Şimşek’in umudu Erdoğan’da

Şimşek’in umudu Erdoğan’da

29 Mayıs 2015 Cuma 06:00

 

Sayın Hüsnü Şimşek ile tanıştığımda onun bünyesinde yaklaşık 1000 kişiyi istihdam eden 7 fabrikanın Yönetim Kurulu Başkanı değil de bir konfeksiyon mağazasının sahibi zannetmiştim. Küçümsediğimden değil… Tanıdığım fabrikatörlerin çoğunun alnında “fabrikatör” yazar. Duruşları, yürüyüşleri, tepeden bakışları, yaşam biçimleri vs… her düşünüş ve davranışlarıyla “ben fabrikatörüm” der. 
Benim en favori mekanlarım, ara sokaklardaki çay ocaklarıdır. Ara sokaklardaki bu çay ocaklarının hepsi benim mekânım ve bürolarımdır. Mehmet Akdoğan üç yıl önce beni tanıştırmıştı. Öyle bir mekânda misafir ettim Sayın Şimşek’i… 
Hiç de yabancılık çekmedi. “Benim de mekânım buralar” deyiverdi. Gönlü alçaldıkça gözümde büyüdü. Evet, kişi önce insan sonra fabrikatördür. Önce insan sonra başka bir şeydir; gazeteci… Doktor… Mühendis… Milletvekili…. Vs…
Daha sonra arada görüşür olduk. Saygın bir kişilik olarak düşünsel dünyamda yerini buldu. 
Hüsnü Bey’i tanımadan önce başarılarını tanımıştım. 
Gazetelerde “Umudumuz Cumhurbaşkanı” deyince, uzun zamandır görüşmediğim bu dostumla görüşme şart oldu. Umudu neden cumhurbaşkanı? Devasa üretim kapasitesine ne oldu? Nereden nereye gelindi? 
Tabi bu kez mekânımız biraz daha lükstü. Nezihe Yalvaç Otelcilik Meslek Okulu’nun kafeteryası…
Sayın Şimşek, en son soracağım soruyu en başta sorayım. Neden Cumhurbaşkanı tek umudunuz? 
“Sayın Memili ben endüstri mühendisiyim. 2001 yılında arkadaşlarla birlikte Kahramanmaraş’ta bir yatırım yaptık. Daha kuruluş aşamasında iken, belki de Allah’ın bir lütfu AK Parti Türkiye’de iktidara geldi. Kurumumuzun kuruluşu ile AK Parti’nin iktidarı eş zamanlı olarak ilerlemeye başladı. 2004 yılına kadar hızlı bir gelişme ivmesi yakaladık. Çatı ve cephe şirketi olmaktan çıkıp, “İZOTÜRK”markası ile dünya piyasalarına girdik. 
Kahramanmaraş’ta başladığımız yatırımlara Adana, Tarsus Organize Sanayi ve Çanakkale’nin Biga İlçelerinde devam ettik. Çünkü AB ülkelerine yapacağımız ihracat için nakliyeden tasarruf olarak Biga seçilmiştir. 
Şimdi ürünlerimizin teknik ayrıntılarına girmek istemiyorum ancak, AK Parti’nin uygulamış olduğu ekonomik model, kendi disiplinimiz ile birleşince, başarı öyküsü ortaya çıktı. 

“Evet Cumhurbaşkanı ile ilgisi?”

“Tamam ona geleceğim. Ne yaptığımızı kamuoyu ile paylaşayım ki cumhurbaşkanımız ile ilgisi daha net anlaşılsın. . 2004 yılından itibaren Tarsus Organize Sanayi Bölgesi’nde 6000 m2 açık alan ve 2000 m2 kapalı alanda üretime başladık. EPS dolgulu sandviç panel üretimine başlamakla birlikte planlı bir şekilde CAM yünü TAŞ yünü ve Poliüretan dolgulu sandviç panel üretimini kendimize hedef koyduk ve başardık. Ve kısa zamanda Türkiye’de EPS Dolgulu sandviç panel pazarının %5o’sini karşılamaya başladık. Milliyetçilik nasıl olur? Kendi dalımızda üretim kapasitesini bu denli arttırdık. 2009 yılına geldiğimizde sonuç şu idi; Üç adet Sandviç panel üretim hattı ile günlük 25.000 M2 Sandviç Panel Üretim kapasitesini yakaladık aynı anda Cam Yünü, EPS, Taşyünü, Poliüretan Dolgulu Sandviç Panel üretimi yapan ve ihracatta komşu ülkelerin hemen hepsine en fazla ihracat yapan lider firmalardan biri olduk. İZOTÜRK tescilli markası ile ülkemizin Ortadoğu da en büyük Sandviç panel üretim tesisini Türkiye’ye kazandırdık.
Şimdi sorunuzu yanıtlıyorum. Hatırlayın 2009 yılında özellikle seçim arifesinde bir ekonomik krizdir söylentisi yayıldı. Yürütülen ekonomik sisteme karşı yapılan bu propagandaların yoğun olduğu bir dönemde bir yen yatırımlar yaptık. O zaman gazeteler, “krizde Fabrika Dopingi”; GÇS Metal yatırımlara Ara Vermedi”; “Krize İnat”; “Krizde Moral Veren Açılış” gibi manşetlerle çıktılar. 
Biz siyasi bir kuruluş değiliz. Bizin anladığımız tek siyaset, üretim işimizi en başarılı bir şekilde yapmaktır. Dönemin Sanayi Odası Başkanı ‘nın da yönlendirmesiyle, yaptığımız yatırımlar bölgemizde ve ülkemizde asılsız söylentilerin yok olmasına neden olmuştur. 
Şimdi yine seçim arifesine geldiğimiz bir dönemde sanki intikam alınırcasına kurumumuza bir kumpas kurulmuştur. Adli dosyasını hazırladığımız için adını vermeyeceğim bir banka, mevduatımız ve kredimiz uygun olduğu halde bir çekimizin karşılığının olmadığını söylemiş ve piyasada aleyhimize bir paniğin doğmasına neden olmuştur. 
Burada amaç direk olarak kuruluşumuz değildir. Kuruluşumuzun krize girmesi halinde meydana gelecek bir domino etkisinin AK partinin ekonomi politikasının aleyhine kullanılmasıdır. 
Kurumumuz ve kurumumuz ile ilişkili iş yerleri zor durumda oluşu basamak yapılarak, bazı çevrelerin siyasal rant edinecekleri aşikardır. Hiçbir hukuki gerekçesi yok iken, çeklerin karşılığı yokmuş gibi gösterilmiş ve muaccel hale düşen ödemeler ile ödeme dengemizde sıkıntılar oluşturulmuştur. 
Öyle olmasına karşın asla basında yer almamaya ve kurumumuzun ve şahsımızın bu durumunun bazı çevrelerce suiistimal edilmemesine özen gösterdik. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımızın bu olayı çok iyi değerlendireceğini biliyoruz. O nedenle Cumhurbaşkanımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki Cumhurbaşkanımız haksız bir talebimizi yanıtsız bırakacak ama haklı talebimiz için adaletli davranacaktır. 
“Sayın Cumhurbaşkanına ulaşacak mısınız?”    
“Bakın, daha önce de sözünü ettiğim gibi ben fabrikanın sahibi sıralamasında en son sıradayımdır. Bin kişi ekmeğinden olmuştur. Bu beş bin kişinin açlığa mahkum edilmesi demektir. Üretilen Katma değeri saymıyorum bile. Hepimiz 29 Mayıs Cuma Günü Miting meydanında olacağız. Talebimizi cumhurbaşkanımıza iletmeye çalışacağız.”
“Umarım sesinizi duyurabilir siniz?”
“Yılda 30 ülkeye yaklaşık 42 Milyon Dolar İhracat yapan ve 1000 kişiyi istihdam eden bir firma ile sanırım cumhurbaşkanımız ilgilenir. Üstelik, ne vergi borcumuz var ne de SSK. Devlete karşı yükümlülüklerimizi tam olarak yerine getirdiğimiz gibi çalışan işçimize da borcumuz yoktur. 
“Net olarak isteğiniz nedir?”
Atıl vaziyette duran 7 adet fabrika var. Yeniden çalışmak ve yeniden üretmek istiyorum. Bu devasa kapasite ülkemin milli servetidir, bu servetin çürümesine izin verileceğini düşünemiyorum. 
“Çok yürekten konuşuyorsunuz?”
“Bakın bir şey daha paylaşmak istiyorum. İlginç bir şeyle karşılaştık. Yatırıma başlarken fabrikanın sahibi bizdik. Hızla makineleştik ve belirli sayıda istihdam ile büyümeye başladık. Fakat Türkiye sınırlarını aşıp, bir dünya markası oldukça baktık ki fabrika bizim değil. Fabrika önce burada direk istihdam edilen yaklaşık 1000 kişinin, sonra bu kişilerin geçindirdiği aileleri ki yaklaşık 5.000 kişi etmektedir. 
Ondan sonra, iş yaptığımız bayiler, firmalar ve temsilcisi olduğumuz ekonomik model… Bunların hepsi fabrikanın sahibi, biz fabrikanın tabiri caizse “ırgat”ı olduk. Gerçekten de başta ben olmak üzere bütün arkadaşlarımız, sade bir işçi gibi işinin başında. Bu bize hem güç hem de gurur verdi. Çalışanlara ve SSK ile Vergi dairelerine borcum yok dedim ya, aslında onlara bu fabrikaları yeniden çalıştırmak gibi bir borcum var. Fabrika çalışacak ki, yeniden insanlar maaş alacak, ailelerini geçindirecek ben de hem SSK’ya hem de Vregi dairesine ödemeler yapacağım. 
Böyle bir borcumun olduğunu düşünüyorum. 
“Konuyu Siyasi olarak düşünmeniz ilginç?”
“Bütün veriler bunu gösteriyor. İsimlendirmiyorum. Dava dosyaları hazırlanıp bir takım olaylar ortaya çıkınca bu konuları gazeteniz vasıtasıyla yine paylaşacağım. Ben her zaman ekonominin gücüne inandım, her zaman devletime ve yargıya güvendim. 2009 yılında söylentileri boşa çıkartan yatırımları yapınca bir takım çevrelerin sabırla bekleyip intikam aldıklarını biliyorum. 
Ama şunu da biliyorum; Hak yerini bulacak, Sayın Cumhurbaşkanımızın el atması ile Türkiye’ye katkı sağlamaya devem edeceğim. Bunlar geçici günlerdir. 
“Teşekkür ediyorum Sayın Hüsnü Şimşek”
Ben de size ve Adana Medya Gazetesi’ne teşekkür ediyorum. 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.