Bülent Yamaç ile

Sedat Memili yazdı

08 Temmuz 2015 Çarşamba 10:50

Okuyucularla her zaman paylaştığım bir tespitim var. O da şu:

Bir insan ne zaman kendisi olur?

Veya yaşamın bu koşullarında kişi ne zaman kendisi olmayı başarabilir?

Bu konu Sayın Bülent Yamaç ile görüşmemde de açıldı.

Kendisini iş yerinde ziyaret ettiğimde çok yoğun olduğunu gördüm. O zaman kendisine aynı soruyu yönelttim:

“Bülent Bey” dedim “Sabah uyandığınızda, bir insanın eşi, çocuklarınızın babası, kapıcınızın işvereni, bankanın mudii, vergi dairesinin mükellefi…

Devam ediyoruz, yeğeninizin dayısı veya amcası – hatta 5 yaşındaki yeğeninizin ana okuluna gitseniz, siz kim olursanız olun hiç kıymeti harbiyesi yoktur – siz işte o 5 yaşındaki çocuğun dayısı ya da amcasısınız…

Kişi bütün gün, her eyleminde birinin bir şeyi oluyor… Veya bir sıfatın temsilcisi…

O halde kişi ne zaman kendisi olur.

“Ne zaman Bülent Yamaç oluyorsunuz.”

Tabi Sayın Yamaç’ın şahsında işi başından aşmış ve kendisi olmaya fırsat bulamamış bütün insanlara aynı soruyu yöneltiyorum.

Ancak Sayın Yamaç - ki bu gün kendisiyle ilgili görüşmemi yorum katarak sizlerle paylaşıyorum – bı kadar yoğunluk arasında, kendisi olma fırsatını ve şansını yakaladığını söyledi.

“Sabah kahvaltıları bizim yaşam biçimimizin temel direğidir” dedi.

Olağanüstü hoşuma gitti.

Sabah kahvaltısını hep birlikte yapan ve günü birlikte karşılamanın psikolojisi ile başlayan aileler kolay kolay “yapay” olumsuzluklardan etkilenmezler.

Sabah kahvaltıları aile birliğinin çimentolarıdır.

Çetin Altan’ın ifadesi olan “yaşamı ıskalamak” kavramı benim de değer verdiğim bir olgudur.

Yaşamı ıskalayanların, ne kendilerine ne çevrelerine ne de yaşadıkları kentlere kalıcı yararları olmaz.

“Önemli” ile “değerli” arasında benim için siyah ile beyaz arasındaki uçurum kadar fark vardır.

Nasıl ki siyah; beyazı olmayandır… Ya da beyaz, siyahı olmayandır…

Önemli de, değeri olmayandır; değerli de önemi olmayandır.

Şişirilmiş, abartılmış, sadece duyguları tatmin için var olanlar çok önemlidir; ama asla değerli değildir.

Yaşamı gören, algılayan, yorumlayan ve diğer insanların yaşamlarını da kolaylaştıracak şekilde değiştirmek için emek ve zaman harcayan herkes benim için değerlidir.

Toplum onlara önem vermese de…

Ancak gördüğüm bir çelişki var;

Önemliler, yaşarken fark ediliyorlar; değerlilerin ise farkına öldükten sonra varılıyor.

Bir anlamda değerliler; öldükten sonra doğmuş oluyorlar.

Bu da onların yazgısı…

Bu konuların zaman zaman kıyısından zaman zaman da cephesinden konuştuk Sayın Yamaç’la…

Bülent Talaş ve Doğan Gülbasar ile yakın dost olduklarını öğrendim.

Şu an ben de kendimi öyle sayabilirim.

O’nun sahip olduğu birikimler, Adana’nın ihtiyacı olan birikimlerdir.

Kendisi kalmayı başararak, Adana için sayısız ve kalıcı projesi olan Sayın Yamaç’a omuz vermek, Adana’ya omuz vermektir.

İyi ki tanıdım…

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.