“Çukurova’da Türkmen Beylikleri: Özeroğulları”

Prof. Dr. Yılmaz Kurt yazdı

22 Haziran 2015 Pazartesi 11:06

1255 yılından sonra Halep Türkmenleri Çukurova’ya doğru akmaya başladıklarında bunların arasında Ramazanoğulları, Turgutoğulları, Özeroğulları gibi Türkmen toplulukları da bulunmaktaydı. ÖzeroğullarıTürkmen Beyliği, Dörtyol merkez olmak üzere Payas, İskenderun, Belen bölgesinde Kanunî dönemine kadar varlığını sürdürmüştür. Bugün Özerli adı Dörtyol’un bir mahallesi olarak yaşamaktadır. Özer İli adı ise zamanla Osmanlı kâtiplerinin gayretkeşliği sonucu Üzeyir şekline dönüştürüldü.

Özeroğulları’nın kökeni hakkında kaynaklarda çok fazla bilgi yoktur. Ailenin Oğuzlar’ın Üçok koluna mensup olduğu bilinmekle birlikte, hangi boydan geldikleri konusunda kesin bir bilgi mevcut değildir[1]. Kınık[2] ya da Avşar[3] boyundan olabileceklerine dair görüşler vardır.

Oğuzlar’ın Üçok koluna mensup bu Türkmen ailesi adını boy beyleri olan Özer Bey’den almıştır[4]. Özer Bey’in adı Aşıkpaşazade Tarihi’nde Süleyman Şah Gazi’nin Ca‘ber Kalesi önünde boğulmasının ardından Çukurova’ya gelen beyler arasında geçmektedir[5]. O'nun tarihi şahsiyeti hakkında maalesef çok şey bilmiyoruz.

Özeroğulları, Ramazanoğulları ve Dulkadiroğulları gibi bölgede faaliyette bulunan diğer Türkmen Beylikleri ile kıyaslandığında çok büyük bir aile olmamasına rağmen, bulundukları coğrafya açısından değerlendirildiğinde bölge siyasetinde etkin bir rol oynamışlardır. Bu bağlamda Özeroğulları, kaynaklarda ilk olarak 1374 yılındaki Sis kuşatması dolayısıyla yer almaktadır. Bu kuşatmaya katılan Türkmen beylerindenDavud’un bu aileye mensup olduğu düşünülmektedir[6].

Özeroğulları, 1378/79 yılında Memluklar’ın Halep valisi Timurbay tarafından Türkmenleri yola getirmek üzere yapılan seferde, Ramazanoğulları ve Dulkadiroğulları ile birlikte hareket ederek Demir-Kapı’da Memluk kuvvetlerini yenilgiye uğrattılar[7]. Memluklar’ın bu yenilgisi Türkmenlerin itaatsizliklerini arttırdı.Dulkadiroğulları 1382 yılında Özeroğulları’nın da desteğini alarak Halep’e doğru saldırıya geçti. Ancak Halep valisi Yelboğa Nasırî, Türkmenlerin akınlarına mani olmak için emrindeki kuvvetlerle harekete geçerek Aslantu Geçidi’ne kadar ilerledi. Dulkadir beyi Halil Bey’in kaçtığını öğrenen Yelboğa, geri dönerek, Dulkadirlilere yardım ettiği için Özeroğulları üzerine yürüdü. Yelboğa, Özeroğullarına tâbi Türkmenlerin bir kısmını öldürüp çadırlarını yağmaladıktan sonra Maraş’a oradan da Halep’e döndü[8].

1383 yılında ÖzeroğullarıRamazanoğulları ve Burnasoğulları ile birlikte yol kesmek, Anadolu hacılarını soymak, Sis’i Memlukların elinden almak için Karamanoğlu Alaaddin Ali Bey ile ittifak yapmakla suçlanıyorlardı[9]. Bunun üzerine Memluklar’ın Halep valisi Yelboğa, gerek Üçoklu, gerekse BozokluTürkmenleri itaat altına almak için tekrar faaliyete geçmiş ve Özeroğulları’ndan birisini de rehin almıştır. Bu duruma kızan Özeroğulları, Yelboğa’nın itaat etmedikleri takdirde saldıracağına dair tehdidine aldırış etmedikleri gibi, Ayas’dan Haleb’e dönüşü sırasında Yelboğa’ya saldırmışlardır. Zor durumda kalan Memluk kuvvetleri ancak Halep’ten gelen desteğin sayesinde mahvolmaktan kurtulmuşlardır[10].

1411 yılı başlarında veya daha öncesinde Antakya’yı kuşatarak şehri zapteden Özeroğulları, şehrin valisi Canıbek’i de ele geçirdiler. Fakat aynı yıl içinde Gündüzoğlu Gördü Bey Antakya’yı Özeroğulları’nın elinden aldı ve beylerini de yakaladı[11].  F. Sümer,  bu Özer beyinin, Şam’da tutuklu iken 1416 yılında ölen Özeroğlu Aydoğmuş olabileceğini belirtmektedir[12]. Aydoğmuş’un ne zaman doğduğu, hangi yıllarda Özeroğullları’na beylik yaptığı hakkında bir bilgi mevcut değildir.

Aydoğmuş’tan sonra Özer Beyi olarak karşımıza Davud Bey çıkmaktadır. Davud Bey, Ramazanoğlu İbrahim Bey ile birlikte 1417 yılında Memluk hükümdarı Melik Müeyyed Şeyh Humus’ta iken yanına gelerek ondan af dilemiştir. Fakat kaynaklarda bu affın sebebi hakkında her hangi bir açıklama yoktur. Şeyh Halep’te iken katına gelen Özeroğlu Davud’a ve nökerlerine, Ramazanoğlu İbrahim Bey’e ve maiyetine yaptığı gibi, hilatler giydirerek bol para ve silah verdikten sonra onu Amik’teki yurduna gönderdi[13].

1419 yılında, Ramazanoğulları’ndan İbrahim Bey’in üzerine gönderilen Şam valisi Ten-Bey Mik’in yanında, İbrahim’in yerine tayin edilmiş olan kardeşi Hamza ile Özer Oğlu Davud’da vardı[14]. Ramazanoğulları ile Özeroğulları arasında 1424/25 yıllarında bilinmeyen bir nedenle bir savaş çıkmıştır. Memluk Sultanı Barsbay, Özeroğullarına yardım etmek üzere önce Halep askerini ardından Şam askerini göndermiştir. Ramazanoğulları ile Özeroğullarının arasının neden açıldığı ve savaşın sonucu hakkında kaynaklarda bir bilgi yoktur[15]. Ancak bu durum, Memluklar’ın bölgedeki Türkmen beylerinin bulundukları bölgede güç kazanarak bağımsızlık kurmalarını engellemek için uyguladığı politikadan kaynaklanmış olabilir.

Memluk Sultanı Melik el- Eşref Barsbay’ın yanına 1429 yılında Türkmen beylerinden bir zümre geldi. Bu Türkmen beyleri arasında Adana, Misis ve diğer yerlerde yerleşmiş bulunan Ramazanoğulları’nın beyi olanMehmed BeyDerbsak ve yöresi ülkelerinin sahibi Emir Davud b. Özer ve Varsak Türkmenlerinin ileri gelenlerinden birçokları ve Şeyzar ülkesi hâkimi Sakalsızoğlu ve daha birçok bey de vardı[16].  

1435 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey, Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in elinde bulunan Kayseri üzerine yürüdüğünde yanında Ramazanoğulları’ndan başka, Özeroğulları ve Gündüzoğulları da vardı. Yine 1439 yılında Ramazanoğulları’ndan Eylük, Sultan Çakmak’tan aldığı yardımla Varsak Beylerinden Karaoğlu Musa üzerine yürürken yanında Özeroğulları da bulunuyordu[17].

II. Murad’ın son zamanlarında Anadolu’da dolaşmaya başlayan Safevi hanedanından Şeyh Cüneyd Arsuz dağındaki ıssız bir kaleyi Bilaloğlu’ndan isteyerek yurt edinmişti. Fakat Haleb askerinin hücumu sonucunda burada barınamayarak Canik tarafına gitmek üzere yola çıkmış, bu sırada kendisini yakalamak isteyenÖzeroğulları’na sahip olduğu her şeyi vermek zorunda kalmıştı[18].

Yaklaşık olarak 1450 yılından 1485 yılına kadar geçen sürede Özeroğulları hakkında kaynaklarda bir bilgi yoktur. Bu tarihte, Özer Beyi olarak Mekki Bey’in adı geçmektedir. 1485 yılında II. Bayezid zamanında Osmanlı ordusu Çukurova’ya girdiği zaman Ceyhan yakınlarında yapılan şiddetli savaşta, Ramazanoğlu Ömer Bey ve Gündüzoğlu Mehmed Bey’le birlikte Özeroğlu Mekki Bey’de yer almıştır[19]. Yapılan savaş sonucunda Ramazanoğlu Ömer Bey esir alındığı gibi Gündüzoğlu Mehmed Bey’de ölmüştür. Mekki Bey’in akıbeti hakkında pek bir şey söylenmese de kaçıp kurtulduğu anlaşılıyor[20].

Memlukluların 1516 Mercidabık ve 1517 Ridaniye savaşları sonucunda tarih sahnesinden çekilmesiyle, Memluk idaresinde bulunan diğer bölgeler gibi Çukurova’da Osmanlı hâkimiyetine geçti. Osmanlıların bölgeyi fethinde sonra, Özeroğulları’nın faaliyet sahası olan Dörtyol ve çevresi de Özer İli (Üzeyir) adı altında sancak olarak teşkilatlandırılmış, sancakbeyi olarak da Özeroğulları’ndan Ahmed Bey’e atanmıştır[21]. 1521/22 tarihli mufassal defter ve bu defterin icmalinde, bu aileden Hüseyin Bey oğlu Şahruh’un, Ürkmez oğlu Mehmed’in ve Ahmed Bey’in oğlu Abdulkerim’in timar tasarruf ettikleri görülmektedir[22].  Ahmed Bey 1522/23[23] tarihli sancak tevcih defterinde 146.444 akçalık; 1526/27[24]tarihli defterde de 146.000 akçalık hassa sahiptir. 

     1529 yılına kadar sancak beyi olan Özeroğlu Ahmed Bey, Özeroğulları sülalesinin bilinen son beyidir. Ahmed Bey kardeşinin oğlu Seydi Bey tarafından çıkarılan Safevî kaynaklı bir isyan sonucu öldürüldü[25]. Bu tarihten sonra 1544 yılına kadar Özer ili sancakbeyini tespit edemedik. 1544 yılında Ömer Bey Özer İli sancakbeyi olarak karşımıza çıkmaktadır[26]. Ancak hem Ömer Bey’in hem de bu tarihten sonra gelen sancakbeylerinin Özeroğlu olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur.  

Özeroğulları XVI. Yüzyılda bölgede etkinliklerini yitirmiş olsalar da aile bugünlere kadar gelebildi. XVIII. Yüzyılda bölgede ortaya çıkan Küçükalioğullar kısa sürede bölgenin etkin gücü haline geldi. Özeroğulları hakkında yapılmış olan 3 ayrı Yüksek Lisans tezinden sonuncusu Ertan Ünlü tarafından 2013 yılında danışmanlığım altında tamamlanmıştır.

 

 

[1] Faruk Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar (Fetihten XVI. Yüzyılın İkinci yarısına Kadar)”, A.Ü.D.T.C.F.T.A.D., c. 1, S. 1, Ankara 1963, s. 62.

[2] Faruk Sümer, “Ramazan-Oğulları”, İA, MEB, c. 9, İstanbul, 1964, s. 613.

[3] Hasan Ayparlar, Bazı Yönleriyle Kırıkhan, Kültür Ofset Basımevi, Kırıkhan 2002, s. 59.

[4] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 62.

[5] Aşık Paşazade, Tevârîh-i Al-i Osman (Aşıkpaşazade Tarihi), Matbaa-i Amire 1332, s. 225.

[6] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 62.

[7] Refet Yinanç,  Dulkadir Beyliği, TTK, Ankara 1989, s. 22.

[8] R.Yinanç,  Dulkadir Beyliği, s. 24; F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 62.

 

[9] Faruk Sümer, “Ramazanoğulları”, DİA, c. 34, İstanbul, 2007, s. 443.

[10] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 63.

[11] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 63. Gördü Bey’in adı bazı tarihçiler tarafındanKürdî Bey şeklinde okunmaktadır. Ancak tek başına “Verdi” kelimesinin  XVI. Yüzyılda kişi adı olarak kullanıldığını düşünerek biz bu kelimeyi Merhum  F. Sümer gibi “Gördü Bey” şeklinde okumaktayız.

[12] Faruk Sümer, Türk Devletleri Tarihinde Şahıs Adları, c. 2, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul 1999, s. 756.

[13] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 63.

[14] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 64.

[15] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 64; Kazım Yaşar Kopraman, El-Aynî’nin İkdu’l- Cuman’ında XV. Yüzyıla Ait Anadolu Tarihi İle İlgili Kayıtlar, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 1971 s. 98.

[16] K. Y. Kopraman, El-Aynî’nin İkdu’l- Cuman’ında XV. Yüzyıla Ait Anadolu Tarihi İle İlgili Kayıtlar, s. 123.

[17] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 64.

[18] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 64.

[19] Şehabeddin Tekindağ, “II. Bayezid Devrinde Çukur-Ova'da Nüfûz Mücadelesi”, Belle­ten, XXXI/ 123 (1967), s. 352; F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s.  64.

[20] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 65.

[21] F. Sümer, “Çukur-ova Tarihine Dair Araştırmalar…”, s. 6; BOA. TD. 110, s. 7.

[22] BOA. TD. 110, BOA. TD. 109.

[23] TSMA. d.10057, vrk. 6a.

[24] TSMA. d.5246, vrk 6a.

[25] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II, TTK, Ankara 1975, s. 347-348.

[26] Topkapı Sarayı Arşivi H. 951-952 Tarihli ve E-12321 Numaralı Mühimme Defteri, Yayına haz.: Halil Sahillioğlu, IRCICA, İstanbul 2002, s. 153.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.