Yeni Süreç, Roller ve Ak Parti

Aziz Terzi yazdı

07 Temmuz 2015 Salı 09:48

İslam dünyası uzun yıllardır batılı devletlerin boyunduruğu altında, batılı değerlerin veri kabul edildiği bir siyasi anlayış üzerinde fikir ve siyaset üretmeye mecbur bırakıldı. İslam dünyası üzerindeki bu tasallut ya fiilen işgallerle ya da kapitalizmin ürettiği uzaktan kontrol mekanizmaları ile gerçekleştirildi. Batı dünyası, İslam ümmeti üzerinde bir “değer” sömürü mekanizması yerleştirmeye çabaladı, uzun yıllar boyunca da bu mekanizmasını işletmeyi başardı. Bu arada “değer” sömürüsünden kastım; sadece maddi değerlerinin değil bunun yanında fikri değerlerinin de sömürülmesi ve dönüştürülmesidir. Aslında dikkat edilecek olursa fikren boyunduruk altına alınmadan, uzun yıllar boyunca bir ümmetin maddi değerlerinin sömürülmesi mümkün gözükmemektedir. Yani bu ikili döngünün tesisi şart. Bunun sağlanması da yeni süreçlerde, yeni argüman ve araçlarla mümkün olabilir. Toplum olarak belki fazlaca dikkat etmiyoruz ama kısa zaman dilimlerinde yeni süreçlerin işlediğini mesela laik bürokratik elitlerin yönetimden uzaklaştırıldığı yerine muhafazakâr demokratların devlet mekanizmasına oturtulduğu bir süreci yaşadık/yaşıyoruz.  Tüm bu dönüşümlerin aslında bir anlamı var, yeri geldiğinde ona değiniriz. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim. Yönetilebilir bir dış politika ve görece istikrarlı siyasi ve ekonomik bir süreç oluşturmak, kontrol mekanizmalarını oluşturan kapitalist devletler tarafından İslam ümmetine dayatılan anlayışların esasını oluşturur aslında.  Görece istikrar kavramındaki istikrar sözünün bizim için ne anlam ifade ettiği değil aslında önemli olan, kontrol mekanizmasını oluşturan güçlerin istikrardan ne anladığı, buna dikkat etmek gerekiyor. Oyun yeniden başladığında, taşlar yerinden oynadığında, konjonktür yeni roller ürettiğin de batılı devletler, en asgari ama yönetilebilir ölçüde “istikrarı” seçerler.  Yeni roller ve bu rollere uygun yeni adamlarla veya yeni rollerine adapte olan adamlarla yollarına devam etmek isterler.

Şimdi süreci anlamaya çalışalım. Laik Kemalist elitler toplumsal kontrolü kaybettiklerinde, yönetmekte acziyete düştüklerinde devletlerarası durumla da eş zamanlı olarak Türkiye üzerinde yeni güç odaklarının etkili olmaya başladığını gördük. Laik Kemalist yönetim elitlerinin tasfiye süreçlerini her gün olmaz denilen olaylarla izledik. Yeni rollerine uyum sağlayanlar haricinde diğer tüm Kemalist elitler yönetim mekanizmalarından uzaklaştırıldılar. Laik Kemalist elitlerin toplumsal kontrolü kaybetmesindeki ana unsur ne idi? Türkiye’de ve tüm dünyada yükselen, Müslümanların İslami hayatın yeniden tesisi talepleri idi. Laik Kemalist elitlerin böyle talepleri kontrol edebilmesi, yönetebilmesi ise doku uyuşmazlığı gibi esaslı nedenlerden dolayı mümkün değildi zaten. Toplumun ekseri kesimleri İslami değerlerinden dolayı dışlanmışlık yaşamışlar ve alternatif sistem arayışlarına yönelmelerinin yüzdelik oranı kabul edilebilir seviyeleri çok ama çok aşmıştı. İşte Ak Parti bu süreci yönetebilecek dinamiklere sahipti. Demokratikleşme şemsiyesi altında Müslümanlara geniş bir hareket alanı açtı. “Evet, AK Parti iktidarları dönemi Türkiye'de dindar Müslümanların radikalleşmesine değil ılımlılaşmasına tekabül etmektedir. Bir anormalleşme değil normalleşme dönemi”  (Atilla Yayla-04/07/15 Yeni Şafak) oldu. Buradaki ılımlılaşma-radikalleşme kavramlarını, batılı düşünsel ve kavramsal değerleri içselleştirme veya bunun tam tersi olarak İslami düşünsel ve kavramsal değerleri içselleştirme olarak anlamalıyız. Hangisinin radikalleşme, hangisinin ılımlılaşma olduğunu, hangisinin anormalleşme, hangisinin normalleşme olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Şimdi bu yaşadığımız yeni süreci nasıl okumalıyız? Türkiye’de süreç büyük ölçüde istenilen hat üzerinde ilerlerken 2002 yılında %34 ile ülke yönetimini tek başına devralan Ak Parti, ne oldu da 2015 yılında %40 ile azınlık hükümetine veya koalisyona mecbur bırakıldı. Aslında bu tabloyu şöyle de okuyabiliriz. Ne oldu da Türkiye’deki yönetim kadrolarından dışlanan laik kesim tekrar yönetime davet ediliyor. Ülke yönetimi Müslüman Demokratlardan kısmen izole edilip devletin gücü pay ediliyor. Bu soruların cevabını vermek için yaşadığımız coğrafyadan bağımsız düşünemeyiz. Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin geldiği nokta Mısır’da ve özellikle de Suriye’de çok farklı bir duruma evrilmiş bir konumda. Batılı kapitalist devletlere göre “İslami hayatın” somutlaşması ve Müslüman halklar için bir cazibe merkezi olması an meselesi… İşte böyle bir tehlikenin! varlığından dolayı kapitalist batılı devletler İslami beldeler üzerinde yeniden pozisyon değiştirmek, yeni mevzi alanları oluşturmak istiyorlar. Mısır da sert bir şekilde yapmak zorunda kaldıklarını, Türkiye’de sürece yayarak yapmaya çalışıyorlar. Neden mi yeni plan ve projeler yapmak zorunda kalıyorlar, çünkü Müslüman halklar arasında Raşidi Hilafet fikri her geçen gün ivme kazanarak karşılık buluyor. Ve bu şu anlama geliyor; yönetimleri altında tüm Müslümanları birleştirecekleri, kendilerine ait sınırlara sahip olacakları ve kendi yöneticilerini bizzat seçebilecekleri Beşinci Hilâfet Devleti’ni kurmaya çalışıyorlar. Çünkü Halife, İslam inancına sahip olan herkesin imamı, manevi ve siyasi lideri olacak.( JOE SHEA, “HİLAFET’E KARŞI SAVAŞ”, American Reporter)

Tüm bu yeni stratejiler, askeri ve siyasi operasyonlarla sömürgeci kapitalist batı, başarılı olabilecek mi? Asla, başarması söz konusu dahi değil. Batının gözünde bu öyle bir düşman ki tüm orduları ile ona karşı mücadele ediyor olmasına rağmen başaramayacak çünkü karşısında savaştığı “fikir”, İslami hayatın yeniden başlatılması fikri. 

Ak Partinin bu süreç boyunca oynadığı role geri dönecek olursak; Ak Partinin devletlerarası meşruiyeti iki unsura bağlıydı: Ekonomiyi rasyonel yönetebilmek ve dinle arasına rasyonel bir mesafe koyabilmek.( Etyen Mahçupyan / Akşam Gazetesi / 2 Temmuz 2015 ) yani batılı rasyonaliteyi ve İslam’ın yönetimde olmaması gerektiği düşüncesini halklarına kabul ettirebilme düşüncesini başarmasına bağlıydı. Az önce yazdığım gibi işler büyük ölçüde yolunda giderken,  devletlerarası durumun değişmesi, içeride de rollerin ve aktörlerin değişmesini zorunlu kılmıştır. Yaşadığımız olaylara gündelik siyasetin etkisinden kurtulup büyük resim üzerinden de bakabilmeliyiz. Ak Parti bu yeni süreçte batılı meşruiyet ölçülerine bağlı kalabildiği ve yeni dönem güç paylaşımlarına adapte olabildiği ölçüde işlevselliğini koruyacak ve rolüne sadakati ölçüsünde süreçte bir aktör olarak kalmaya devam edecektir. Başaramazsa ne mi olur? Mursi üzerinden çizilen resmin ne anlama geldiğini o zaman daha doğru okumalısınız.

Ya da tüm dayatma ve tehditlerin etkisinden uzaklaşıp batının ve batılı ideolojilerin Ya kesin bir hezimet, ya da onurlu bir geri çekiliş(JOE SHEA, “HİLAFET’E KARŞI SAVAŞ”, American Reporter ) den başka bir alternatiflerinin olmadığı bu süreçte, İslam’dan ve İslami hayatın yeniden başlatılması yolundan yana bir tavır ortaya koymalısınız. Şunu unutmayınız ki hiçbir ceza Allah’ın cezalandırması gibi değildir ve hiçbir ödül Allah’ın rızasından ve cennetinden daha değerli olamaz.

“Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah`a ve Rasulüne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O`na götürülüp toplanacaksınız.” Enfal-24

Aziz TERZİ

m.azizterzi@gmail.com

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.