KUR’AN NEDİR?
Kur’an, insanlara bir tebliğ ve uyarıdır.
Bu (Kur’an), insanlara bir tebliğdir. Hem de onunla (insanların) uyarılmaları, (Allah’ın) ancak bir tek ilâh olduğunu bilmeleri ve akıl sahiplerinin de düşünüp öğüt almaları içindir. 14/İbrahim, 52
RAMAZANDA KUR'AN'IN ANLAMIYLA BULUŞUYORUZ
ALLAH’I ANMA,TESBİH ETME: ZİKİR
Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ın zikrinden (ibadet ve itaatinden) oyalayıp alıkoymasın. Kim bunu yaparsa (onlar yüzünden Allah’ın zikrinden/kulluk görevlerinden gaflet ederse) işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Münafikun/9)
(İşte) nice adamlar (var)dır ki onları ne ticaret ne de alışveriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru/gereğine uygun kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoyar. Onlar, (dehşetinden) kalplerin ve gözlerin halden hâle geçeceği bir günden korkarlar. (Nur/37)
Ey iman edenler! Allah’ı çok anın (zikredin). O’nu, sabah akşam tesbih edin. (Ahzab/41- 42)
O halde beni (ibadet ve itaatle) hatırlayın ki ben de sizi (sevap ve mağfiretle) anayım; bana şükredin (ibadetsizlik ve itaatsizlikle) bana nankörlük yapmayın. Bakara/152
ALEMLERİN EFENDİSİ’NİN (SAV) DİLİYLE ZİKİR
Ebu Musa el-Eş'ari (ra) 'den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
"Rabbini zikredenle zikretmeyenin durumu, diriyle ölünün farkı gibidir." (Buhari, Deavat, 66)
Müslim'deki rivayet ise şöyledir:
"İçerisinde Allah'ın anıldığı bir evle Allah'ın anılmadığı bir evin farkı diri ile ölünün farkı gibidir." (Müslim, Müsafirin, 211)
Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem):
"Müferridler öne geçtiler" buyurdu. Bunun üzerine sahabiler,
"Müferridler nasıl adamlardır?" diye sordular. Rasûlullah(sallallahu aleyhi vesellem) de:
"Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlardır" buyurdu. (Müslim, Zikir, 4)
Cabir (Allah Ondan razı olsun), Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i şöyle buyururken işittim dedi:
"Zikrin en faziletlisi la ilahe illallahtır." (Tirmizi,Deavat, 9)
SON PEYGAMBER (SAV)
(Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”
(3/ Al-i İmran Suresi: 31)
Tatlı ve balı severlerdi. Gümüşhânevî, Râmuzu’l Ehâdîs * 2-552/11
Salatalığı severlerdi. Gümüşhânevî, Râmuzu’l Ehâdîs * 2-552/15
Sütle iftar etmek hoşlarına giderdi. Gümüşhânevî, Râmuzu’l Ehâdîs * 2-554/16
İçilecek şeylerden en çok sütü ve bal şerbetini severlerdi. Gümüşhânevî, Râmuzu’l Ehâdîs * 2-521/16-17
Üzümü salkımından tutarak yerlerdi. Gümüşhânevî, Râmuzu’l Ehâdîs * 2-549/2
Boyaların içinde en çok sarıyı severlerdi. Gümüşhânevî, Râmuzu’l Ehâdîs * 2-521/20
Renklerin kendisine en sevgilisi yeşildi. Gümüşhânevî, Râmuzu’l Ehâdîs * 2-521/6
KÖLESİYİZ, RAZI OLSUN
ALEMLERİN EFENDİSİ BİZDEN
MERAK ETTİKLERİMİZ
İTİKÂFIN EDEBLERİ
1) İtikâf, Ramazan ayının son on gününde ve mescidlerin en faziletlisinde yapılmalıdır.
2) İtikâf esnasında hayırdan başka bir şey söylenmemelidir. Günah gerektirmeyen şeyleri konuşmakta bir sakınca yoktur. Bir ibadet inancı ile susmak ise mekruhtur. Günah sayılan şeylerden dili tutmak ise, ibadetlerin büyüklerinden biridir.
3) İtikâf esnasından Kur'ân-ı Kerîm okumaya, hadîs-i şerîf, Peygamberlerin yüksek siyerlerine, dinî meseleleri öğretmeye devam etmelidir.
4) İtikâf yapan kimse, temiz elbiselerini giymeli, güzel kokular sürünmelidir. Başını da yağlayabilir.
5) Nefsine itikâfı vacib kılacak kimse, buna yalnız kalben niyetle yetinmemeli, dili ile de söylemelidir.
KİMİN BURNU YERE SÜRTSÜN?
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)’den rivayetle Peygamberimiz (sav) buyurmuşlar:
“Şu adamın burnu yere sürtsün ki (Allah cezasını versin, hor olsun), yanında Ben anılayım da Bana salevât getirmesin. Şu adamın burnu yere sürtsün ki, Ramazan'a erişsin de sonra (onu değerlendiremediği için) mağfiret (af) olmadan çıksın. Şu adamın burnu yere sürtsün ki, anne ve babası yanında ihtiyarlamış olsun da (onlara hizmet etmediği için) Cenneti kazanamasın.” Ramuz- el Ehadis 291/5
ALLAH’I HATIRLAMAK, AKILDA TUTMAK: ZİKİR
(Kalellahu teala) “Allah-u Teala Hazretleri buyurdu ki:” Kim diyor bu sözü?.. Rasulullah SAS Efendimiz... Nasıl buyurmuş Allah-u Teala Hazretleri?.. O Allah’ın Rasulü, onu biz bilemeyiz, ona bildirmiş. Allah-u Teala Hazretleri Peygamberine buyurmuş, o da bize naklediyor, Allah böyle buyurdu diye:
(Üzkuruni bi-taati) “Bana itaat ederek, ibadet ederek beni anın; (ezkürküm bi-mağfireti) ben de o zaman sizi mağfiret eyleyerek zikrederim.” Siz bana itaat ve ibadet ile beni zikrederseniz, ben de mağfiret ederek sizi zikrederim.
(Femen zekereni vehüve mutiun) “Kim bana muti iken, ibadetkar iken, itaatkar iken beni zikrederse; (fe hakkun aleyye el’ezkürehu minni bi-mağfireti) onu mağfiretimle anmak bana, benim üzerime hak olur, vacip olur.” Çünkü kulum ibadet ediyor, itaat ediyor, muti iken istiyor; ben de onu mağfiret ederek anarım. Ayet-i kerimede var, Allah-u Teala Hazretleri: (Fezküruni ezkürküm) “Siz beni zikredin, ben de sizi zikrederim!” buyurmuş, tamam. Biz ibadet üzere, itaat üzere onu zikr edersek; o da bizi mağfiret ederek zikreder. Zikir var ama gelin şimdi bir de cümlenin öbür tarafına, şimdi okuyacağım kısmına çok dikkat edin: (Ve men zekereni vehüve li asin) “Bana asi olduğu halde beni zikr edene gelince; (fehakkun aleyye en ezkürehu bi-maktin) benim de üzerime onu gazapla, kızgınlıkla anmak hak olur, vacip olur.” Yine anıyor, ayet-i kerimedeki vaadi tamam. Ama kul asi olarak zikrederse, isyan üzereyken zikrederse, Allah da onu gazap ile zikreder, gazabına uğratır.
Yani bu Allah’ı anınca, hemen arada bir kontak olur, Allah da onu zikreder ama gazabla anar; belasını bulur, cezasını bulur. İtaat üzereyken, ibadet üzereyken zikrederse; Allah’da mağfireti ile zikreder. Başka bir hadis-i şerifte geçiyor: Bir insan Allah’a asiyse, Allah’ı çok zikrediyorsa bile, zikretmiyor sayılır. Çünkü Allah’ı hatırlayan insanın şanı, ona yakışan Allah’a itaat etmektir. Hem çok zikrediyor, hem de günah işlemeye devam ediyor... demek ki zikir dilinde, aklında Allah yok! Aklında Allah olsa, yapmaz. Çünkü hiç bir kimse günahı imanlı olarak işlemezmiş, iman çıkarmış. İçki içen, içki içtiği zaman iman çıkarmış yukarıya tepesinden öteye... Öyle içermiş. Zina eden zina ederken, iman çıkarmış içinden tepeye, öyle zina edermiş. Adam öldüren, şu günahı bu günahı, hırsızlığı arsızlığı, yüzsüzlüğü yapan böyle hakeza... Yani imanlıyken olmuyor. Demek ki, asi istediği kadar Allah Allah desin, zikretmiyor sayılıyor; ne kadar çok zikrederse etsin... Eğer Allah’a muti ise, günahlardan sakınıp, itaat edip, ibadet üzere şöyle hareketini devam ettiriyorsa; o zaman Allah’ı gerçekten zikrediyor sayılır. Mü’min olarak, Allah’ı zikreden kullar olarak zikrin bu özelliklerini bilelim.
Zikir hatırlamak demek... İşin aslı sadece dille zikretmek değil, elinde tesbih sallanması değil; İşin aslı Allah’ı hatırlamak, Allah’ı hatırında tutmak, Allah’ı unutmamak. (Ve la tekunu kellezine nesullahe ve ensahüm enfüsehüm) “Sakın Allah’ı unutanlar gibi olmayın!” diye Haşr Suresi’nin sonunda ayet-i kerime var. Mühim olan Allah’ı hatırlamak ve itaat üzere olmak.
--Hatırlıyorum.
--Hatırlıyorsun, yine günah işliyorsun; korkmuyor musun Allah’tan?.. Hem hatırında Allah, hem de günaha devam... Olmaz, işte o zaman zikretmemiş oluyor. Veyahut zikrederse belasını buluyor. Çünkü onun o tezatlı durumuna göre, Allah da onu zikrediyor. Ama nasıl zikrediyor? “Ey meleklerim, şu kulumun belasını verin!” diye zikrediyor. O Allah dedi, Allah da kulum diyor tamam; şu kulumun belasını verin ey meleklerim diyor. Neden? Günah üzere, gene zikrediyor. Allah da zikrediyor onu: şu kulum diyor evet zikrediyor ama bu sefer belasını verin diye zikrediyor, aleyhine hüküm olarak zikrediyor. Binaenaleyh, zikrin bu inceliğini bilerek Allah’a muti olmaya çalışmamız lazım. Her halimizde, her saniyemizde, her günümüzde, her anımızda daima Allah’a muti olarak, Allah’ın sevdiği bir durumda olmağa çalışarak, günahtan sakınarak, korunarak yaşamağa çalışmamız lazım. Asıl gerçek zikir bu.
Kur’an’ın Anlamıyla Buluşmak Platformu
NEFSİN BASAMAKLARI
NEFS-İ KÂMİLE (SÂFİYE)
Yedinci ve son mertebe peygamberlik mertebesidir ki, ondan bahsetmeye hakkımız yoktur. Cenâb-ı Hak cümlemizi Peygamberimizin şefaatine nail ve müstehak olan kullarından eylesin. Âmin...
Bu nefse nefs-i safiye, nefs-i kâmile, nefs-i sâlih de denilmiştir. Bu makamda bütün vücud, akıl, ruh, nefis hep nur olur. Onun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin gölgesi olmamıştır. Zira onun gölgesi yoktur.
Âdem aleyhisselâm bu nur sayesinde bütün eşyayı bildi. Her çocuğuyla ayrı lisan ile konuştu. Melekler ise eşyayı bilemediler de, aczlerini itiraf ettiler.
Bu makamın ahval ve evsafı; esrâr-ı İlâhî’den olup tarif ve tahriri mümkün olmadığından başka bir söz söyleyemeyiz. Yalnız Cenâb-ı Hakk’dan, bu esrarlardan bazılarını bize tattırmasını niyaz ederiz.
Nefs-i râdiyyede zâkirin zikri Hayy ism-i şerifi; mardiyyede ise Kayyûm ism-i şerifi; nefs-i sâfiyede ise Kahhar ism-i şerifi talim olunur. Bu dairede mahviyet, acayip ve garib olup, havf-ı hayret vardır. Asıl maksat ise, vüsûl-i ilâllahtır. Yâni Hak Teàlâ’nın kemâli ile rahmetine takarrüb etmektir.
(Konuyla geniş bilgi almak isteyenler Merhum Mehmed Zahid Kotku hocaefendinin “Nefsin Terbiyesi” isimli kitabına başvurabilirler.)
Bu köşenin içeriği KUR’AN’IN ANLAMIYLA BULUŞMAK PLATFORMU tarafından hazırlanmıştır. Ayet mealleri Hasan Tahsin Feyizli'nin Hazırladığı Feyzü'l Furkan Açıklamalı Kur'an-ı Kerim Meali’nden alınmıştır. Ayet meallerinin tamamına www.kuranimiz.net, ses dosyalarına www.akradyo.net adreslerinden ulaşabilirsiniz. Görüş ve önerileriniz için: bilgi@kuranimiz.net adresine e posta yazabilirsiniz.