13 yıllık AKP iktidarında uygulanan dış politikanın Türkiye’yi Ortadoğu’da, Avrupa’da ve dünyada yalnızlığa ittiği söylendiğinde, yandaş yazar ve yorumcular bu durumu; Türkiye için “değerli yalnızlık” olarak ifade ediyor ve savunuyorlardı…
Gelinen süreçte artık sadece Türkiye’nin değil AKP’nin de “değerli yalnızlık”a mahkûm olduğu açıkça görüldü.
AKP’nin Kurucu Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı ve ebedi şef’i olan, Tayyip Erdoğan’ın tek belirleyici olduğu yapıda, 7 Haziran sonrası için bir belirsizlik ve çözümsüzlük süreci konuşuluyorsa bunun da tek sebebi şüphesiz AKP ve lideri Erdoğan’dır.
Özellikle son 2 yılda AKP’ye hâkim psikoloji kendi düşüncesinin karşısında olan tüm düşünce ve görüşleri, sadece yanlış değil aynı zamanda bir ‘vatana ihanet’ kapsamında değerlendirmesiydi.
Kendisi, hükümet üyeleri veya yakınları aleyhine bir yasal işlem varsa, bu durum; kesinlikle dış mihraklı bir darbe(!) ve ülkeyi kaosa sürükleme projeydi(!)
Kendisinin her yaptığı mutlak doğru olduğundan(!)buna karşı bir eleştiri, ülkeyi bölme ve devleti yıkma girişimiydi.
Her türlü eleştiri ve toplumsal tepki “terör” kapsamında değerlendirilerek ibreti âlem için en ağır şekilde karşılığını bulmalıydı(!)
“Tivıtır mivıtır” takip edilerek, kim bu ülkenin seçilmiş ilk ve tek Cumhurbaşkanına(!) laf söyleme cür’etinde bulunuyorsa derhal evi basılmalı, telefonu bilgisayarı alınarak hapse atılmalıydı…
“Yaa, sen kimsin! Sen nasıl savcısın!”, “Sen nasıl hâkimsin” , “Sen nasıl gazetecisin”, “Sen nasıl Merkez Bankası Başkanısın…’’ gibi toplumun hemen her kesiminden kişi ve kurumlara karşı aşağılayıcı ve saygısızca bir üslupla saldıran bir kişi ve partisi şimdi tek başına iktidar olamayınca, adeta küfrettiği kişilerden anlayış bekliyor…
Zalimlere merhamet acziyettir.
Seni o çok değerli(!) yalnızlığınla baş başa bırakıyoruz.
Kaçak Sarayı’nda bir miktar inzivaya çekilmek belki de yorgun ve gergin bünyesine iyi gelir…