğünüz insanın cesedini tekmelerseniz, toplumun tepkisiyle karşılaşırsınız. Çünkü kişi ölünce artık kamunundur. Cenaze inancımızda Allah’a aittir.”

“İlaç lobileri Ötanaziye karşı… Ayrıca sağlık politikalarında ilaç lobilerinin etkisi olduğu düşünülüyor?”

“Bunlar önyargı. Bir ilacın patentli olabilmesi için yasal olarak 10 yıl geçmesi gerek. Bu sürenin 20 yıla çıkarılması düşünülüyor. Bakın kamuoyunun bilmediği bir şey var; bir ilacın piyasaya çıkması için 10.000 ilaç gerekiyor. Bunlardan ancak bir  tanesi piyasaya çıkıyor. Bizim ters bir anlayışımız var, kendi kar etmesi hariç, herkesin kar etmesi suç. Bu sübjektif yapı maalesef hepimizde var.  

“İnsanların oyu birbirine eşit mi? Çobanın oyu ile profesörün oyu?”

“Ronaldo’nun attığı gol ile Kadirlispor’lu Mehmet’in attığı gol eşit değil mi? Olmasın mı?”

“Şu an, iktidarın sağlık politikasını nasıl görüyorsunuz?"

“Bir şeyin eleştirisi yoksa o yanlıştır. Halk bu politikadan büyük ölçüde memnun… Ancak hekimler mutlu değil, bunun da çözümü vardır.”

“Hekimler mutlu değilse, Tabipler Odası ne güne duruyor?”

“Tabipler Odası, Kapıcılar Federasyonu kadar etkin değil. Adam olmak şahsiyet ister, cinsiyet değil. Odaların siyasetle uğraşmasını eleştiriyorum.”

Sayın Talaş bir konu hakkında açıklama yaparken, Yeni Türkiye’nin yeni Profesör ve Doçent tipinden söz etti. Hemen sordum. Böyle tip oluştu mu diye?

“Maalesef oluştu. Ancak biz toplum olarak bilimsel değerleri sindirebilmiş değiliz. Örneğin ben, AK partili olduktan sonra profesör olmadım; profesör olduktan sonra AK Partili oldum.

Konular o kadar akıyor ki bir türlü “sağlık konusuna gelemiyoruz.

2-017.gif

“Hocam, Akademik kariyerden söz ediyorsunuz. Şimdi Türkiye’de bildiğim kadarı ile 7’si vakıf olmak üzere 173 üniversite var?”

“Bangladeş’te 1.500 Üniversite var.” (Not. Bu kısa ve öz yanıta çarpıldığımı itiraf ediyorum.)

“Seçim dönemindeyiz. Siyaseti nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Siyaset yapmak istiyorsanız, Cemaat, Din ve Masonluğu iyi bilmeniz gerekir. Eğer bunları bilmiyorsanız eksik kalırsınız…”

Hocamız, kendi uzmanlık alanı ile ilgili soru sorulmayışını eleştirdi. “Sağlık konusuna girmeyecek miyiz?” diye sordu. Ancak Taner Talaş ile kendimizi konulara öylesine kaptırdık ki… Maalesef sağlık konularına giremedik.

Bu benim kabahatim olsa gerek çünkü son günlerde Sayın Gümürdülü’nün milletvekili adaylarına, tabanda geniş yankı bulan bir uyarısı oldu.

Mide hastalığın evi perhiz tedavinin başıdır. Milletvekili adaylarına öneriyorum: “İkram ve davetleri reddetmekten çekinmeyin; Bol sıvı tüketin; en az 6-7 saat düzenli uyuyun” demişti.

Değerli okurlar, Prof. Dr. Sayın Yüksel Gümürdülü’nün sağlık konusundaki görüşlerinden yararlanmak için “www.yukselgumurdulu.com” adresi ile hocamızın Facebook sayfasına müracaat edebilirsiniz.

Sayın Gümürdülü Adana Medya Gazetesine teşekkür etti. Biz de kendilerine teşekkür ettik.

Bir daha görüşeceğiz.

 

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.