Seçimler ve Ölümler

Sedat Memili yazdı

09 Haziran 2015 Salı 09:53

Yaşama hakkı kutsal denir; doğrudur.

Yaşama hakkına saygı yoksa diğer bütün hakların anlamı yoktur.

Yaşayanlar, yaşama haklarını koruyabilirler…

Ama benim esas üzerinde durduğum ölme hakkıdır.

Yaşama hakkına gösterdiğimiz saygıyı neden ölme hakkına göstermeyiz?

Bakın, bazı insanların yaşadığını bile fark etmezsiniz. Onlar öldükten sonra doğarlar.

Öldükten sonra doğanların yaşamı didik didik edilerek ölme haklarına saygısızlık yapılır.

Vaon Gogh, Beethoven, Pir Sultan Abdal, Hallac-ı Mansur… Ve daha yüzlercesi…

Van Gogh, yaptığı tabloları satarak karnını doyurmaya çalışıyordu. Kimse de tabloları almıyordu. Abisi, arada bir 20-30 dolar vererek bir tablosunu alıyordu ki ki kıyak olsun…

Van Gogh öldükten sonra doğdu…

Şimdi bir tablosu milyonlarca dolar.

Adına müzeler kurduğumuz Orhan Kemal’i Adana ve İstanbul sokaklarında açlığa mahkum etmiştik.

Yaşarken ölü muamelesi yaptığımız insanlara, ölünce yaşıyor muamelesi yapıyoruz.

Öldükten sonra doğanlar, yaşadıkları dönemin en mutsuz insanlarıdır.

Yüksekten baktıklarında aşağıda gezinenlerin, sokaklarını, gidecekleri yerdeki tehlikeleri, köşeyi döndükten sonra kendilerini bekleyen riskleri yukarıdan görebiliyorlar.

Aşağıdaki sadece birkaç metrelik yakın çevresini görmektedir.

Bu nedenle, demokrasinin gerçekte çoğunluk mu? Yoksa ortak körlük mü? Olduğunu çok düşünürüm.

Ortak körlüğün demokrasisi olur mu?

Bunları yeni söylemiyorum.

Elimde BOB’un haritası Adana’daki bütün televizyon kanallarınsa Türkiye’nin başına örülen çorabı anlatıyordum. Şimdi yoruldum. Beni yarım kulak ve sıfır dikkatle dinleyenler şimdi ellerinde harita BOB’u anlatmaya çalışıyorlar ama (dünkü yazımda da söyledim) bir bardak suyla söndürmediğiniz ateşi 100 arazöz su söndüremez.

Yönetmeliğini emperyalizm ve Hıristiyan dünyanın yaptığı, baş rollerinde İsrail’in denize ulaşma ideolojisinin oynadığı seçim tiyatrosu sona erdi.

(Parlatılan partileri kastediyorum) Hiç biri milli üretimden söz etmedi;

Hiç biri özelleştirilen değerlerin tekrar millileştirilmesi gereğini anlatmadı;

Hiç kimse, üretmediklerimizi tüketmenin bağımlılık olduğunu anlatmadı;

Hiç biri, bölünmüş otoyolların, petrol ve otomobil üretmeyen devletlerde bağımlılığa yol açtığını ve onları sömürgeleştirdiğini anlatmadı;

Ve hiç kimse, bir toplumu bozmanın önce Milli Eğitimini bozmak olduğunu bu nedenle eğitimin millileştirilmesi gerektiğini anlatmadı; (Fulbright’den söz etmedi)

Madenlerimizin, sularımızın, toprak altı ve toprak üstü zenginliklerimizin nasıl talan edildiğini ve bunların yeni yasalarla yeniden milli servete dahil edilmeleri gerektiğini anlatmadı,

Kimse bu tür konularda mutabık olmadı.

Nerede mutabık oldular?

Anayasa’dan Türk kelimesinin kaldırılmasında, BOB uşaklığına devam etme konusunda adına açılım denilen bölünme operasyonunda mutabık kaldılar.

Ne demiştik; öldükten sonra doğmak…

Keşke, ölmeden önce doğmuş ve ölmeden önce toplumun nezdinde yaşamış olsaydım.

Bu yazı bitmez.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.