KUR’AN NEDİR?
Kur’an, öğüttür.
Biz onların dediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Onun için benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver. 50/Kâf, 45
RAMAZANDA KUR'AN'IN ANLAMIYLA BULUŞUYORUZ
NAMAZI DOSDOĞRU KILANLARA HİÇ BİR KORKU YOKTUR
Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla
Gündüzün iki tarafında (öğle ve ikindide) ve gecenin (gündüze) yakın (üç) vaktinde (akşam, yatsı ve sabahda) dosdoğru namaz kıl. Muhakkak ki iyilikler (beş vakit namazın sevâbı, aradaki) kötülükleri (küçük günahları) giderir. İşte bu, düşünen, Allah’ı ananlara bir öğüt/bir hatırlatmadır. (Hud/114 )
İman edip sâlih (makbul ve ecir kazandıran) iş yapanların, namazı dosdoğru kılıp, zekâtı verenlerin, Rableri katında mükâfatları vardır. Onlar için hiçbir korku yoktur. Onlar üzgün de olmayacaklardır. (Bakara/277)
Onlar, (yalnız) Rablerinin rızasını dileyerek (nefislerine zor gelen şeylere) dayanan, namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açık olarak (Allah yolunda) harcayanlar ve kötülüğü iyilikle giderenlerdir. İşte (bu dünya) yurdun(un iyi) sonucu onlarındır. (Rad/22)
Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (Allah yolunda) harcarlar. Enfal/3
KİM GECEYİ NAMAZLA GEÇİRMİŞ SEVABI ALIR?
Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır.
“İnsanlar ezan okumanın ve birinci safta bulunmanın ne kadar sevap olduğunu bilselerdi, bu iş için sıra ve yer bulamaz kur’a çekmek zorunda kalarak kur’a çekerlerdi. Namaza erken gitmekteki sevabı bilselerdi birbirleriyle yarış ederlerdi. Eğer yatsı ve sabah namazını cemaate gitme sevabını bilselerdi emekleyerek de ve sürünerek de olsa bu iki namaza giderlerdi. (Buhari, Ezan 9,32, Müslim Salat 129)
Ebu’d Derda (ra) Rasûlullah (sav) ı şöyle buyururken işittim.
“Bir köy veya ıssız bir yerde(çölde) üç kişi bulunurda namazı aralarında cemaatle kılmazlarsa şeytan onlara galip gelip yenmiştir, üzerinde hakimiyeti ele alır. O halde cemaatle namaz kılmaya devam edin çünkü kurt, sürüden ayrılan koyunu yer. (Ebu Davut, Salat 46)
Osman ibni Affan (ra)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Kim yatsı namazında cemaatte hazır bulunursa gecenin yarısını namazla geçirmiş gibi sevap kazanır. Yatsı ve sabah namazlarında cemaatte bulunan kimseye ise bütün geceyi namazla geçirmiş gibi sevap vardır.” (Tirmizi, Salat 165)
MERAK ETTİKLERİMİZ
SADAKA-I FITR (FİTRE SADAKASI 2)
5- Fitre sadakası, nisab miktarı bir mala sahib olan her hür müslüman için vacibdir, ister çocuk olsun, ister mecnun olsun... Bu nisabdan maksad, iki yüz dirhem gümüş veya yirmi miskal altın veya bunların kıymetine denk bir maldır. Bu mal, temel ihtiyaçlardan (borçtan, oturulan evden, ev eşyasından, bineceği at ve kuşanacağı silahtan, ailesinin bir aylık veya bir yıllık geçiminden) fazla bulunmalıdır. Bu fazla malların para veya ticaret malı olması şart değildir. Bu fazla olan mal üzerinden bir yıl geçmesi de aranmaz.
6-İşte bu miktar bir mala sahip olan her müslüman için zekat almak veya vacib olan sadakaları kabul etmek haramdır. Üzerlerine kurban kesmek de vacibdir.
7-Ramazan Bayramının ilk günü fecrin doğuşundan önce vefat eden veya fakir düşen veya fecrin doğuşundan sonra dünyaya gelen veya (İslama giren) bir Müslümana fitre sadakası vacib olmaz. Fakat fecirden sonra ölen bir Müslümana vacib olur. Eğer vasiyet etmişse, terekesinin üçte birinden ödenir. Varislerin kendi mallarından vermeleri de caizdir.
8-Nisab mikdarı mal, fitre sadakasının vacip olmasından sonra telef olsa fitre düşmez, çünkü verilmesi için önceden bir imkân hâsıl olmuştu. Zekât ise böyle değildir, onda kolaylığı gerektiren bir imkân gereklidir.
SON PEYGAMBER (SAV)
(Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”
(3/ Al-i İmran Suresi: 31)
Hz. Âişe (r.anhâ) rivâyet ediyor:
“Nebî (s.a.v) geceleyin uyanamasalar veya gözlerini uyku bürüyüp de gece namazına kalkamasalar, gündüz on iki rek’at namaz kılarlardı.”
(Teheccüd namazı Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimize farzdı; ümmetine sünnettir.)
Zeyd b. Hâlid el-Cühenî (r.a) anlatıyor:
Seferde bir gece, Resûlullah (s.a.v) teheccüd namazını nasıl kılıyor diye gözetlemeye karar verdim ve çadırının eşiğine dayandım. Allah Resûlü (s.a.v), ilk önce hafifçe iki rek’at kıldılar. Sonra çok uzattıkları iki rek’at daha kıldılar. Sonra bu uzattıklarından daha kısa olarak iki rek’at daha kıldılar. Biraz daha kısaltarak iki rek’at daha kıldılar. Teheccüdü bitirdikten sonra da Vitir namazını kıldılar. Böylece on üç rek’at namaz kılmış oldular.”
Ebû Seleme b. Abdurrahman (r.a), Hz. Âişe (r.anhâ)’dan Resûlullah (s.a.v)’in Ramazan’daki namazlarının nasıl olduğunu sormuştur. Hz. Âişe (r.anhâ) buyurdular ki:
“Ramazanda da diğer aylarda da on bir rek’attan fazlasını kılmazlardı. Önce dört rek’at kılardı ki, onların uzunluğunu ve güzelliğini hiç sorma. Sonra yine dört rek’at daha kılardı ki, onların da uzunluğunu ve güzelliğini sorma. En son üç rek’at Vitir namazını kılıyordu.” Hz. Âişe (r.a) buyuruyor: Yâ Resûlallah siz Vitir namazını kılmadan uyuyorsunuz, dedim. Buyurdular ki:
"Ey Âişe, iki gözüm uyuşa da kalbim uyumaz.
”Kaynak: Şemail-i Şerif Kitabı (Şahver Çelikoğlu)
KÖLESİYİZ, RAZI OLSUN
ALEMLERİN EFENDİSİ BİZDEN
PEYGAMBERİMİZ(SAV)’İN EN CÖMERT ANLARI
“Peygamber (s.a.s) insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu anlar ise Ramazan’da Cebrail (as)’ın kendisiyle buluştuğu Zamanlardı. Cebrail (as) Ramazan’ın her gecesinde onunla buluşur ve onunla Kur’an’ı müzakere ederdi. İşte bundan dolayı Rasulullah (s.a.s) hayırda rahmet yüklü rüzgardan daha cömertti.” (Buhari, Bed’u’l-vahy,1)
BİR ALLAH DOSTUNUN NAMAZ KILIŞI
İslâm dini kendisine aklı muhatap edinmiştir. Bütün mükellefiyetler, kulluk vazifeleri akıllı kimselere terettüp eder. Mesela çocuklar aklî tekâmülleri tamamlanmamış olduğundan sorumlu sayılmazlar. Hatta akıl ve irade sahibi bir kişinin, gafillik ve cehaletle yapacağı kusurlar, günahlar bağışlanmış, kasıt ve taammüd ile sehv ve hatanın arası tefrik edilmiştir. Daha da ilerisini söyleyelim, bir kimse aklı yerindeyken hür iradesiyle sonu zarara varan bir hareket yapsa, doğru olduğuna inanmış ve iyi bir niyetle yapmışsa, yine suçlu sayılmaz. Çünkü amellere mükâfât ve ceza vermede esasen niyetin iyiliği veya kötülüğüne bakılır.
Demek ki hareketlerimizi iyi niyet ve duygularla akıl ve irademizi kullanarak yapmalıyız. İyi niyet olmayınca netice ne olursa olsun kişi günahkâr sayılıyor. Akıl ve irade hakimiyeti olmadan ihtiyarsız, şuursuz, duymadan hissetmeden yaptığımız mihaniki fiillerin neticesi ise bir hiçten ve boşuna yorulmadan ibaret kalıyor.
Yukarıdaki hükümler, ibadetlerin her türlüsüne teşmil edilebilir. Bu duruma göre dinin emrettiği ibadetler –ve mesela namaz– acaba sırf şeklen icra olunmakla kabule şayan sayılır mı? Şüphesiz ki hayır! Derinden derine, hissetmeden arzusuz ve heyecansız yapılan ibadetler, renksiz, kokusuz çiçek, balsız petek, özü boşalmış kabuk, mânasız söz ve ruhsuz ceset gibi değersizdirler.
O halde bütün benliğimizle duyarak ve yaşayarak ibadet etmeli, tekrar tekrar yapılan işlerin umumiyetle verdiği melâl ve mekanikliğe düşmekten çok şiddetle kaçınmalıyız. Sevgili Peygamberimiz kişinin namazdan elde ettiği faydanın ancak ve ancak anladığı ve akıl ettiği kadar olduğunu rûhen yüceltmeyen, kötülüklerden alıkoymayan namazın sadece sahibini Allah’tan uzaklaştırmaya yaradığını bildirmiştir.
Akıl başka fikirlerle doluyken kılınan namaz bizzat namaz kelimesinin mânasına da aykırı düşmektedir. Arapça’da da bu ibadeti ifade eden “salât” kelimesi dua anlamına gelir. Demek ki namazda her şeyden önce Allah’ın huzurunda olduğunu, O’na hitapta münâcâtta bulunduğunu, konuşup affı için yalvardığını, O’ndan bazı şeyler istediğini düşünmek, tevazu ve boyun büküklüğüyle durmak, ihtiram ifadesi olan bütün vaziyetlere dikkatle riayet etmek gerekir.
Bir hadiste, “Kul edeple namaza girer, gönlünü ve fikrini bu işe bağlar, etrafına bakmazsa, Allah, kudret ve rahmetiyle ona teveccüh eder. Gönlünü dağıttığı, çevreyle meşgul olduğu an, ilâhî rahmet geliyorken döner, geri gider.” buyurulmuştur.
Bazı din büyükleri namazda en önemli şart olan kalp huzurunu temin ve gaileleri zihinden uzaklaştırmak için abdest almadan önce başlayan bir seri tedbire müracaat etmişlerdir. Mesela Şeyh Hâtem-i Esam diye tanınan meşhur velî ve büyük mutasavvıfa nasıl namaz kıldığı sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:
“Namaz kılmaya karar verince önce herhangi bir sıkışıklığım varsa giderir, bedeni rahatlandırırım. Sonra ağır ağır tam bir abdest alır, namaz kılacağım yere gelirim. Bir müddet oracıkta oturur dinlenirim. Bu sırada zihnimi toplar, endişemi yatıştırır, dağdağaları dağıtır, ondan sonra edeb ve tevazu ile doğrulurum. Kâbe-i Şerîfi hemen karşımda, sırat köprüsü iki ayağım altında, cennet sağımda, cehennem solumda diye tahayyül ederim. Ölüm meleği Azrail ardımda beni bekliyor. Bu kıldığım sonuncu namazdır. Bundan başka bir namaz kılmaya erişemeyeceğim diye düşünerek korku ve ümit arasında heyecanlı bir durumda, ağlamayla tezellül ile tekbir alır, namaza girerim. Sevgili Peygamber Efendimiz’in bildirdiği tarzda her rüknün hakkını vererek sükûnetle, edeple, ağır ağır namaz kılarım. Bütün bunlardan sonra yine de namazım kabul edildi mi edilmedi mi bilmem.”
Sevgili okuyucular! Böyle bir namazın verdiği tat ve fayda ne şekerde ne kaymakta bulunabilir. İsterseniz bir de biz deneyelim.
Bu köşenin içeriği KUR’AN’IN ANLAMIYLA BULUŞMAK PLATFORMU tarafından hazırlanmıştır. Ayet mealleri Hasan Tahsin Feyizli'nin Hazırladığı Feyzü'l Furkan Açıklamalı Kur'an-ı Kerim Meali’nden alınmıştır. Ayet meallerinin tamamına www.kuranimiz.net, ses dosyalarına www.akradyo.net adreslerinden ulaşabilirsiniz. Görüş ve önerileriniz için: bilgi@kuranimiz.net adresine e posta yazabilirsiniz.