Psikolojik roman ve "Jako"

Dr. Ömer Uluçay yazdı

16 Haziran 2015 Salı 09:29

Uzun süredir edebiyat incelemeleri, çözümleme, şiir tahlilleri yapıyor ve edebiyatın çeşitli dallarında yazıyor ve yayınlıyorum. Bu arada çok farklı anlatımlar, tekrar ve taklitler, fevkalade anlatımlara tanık olduk. Metinlerin, söylemlerin kimine hemen ve bazısına da çok zor erdik. Bu nedenle, eseri üzerinde, birkaç oturumda söyleştiğimiz bir arkadaşıma, sonunda gülerek şöyle demiştim: “Bir hal var, ya sen anlatamıyorsun, ya da ben anlamıyorum”. Birlikte gülerek “bir daha konuşalım” dedik ve sonunda pandoranın kapağını açmıştık.

Bilindiği ve olması gerektiği gibi her yazarın bir üslubu ve bir sözlüğü var, kimi icat eder, kimi sözcüğe anlam katar ve bozar. Hepsi kabul. Ama bazen sanırsın adeta “anlaşılmasın” diye yazılmış metinler görürsün. Buna bir hikmet atfeder, kendimi zorlar çözmeğe çalışırım, olmazsa haberleşirim, denilene varmak isterim. Bazen sürpriz de olur. Okunan her eser insana bir katkı sunar, ufuk açar. Ben de bu pencereden bakar ve gördüklerimi düşünür, yazarım.

Her kitap kolay okunmuyor, farklı bir spora başlamış gibi oluyor insan. Bir ömürde ne kadar da yürüyor insan. Ama ikinci bir kişiyle birlikte yürümek, ilgi ve maharet istiyor, onun uyumuna varmak için. Bazı insanlar bencildir, birlikte bir yola çıkıyorsunuz, biraz sonra bakıyorsunuz “almış başını gidiyor”, birliktelik kopuyor. Sonrasında “geldin mi?” deniyor, bir tanıdığa sorar gibi. Gel de cevapla.

Her kitap; yoğun bir düşüncenin ve çabanın ürünü. Özenerek seçilmiş sözcükler bir düzene giriyor, bir armoni içinde. Hele kalem keskin ise, ucu yırtıyor kâğıdı yer yer. Bazı sözcüklere ulaşamıyorum ve bir araştırma yapıyorum. Böylece kendimi bir öğrenci gibi yazarın önüne koyuyor ve dediklerini inceliyorum.

Her yazar, yazdıklarında; söz eder yaşadıklarından, duygu ve düşüncesinden, umut ve hayallerinden. Bunları söyletir, bir kahramanın dilinden. Böylece, yazarın ruh yapısı yansıyor esere, bu pencereden. Yazar, herkes gibi düşünüyor ve algılıyorsa söylenenler, “normal karakter tahlili” olarak kabul ediliyor. Yok, yazar “hasta” ise, eser bir ruh hastasının edebiyatı oluyor o zaman. Eğer eserde bir ruh hastasının davranışları dile geliyorsa, bu bir Psikolojik-psikopat anlatımı olmaktadır.

“Normal”in sınırları ve belirleyecek kişiler tartışmalıdır, bu da ayrı bir konu. Ama her şeye karşın siyah-beyaz arasında bir “gri” tonun olduğu bilinmektedir. İşte bu ayırım ve birleşme noktasında “gel-git”ler olmakta, “normal-anormal” karışmakta ve bir “kaos” oluşmaktadır. Sonuç olarak “psikopatinin edebiyatı” ile “edebiyatta psikopati” ve “edebiyatın psikolojisi” yakın ve fakat ayrı şeylerdir.

Psikolojik roman; ruh çözümlemelerine,  realist romanlardan daha fazla yer vermekte, karakterin iç bunalımlarını ve hesaplaşmalarını önemsemekte, içten gelen dürtü ve güdüler gözönüne alınıp değerlendirilmektedir. Karakterlerin ve olayların buna göre oluştuğu “psikolojik roman” türü olmaktadır.

Rus Edebiyatının ve belki tüm dünya edebiyatının en önemli psikolojik roman örneklerini Dostoyevski verdi ve hatta Psikanalizin kurucusu Freud'a yol gösterdi. Fransız Edebiyatında ise, "Kırmızı ve Siyah" romanıyla bu türün en başarılı yazarı Stendhal'dır.

Yunus Ayata ve Necati Tonga : ‘Psikolojik roman-yazar- Türk edebiyatında örnekleri’ konusunda ayrıntılı bir çalışma yayınlamışlardır . Bu çalışmada, bazı kaynaklar esas alınmıştır: Rene Wellek ve Austin Warren'in "Edebiyat Biliminin Temelleri" adlı eserindeki “Edebiyat Psikolojisi” bölümünden şu aktarmalar yapılmaktadır: ‎

“Edebiyatın Psikolojisi" deyince yazarın nasıl bir insan ‎olduğunun, bir edebî eserin nasıl yaratıldığının veya edebî eserlerde ‎karşımıza çıkan insan tipleri ile bunların davranış özelliklerinin ve ‎nihayet (seyircinin tiyatroda etkilendiği gibi) edebiyatın okuyucular ‎üzerindeki etkilerinin incelenmesi anlaşılır.” (R. Wellek-A. Warren ‎‎1983:101)

"Birçok yazarın eserlerinde psikolojik rahatsızlıklarını yansıttıkları ve halet-i rûhiyelerini eserlerinin konuları için malzeme haline getirdikleri, Eski Yunan’dan beri söylenegelmiştir. Burada üzerinde durul-ması gereken asıl mesele, yazarın psikolojik bunalımlarının, edebî eserine malzeme mi teşkil ettiği, yoksa sadece ona yön veren bir etken mi olduğudur. Wellek'e göre “Eğer eserine yalnız yön veriyorsa, yazarın diğer düşünürlerden ayrılmasına gerek yoktur.” (R. Wellek-A. Warren 1983:102)

"Psikolojik roman, Batıda bireyselleşme kavramına paralel olarak gelişmiştir. ‎‎“Bireyselleşme, içe dönme ve ruhsal durumların önem kazanması, daha çok sosyal ‎yapıların çözüldüğü, cemaatleşmeye dayalı cemiyetlerin kozmopolitleşerek ‎bağımsız bireylerden oluşan modern yığın toplumlarında söz konusu olmaktadır. ‎Ruhsal durumların irdelenmesi deyince genellikle olumsuz boyutlar akla geliyor. ‎Ruhbilimsel romanlarda daha çok ağırlığı dramlar, trajediler, marazîlikler, ‎romantik aşklar, melânkoli, şizofreni, karamsarlıklar, bunalımlar, içe dönük ‎kişilikler gibi hallerin sergilenmesi ya da sorgulanması oluşturuyor.” (Çetin ‎‎2004:176) . ‎

Yazar, karakterlerini konuya, olaya göre seçer ve bazen da karaktere göre olay kurgular, bunlar iç-içe geçebilir. Yazar “ben” olarak yazınca, anlatıya kahraman olur. Ama “0” olarak bakınca “gözlemci olur. Yazım ve üslup içinde bunların birlikteliği konuyu sürükler, canlı kılar. Yazar, kuralları bilmekte ve amacına göre riayet sınırını belirlemektedir.

 

1  Vikipedi, özgür ansiklopedi

2  Yunus Ayata, Necati Tonga: Psikolojik Roman, Romana Yansıyan Yazar Ve Türk ‎

Edebiyatındaki Bazı Örnekleri Üzerine Bir İnceleme, ‎ İlmî Araştırmalar, Sayı: 25, Bahar 2008‎‏;‏

dergipark.ulakbim.gov.tr/fsmiadeti/article/view/1028000588 ‎

3  Aytaç, Gürsel, Çağdaş Türk Romanı Üzerine İncelemeler, Gündoğan Yay., ‎Ankara, 1990 ‎

4  R. Wellek - A. Warren; Edebiyat Bilimin Temelleri, (Çev. AE. ‎Uysal), Kültür-Turizm Bak.Yay. Ankara, 1983 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.