“Adana’da Arap Uşakları veya Fellâhân Cemaati: 1”

Prof Dr Yılmaz Kurt yazdı

29 Haziran 2015 Pazartesi 09:39

Adana Tarihi ile ilgili belgelerde Fellâh Tâ’ifesi, Fellâhȃn, Bahçeciyângibi adlarla anılan topluluk hakkında çok farklı bilgiler dolaşmaktadır. Bunlardan bir kısmı bazı arşiv belgelerine dayalı olsa da büyük çoğunluğu kulaktan duyma bilgilerdir.

Halep Türkmenleri XIII. Yüzyılda Çukurova’yı ikinci kez ele geçirdikleri sırada burada yaşayan halkın büyük çoğunluğu Ermeni, Süryani, Rum, Yahudi olsa da aralarında elbette Arap, Tat, Bulgar, Türk ve Kürt unsurlar da bulunmaktaydı. 1516 yılında Osmanlı Devleti Ramazanoğulları Beyliği’ni kendi topraklarına kattığında bütün bu etnik unsurları da miras almış oldu. 1671 yılında Evliya Çelebi Adana’ya geldiğinde gördüğü manzara da tam olarak bu idi. Bir tek farkla ki artık Oğuz Tâ’ifesinden olan Türkmenler şehir içerisinde ve kırsal bölgelerde çoğunlukta idi.

  • taifesinin bölgenin otantik halklarından olmadığı ve Çukurova’ya sonradan geldiği yolundaki bilgiler tartışmaya açıktır. Bölgeye 1491 sonrasında ve 1612 yıllarında İspanya’dan “Müdeccen” taifesinden Araplar gelmiş olsa bile bu durum XIII. Yüzyılda burada Arap asıllı vatandaşların bulunmadığı anlamına gelmez.

XVI. yüzyıl Adana Sancağı Mufassal Tahrir defterlerinde geçen Gurbetȃn Tȃ’ifesi’nin kimler olduğu konusunda henüz kesin bir hüküm verebilmiş değiliz.

1525 tarihli Adana Mufassal Defteri’nde Cemȃ‘at-ı Gurbetȃnhȃric ez defter olarak kayıtlıdır. Buradan anlamamız gereken bu cemaatin 1518 tahririnden sonra Adana’ya gelmiş olduğudur. 1525 yılında 68 haneden oluşan cemaatin  91 nefer vergi nüfusu bulunmaktaydı[1].

Adana sancağına bağlı Adana nahiyesi sınırları içerisinde 1572 yılında üç ayrı Gurbetân cemaatine rastlamaktayız[2]. Bu kişilerin tamamı Türk ve Müslüman isimleri taşımaktadırlar. Toplam 51 hane olan bu insanların Suriye’den gelen Nusayrȋler olduğu görüşü kanıtlanamamıştır[3]. 1572 yılında Müslümanlardan her hane için 50 akçe resm-i hane adı altında alınan vergi Gurbetȃn Taifesi’nden 25 akça olarak alınmaktaydı. Bu vergi indiriminin sebebinin açıklanmasına da gerek duyulmamıştır. Bir başka dikkatimiz çeken şey ise Gurbetȃn Tȃ’ifesi’nin  Mühimme Defterleri’ndeki hükümlerde çoğu zaman çengȋ ve çingenelerle (roman) anılmış olmasıdır. 1573 yılında “çingene ve gurbet taifesinden” donanmaya kürekçi yazılması emir edilmiş fakat bu mümkün olmadığından yerine “bedel” alınmasına kara verilmişti[4].

Çukurova’da bugün “abdal” adıyla bilinen topluluk ise Hacı Bektaş Velȋ abdalları olup bu iki topluluktan da farklıdırlar.

  • kelimesi Arapça’da çiftçi, ekin eken ve  ziraatçi anlamındadır. Kelime Arapça olduğu halde çoğul şekli Farsça kurala göre Fellȃhȃn şeklinde kullanılmıştır. Bazı belgelerde yine bu anlama gelmek üzereBahçeci ve Bahçeciyȃn terimleri kullanılmıştır. Osmanlı literatüründe “Alevȋ” kelimesi kullanılmadığı gibi Nusayrȋ kelimesi de pek tercih edilmemiştir. Osmanlı Devleti,  hoşgörü anlayışı içerisinde bütün halkı Müslim olsun, Gayrımüslim olsun Allah’ın bir emaneti (Vedȋ‘atu’l-llȃh) olarak gördüğü için onları rencȋde etmekten her zaman kaçınmıştır. Gerektiği zaman kılıç kullanılmışsa da bunda felsefȋ veya ideolojik kaygılardan çok siyasȋ kaygılar hep öncelikli olmuştur. Dürzȋ kelimesi ise bir inanç ve topluluk adı olmaktan çok önemli siyasȋ rol üstlenmiş bir topluluk adı olarak her zaman açık bir şekilde kullanılmıştır.

Merhum Kasım Ener’in tarih formasyonu olmadığı için bazı hükümlerinin askıda kalmış olmasını normal karşılamak gerekir: “..resmȋ kayıtlarda Nusayri ve Fellah deyimlerine rastlanmamaktadır. Adana şer’i mahkeme sicillerinde adları bahçeciler olarak geçmektedir” hükmü buna sadece bir örnektir[5].  Çünkü Adana Şer’iyye sicillerinde “bahçeçi” ismi geçtiği gibi “Fellȃh” ve “Fellȃhȃn” isimleri de geçmektedir. İşin daha ilginç yanı Fellahların boybeyliği görevini üstlenen, Fellȃhȃn Mukāta‘ası’nın işletim hakkını satın alanlar arasında Kasım Ener’in dedeleri sayılabilecek olanKarslızȃdeler sülȃlesinden kişiler de bulunmaktadır.

1752-53 yılında Adana, Sis (Kozan), Misis (Yakapınar), Tarsus ve Kars (Kadirli) sancaklarında bulunan Fellȃhȃn re‘ȃyȃsının öşür ve rüsȗm (vergi) gelirlerini toplamak üzere kurulmuş olanFellȃhȃn Mukāta‘ası‘nın yarım hissesine sahip olan Mehmed bu hissesini bir yıllığınaŞehirkethüdȃsı oğlu Hasan’a satmıştı[6].  (Devamı  6 Temmuz 2015 Pazartesi günü).

 

 

 

[1] Yılmaz Kurt,  Çukurova Tarihinin Kaynakları I,  1525 Tarihli Adana Sancağı  Mufassal Tahrir Defteri, Türk Tarih Kurumu  Yay., Ankara 2004, s. 47-48.

[2] Yılmaz Kurt, XVI. Yüzyıl Adana Tarihi, Ankara 1992, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Bölümü, basılmamış doktora tezi, s. 73; TD.114 (1572), Adana Mufassal Tahrir Defteri, v. 21a, 22b.

[3] Kasım Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına (Çukurova'ya) Bir Bakış, 7.Bs., Kayı Yayıncılık, İstanbul 1986, s. 302- 303.

[4] Mühimme Defteri No: 23, hüküm 188 ve 745.

[5] K. Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına (Çukurova'ya) Bir Bakış, s. 304- 305.

[6]  Adana Şer‘iye Sicili, No: 64, sayfa no: 90, belge no: 316. 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.