2. Bölüm
BUZAĞILARI BUZAĞILAMASIN… KOYUNLARI KUZULAMASIN…
YALAN YERE YEMİN
ÇOCUKLARINI YİYEN TANRI
Kronos’u bilirsiniz (nereden bileceğiz ya, Teyzemizin oğlu mu?) Tanrılar Tanrısı Zeus’un babasıdır. Ama birazcık hain bir baba… Çünkü kâhinler ona demiştir ki, “doğacak oğlun senin iktidarını elinden alacaktır.” Egemenliğinin elinden kaçmasını istemeyen Kronos, doğan erkek çocuklarını yemeye başlar. (Ah iktidar tutkusu, nice evlat kanı içmiştir.) Anne Reia, doğurduğu erkek çocuk olan Zeus’u saklamayı başarır. Nasıl mı?
Çocuk doğunca onu saklar, bir taşı Kronos’a çocuk diye verir. Tanrı’da taşı, çocuk zannederek mideye indirir. ( Vay be! Tanrılar arasındaki ilişkilere bakın, anne Tanrı, kocasını kandırıyor, baba Tanrı ise, bir taş ile çocuğu ayırt edemeyecek düzeyde.)
Reia, yeni doğan çocuğu Girit’de bir mağaraya saklar.
Süt anne olarak yanına bir keçi,
Bekçi olarak da altından yapılma sihirli bir köpek bırakmıştı.
Fakat, Pandereos adında bir zat, altından yapılma köpeği görünce onu çalar. (Vay hırsız!) İlginçtir çaldığı altından köpeği Lidya Kralı Tantalosa emanet eder.
Lidya Kralı Tantalos deyip geçmeyelim, bu şahsiyetin babası da anası da Tanrı. Üstelik Manisa’da (o zamanki adı Sipylos) Dağında hüküm sürer.
Tanrılardan çalınanı ancak başka bir Tanrı koruyacaktır elbette... Ben mi koruyacağım?
Bir müddet sonra hırsız Pandareos, emanetini geri almak üzere gider. Ama koca Lidya kralı, üstelik Tanrı Tantalos, altından köpeği aldığını inkâr eder “Yeminler olsun ben öyle bir şey almadım” der.
ALTIN, TANRIYA YALAN SÖYLETİYOR
Şu altının gücüne bakın, Tanrı’nın oğullarına bile yalan söyletiyor.
İşe Zeus el koyar. (O zaman soruşturma komisyonları yoktu)
Hırsızı kayaya dönüştürür ve Kralı da Manisa dağının altına hapseder.
Kıssadan hisse: Adaletli ortamda, çaldığını Tanrılara ortak etsen de cezadan kurtulamazsın.
Egemenliğini yalancılıkla sürdüren onun altında kalır. Manisa Dağları (Siyplos)’nın dibindeki karanlıklarda, hırsızları koruyan kralların hazin sonu var.
Hisseden Kıssa; Adaletsiz ortamlarda ise hırsızı yakalamış gibi görünüp, kendi hırsızlığını gündemden düşürebilirsin. Diğer hırsızları cezalandırarak, hiç kimse kendi hırsızlığının vebalinden kurtulamaz.
ÇIKARLAR OLMASAYDI
Çıkarlar olmasaydı yemini tutmak, içilen anda sadık kalmak ne kolay olurdu.
Panopeus... Şimdi siz diyeceksiniz ki kim bu?
Ben de bilmiyordum, Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğüne baktım. Bu zat-ı muhterem, Truva’da ki ünlü Tahta At’ın mimarı. Söylenceye göre Tahta At onun eseriymiş. Mimar olmak, kişinin kıskanç olmasını engellemez. Bu zatın, adı Kritos olan ikiz kardeşi var ve Panopeus onu şiddetle kıskanmakta, ayrıca da amansız bir kin beslemektedir. (Hayret, birbirleriyle bu durumda olan bir çok kardeş gördüm) Annelerinin karnında bile dövüşürlermiş.
Kritos’un düşmanlarıyla başı belada. Panopeos, kardeşinden nefret ettiği halde ona yardımcı olur ve “elde edilecek ganimetlerden pay almayacağına” tanrılar adına yemin eder.
Ganimetlerin şeytani çekiciliği, bu yemini unutmasına neden olur.
Panopeos’un cezasını kardeşi değil de, üzerine yemin ettiği Tanrı Ares ile Tanrıça Athena verir. Tanrı adına yemin ettiğinde kullar unutur, ama Tanrının hafızası kuvvetlidir. Unutmaz. (Halkı küçümsemeyin, onun hafızası da öyle)
Söylencelerde yemin konusunda ortak bir özellik var. Kişi hangi Tanrı üzerine yemin etmiş ve bu yemininde durmamışsa o Tanrı tarafından dersi verilmiş, haddi bildirilmiştir.
Cumhuriyetin korunması, devletin bütünlüğü, Atatürk ilke ve inkılapları üzerine yemin edip de sözünde durmayanların cezasını da yine bu kavramlar verecektir.
Kıssadan Hisse: Okullar olmasaydı maarif ne güzel idare edilirdi. Ah, çıkarlar olmasaydı yeminler ne güzel tutulurdu.
Hisseden Kıssa: Alınan kararlar ve çıkarılan kanunlardan garip bir koku yükseliyor.
TANRI ADINA DOĞRULAMA
Yemin deyip geçmemek lazım.. Yemin, Tanrı adına yapılan doğrulama ya da Tanrıyı tanık göstererek verilen söz. Bir anlamda verdiğiniz söze Tanrıyı kefil etmiş oluyorsunuz. Kefilin ya saçı ya sakalı derler ya!
Sözünüzde durmadığınız zaman, Tanrının öfkelenmesi ve sizi cezalandırması inanç bütünlüğü içinde doğaldır.
Kim neye değer veriyorsa onun üzerine yemin edebilir. Sümerler için su kutsaldı ve yeminler su üstüne yapılırdı.
Çocuklar için “Anne baba” üstüne yemin ederler; çocuklar için en değerli varlıklardır. İskandinav ülkelerinde “Odin” adına yeminler yapılırken, Afrika’nın bazı bölgelerinde “Timsah” lar üzerine yemin edilir.
Üzerine yemin edilen varlıkların sayısı binlercedir. Hepsinde de ortak özellik, “Tanrısal kata yükseltilmiş” değerler oluşudur. Bir kartal tüyü bizim için hiçbir anlam ifade etmeyebilir; ama “Kartal tüyü”nün hayat verdiğine inanılan bir toplumda pekâlâ onun üzerine yemin edilebilir.
Burada “Allah” üzerine yemin etmekle, “Namus ve Şeref” üzerine yemin etmek arasında fark olduğu açıktır. Namus ve şeref kavramları, zamana, düşünceye ve mekâna göre değişir. Ama “Allah” evrensel bir tanımlamadır.
Allah, her yerde aynıdır. Adı ve ibadet şekilleri değişmiştir.
Namus ve şeref kavramlarına gelince; Daha önceleri Allah adına yemin etmiş olanların, amaçlarına varmak için namus ve şeref üzerine yemin etmelerinin ne anlamı var ki.
Buna büyük değerler için küçüğünden vazgeçme ilkesi denir. (Eğer böyle bir ilke varsa)
HİTİT ORDUSUNUN YEMİNİ
BUZAĞILARI BUZAĞILAMASIN… KOYUNLARI KUZULAMASIN…
Hititlerde yemin törebi yapılırken yemini yaptıran din adamı bir tarafta yemin edecek olanlar ve özellikle askerler diğer taraftadır.
“Ve sonra (and içiren) onların (=Askerlerin) ellerine balmumu ve koyun yağı verir. Onları ateşe atar ve der ki;
“Bu balmumunun eridiği ve koyun yağının çözüldüğü gibi, kim bu antları bozarsa, kim Hatti ülkesinin kralına karşı saygısızlık ederse o da balmumu gibi erisin, koyun yağı gibi çözülsün” Adamlar bağırırlar :
“Öyle olsun!...”
Sonra arpayı ve arpa ekmeğini ellerine verir, onları ezerler ve o şöyle söyler:
“Arpayı değirmen taşları arasında öğüttükleri su ile karıştırdıkları, pişirdikleri ve (sonra) parçaladıkları gibi, kim bu antları bozarsa, kim krala, kraliçeye ve prenslere ve Hatti Ülkesine kötülük yaparsa, bu antlar onları tutsun!
Onların da aynı biçimde kemikleri öğütülsün!
O da aynı biçimde suda boğulsun!
O da aynı biçimde parçalansın!
Onun da kötü bir alın yazısı olsun!”
Ve adamlar bağırırlar:
“Öyle olsun!”
“Bu arpanın nasıl yeşerme gücü artık yoksa o tarlaya götürülüp nasıl tohum olarak artık kullanılmazsa, ekmek olarak nasıl kilerde saklanmazsa, kim bu antları bozar ve krala, kraliçeye ve prenslere kötülük ederse, Ant Tanrıları da onun geleceğini yok etsinler!
Karısı erkek ya da kız çocuk doğurmasın!
Arazisi ve tarlaları ürün vermesin!
Sığırları buzağılamasın, koyunları kuzulamasın”
Bu Hitit Ordusuna girecek askerlere yaptırılan yemindir.
Nesnel koşullar var ve yaptırımlar somut.
Bu arada hatırlatayım. Hitit tarihinde yolsuzluk yapan bir memurun, derisi yüzülüp, koltuk yüzü yapılmış. .Bu koltuk makam koltuğu olmuş. Ona oturanlar hiçbir zaman yolsuzluk yapanların ne ile karşılaşacaklarını unutmasın diye…
3. Bölümde “3.500 yıllık yolsuzluk”, “Eti Yenen Krallar” ve “Ordu Yemini”.