TARİHİN İÇİNDEN
Prof. Dr. Yılmaz KURT
Ankara Üniversitesi
E.mail: ykurt@ankara.edu.tr
E.mail, Facebook, Twitter : yilmazkurt2002@yahoo.com
“ Kırım’da Büyük Fitne”
Türkiye’de aylardan beri süren “siyaset” tartışmaları tam “bitti” derken yeni bir gündeme taşındı. Ama bizim gündemimiz “tarih” ile sınırlı kalacak. Çukurova’da bugün binlerce Kırım ve Nogay göçmeni yaşamaktadır. Bu yüzden Kırımla ilgili bu yazımız onların ilgisini çekecektir. Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında ise 1771 yılında Kırım’da kurulan çirkin tezgahın bugün Kıbrıs’da uygulanmaya çalışıldığı endişeleri mevcut. Bu bakımdan da makalemizin geçmişten günümüze bir köprü kuracağına inanıyoruz.
Kırım Tatarları Cengiz Han soyundan gelmekteydiler. Kırım Hanlığı Osmanlı yönetimine geçtikten sonra uzun süre Osmanlı ordusunun akıncı gücü olarak hizmet verdi. Kırım’ın yöneten kişiye “Han”, veliaht şehzadesine “kalgay”, onun da vekiline “Nureddin” denilmekte ve hepsi “Giray” olarak anılmaktaydı.
Kırım atlılarının en büyük gelir kaynağı Lehistan ve Rusya/ Ukrayna içerisine yaptıkları akınlarda aldıkları ganimetlerdi. Bir defasında Moskova yakınlarına kadar akın yaparak 50.000 esir ile geri dönmüşlerdi. Aldıkları esir o kadar fazla idi ki akıncı birliğinin güvenliği bile tehlikeye atılmıştı.
1577’den sonra güçlenmeye başlayan Rus knezliği, bir taraftan askerȋ gücünü artırırken bir yandan da Kırım hanları, Kırım mirzaları arasına fitne ve fesat tohumları ekiyor ve onları bölmeye, Osmanlı’dan uzaklaştırmaya çalışıyordu.
Kırım içlerine dağılmış olan Rus casusları Kırım han ailesinden gelenler arasındaki “hanlık” kavgasını körüklüyor, bir taraftan da onların gururlarını okşayarak Osmanlı’dan uzaklaştırıyorlardı.
Sürekli tekrarlanan bu sözler çoğu Kırım mirzasında pek etkili olmasa bile muhalif durumda bulunan mirzalar bu sözlere kanmaya daha yatkın durumdaydılar.
1768’de başlayan Osmanlı-Rus harbi Kırım meselesinden çıktı. Adana Beylerbeyi Karslızȃde Hasan Paşa bu savaşta Özi Kalesi muhafızı iken vefat etti. 1774’e kadar süren bu savaşta 1771 yılında Kırım başkomutanı olan İbrahim Paşa, binbir yokluk ve hıyanetten dolayı ümitsizliğe kapılmayarak çalışıp çabalıyordu. Bu vatansever general parmağındaki elmas yüzüğünü ve kıymetli eşyalarını satarak askerinin maaşlarını yetiştirmeye gayret ediyordu. Askerini Kırım’ın kilit noktası olan Ur-kapı’ya gönderen İbrahim Paşa burada ihanetin çirkin yüzünü gördü: 30.000 kişilik Rus ordusunun yanında 60.000 Nogay ve Tatar kuvveti vardı. Rusların fitnelerinden etkilenen Kırım Tatarları, Kırım Hanı Selim Giray’ı kandırarak Osmanlı askerini almadan Ur-kapısını kendi askerleri ile korumak üzere gittiler. “İki seneden beri Ruslarla olan savaşlarda, kahramanlığı biz yapıyoruz ancak nȃm Osmanlı askerinin oluyor. Bu defa biz başlı başımıza gidip düşmanla savaşacağız” diyorlardı. Ancak Rusların ağır top ateşi karşısında tutunamayan Kırım süvarileri Tuzla mevkiine çekildiler. Ruslarla birlik olan Tatarlar kale kapılarını açıp düşman askerini içeri aldılar ( 8 Temmuz 1771). Kırım’ın “kilidi” kırılmıştı. Kısa süre sonra Bahçesaray ve Kırım düşman tarafından istila edildi. Selim Giray, İstanbul’a kaçtı. Zengin, fakir herkes yollara dökülüp bulabildikleri deniz taşıtları ile kendilerini Anadolu sahillerine atmaya çalıştılar[1].
Amacımız Kırım’ın acı hikȃyesini uzun uzun anlatmak değil. Ama tarihten yeteri kadar ders almadığımızı açıkça söyleyebilirim. Tarihte, dış tahriklere kanan, bunları kendi şahsi çıkarları için uygun gören Şahin Giray[2]’lar her zaman çıkmıştır, bundan sonra da çıkacaktır. Şimdi Kıbrıs’tan burnumuza çok kötü kokular gelmeye başlamıştır. Kıbrıs’ın Kırım’ın akıbetine uğraması söz konusudur. 1974 yılından beri kalıcı çözüme kavuşturulamayan Kıbrıs meselesi, Türk tarafın yapmış oldukları fedakȃrlığa ve Birleşmiş Milletler Kararı’na rağmen çözülememiştir. Bu meselenin çözümüne engel olanlar bir taraftan da Kıbrıs Türk halkını tahrik ederek Anavatan desteğinden mahrum bırakmaya çalışmaktadırlar. Yapılan oyun, kurulan tezgah o kadar aynıdır ki “biz bu filmi görmüştük” demekten insan kendisini alamıyor.
Umarım Kıbrıs halkı, Kırım halkından gerekli dersi almış ve başsız insan olamayacağı gibi başsız toplumun da olamayacağını görmüştür.
Çukurova’ya yerleştirilen Kırım ve Nogay Tatarlarının karşılaştıkları zorlukları bir lisans tezi olarak bir öğrencime verdim. Tez bittiği zaman onun sonuçlarını da sizlerle paylaşacağım.