“Neden köpeklerinizi yemiyorsunuz da kadınlarınızı yiyorsunuz?”
“Çünkü köpekler işe yarıyor…”
Yıllar önce Charles Darwin’in Beagle gemisiyle dünyaya yaptığı yolculuğu incelemiştim. Amacım Darwin’in yaşam öyküsünü yazmaktı. Darwin, 1838’li yıllarda Güney Amerika’nın en güney ucunda Tiera Fuega adalarında kışı geçirmek zorunda kalıyor. Kış koşulları o bölgede çok çetin. Her kış yiyecek sıkıntısı var. Köyde çok fazla köpek vardır. Darwin dehşetle şunu görüyor, kabile aç kaldığında sırayla bir kadını kesip yemekte kemikleriyle de köpekleri beslemektedir. Kabile reislerine sorar: “Neden köpeklerinizi yemiyorsunuz?” Kabile reisleri “çünkü köpekler, av mevsiminde işimize kadından daha çok yarıyorlar…”
Gerçekten de yaz geldiği zaman, denizdeki iri balıkları köpeklerin yardımıyla yakalıyorlardı.
Bu paylaşmak istediğim birinci anekdot idi.
İkincisi de şu: Yola çıkın, sınıf, sıfat, etnik köken, kadın, erkek, siyasi görüş farkı gözetmeksizin herkese sorun: “Rüşveti benimsiyor musunuz?” Size “Evet” yanıtı veren bir kişiye rastlamanız mümkün değildir. Ama rüşvet, toplumu bir ahlak virüsü gibi çürütmektedir.
Hem hiç kimse istemiyor hem de rüşvet ortadan kalkmıyor.
Bu günkü konuğumuz “Çağlar- Pınar Tümtanır Ailesi”
***
ALLAH’INA KADAR ADANALI… O NEDENLE SAYGILI…
Çağlar Tümtanır’ı gençliğinden tanırdım. Fakat yıllardır görmüyordum. Gençliğinde tipik bir arabesk gençti. Büyük bir alüminyum doğrama firmasında önce çırak, sonra kalfa ve usta olarak çalışıyordu. Çok çalışkandı. Klasik Türk Esnafı gibi aldığı haftalığı annesinin eline sayar, hafta sonları mangal başında olmayı tatilin en güzel anları sayardı.
Sonra, aldığı haftalıkla nişanlısıyla gezmeye başladı. Bu arada kendine yeni bir hayat kurma hazırlığına başladı.
Allah’ına kadar Adanalı bir genç…
Onu görünce hep Neşet Ertaş aklıma gelir:
“İki büyük nimetim var / Biri anam biri yârim…
İkisine de hürmetim var / Biri anam biri yârim…”
O gençlik yılları aklıma geliyor da… Bir anası bir yâri… Hiç kimse Çağlar’ın elinden bu denli çekmemiştir…
Sonra yıllarca görüşmedik.
Yolumuz tekrar kesişti. Adana’nın Temmuz sıcağında onu atölyede işinin başında yakaladım.
Evlenmiş dört kızı olmuş… Kendine ait bir iş yeri açmış, Atölye evinin altında… Ailecek çalışıyorlar. Masada henüz ortaokul yaşlarında bir genç kız…
“Hayırdır Çağlar, görüşmeyeli ne yaptın?”
“Gördüğün gibi abi işte, biliyorsun okul yerine zanaata gittik. Elimizden geldiği kadar işi iyi öğrendik. Tabi kolay olmadı. Biz alüminyum ile oyun oynar gibi ustaca oynardık ama ticaret bilgimiz azdı.
İŞ SADECE DÜKKAN AÇMAK DEĞİL
Biz işin, senet, çek, kira, vergi boyutunu önce bilmezdik. Çırak iken, yaptığımız işi sonra da patronun aldığı parayı görürdük. Ne maliyet, ne stok, ne sigorta ne de borç alacak görünmezdi. Zannederdik ki patron bizi ölesiye sömürüyor. Kazın ayağının öyle olmadığını iş kurunca anlıyoruz.
“Siz işi sadece Alüminyumu kesip, monte etmek zannediyordunuz öyle mi?”
“Evet, öyle zannediyorduk. Birçok arkadaşımızda öyle zannediyor. Askerliğini yapan üç beş kuruşu bulup bir atölye açtı. İşin sadece Alüminyumu veya PVC’ki kesmek olmadığını anlayana kadar sermayesini tüketti. Birçok arkadaşım, ilk kurduğu işte iflas etti. Ticaretin başka boyutlarının da olduğunu öğrenmek hepimize pahalıya mal oldu.
İşi yapmak başka, sunmak başka…
Hele sermayeyi korumak veya arttırmak bambaşka… Bu evreleri atlatırken biz de bedel ödedik.
“Ama çevreme bakıyorum başarmış görünüyorsun…”
“Dışarıdan bakıldığı zaman öyle… Ben de başardığımı düşünüyorum. Ama bu görünen kısım. Buranın her santimetrekaresinde benim ve ailemin alın teri var…”
“Sahi sen gençliğinde kazak bir erkek gibi görünüyordun. Şimdi bütün aileni bu işe dahil etmişsin. Bana göre en büyük başarı bu. Bu işi nasıl başardın…”
“Bu da daha başka bir hikâye… Her gün gazetelerde ezilen, şiddete uğrayan, haksızlık gören kadın haberlerin yanı sıra, bunları ayıplayan, protesto eden, yürüyüşler yapan insanların da haberleri var.
Kadın hakları… kadın Hakları… Kadın hakları…
İyi, bir itirazım yok, kadın haklarını savunanlarda bile şunu görüyorum, kendi ailelerinde bile, kız – erkek ayırımı yapıyorlar. Bana göre kadın hakları kavramını sık kullanmak yanlıştır. Önce “İnsan Hakları” olmalıdır. İnsana olan Hak konusunu ruhunda özümsememiş bir insanın ne kadına hakkına saygısı olur ne erkek hakkına; hatta kendine bile saygısı olmaz…
Evinde insan haklarına saygıyı yaşam biçimi yapmayanın “hak arayışındaki” samimiyetine çok fazla inanmam. Bu onları küçümsüyor anlamına gelmesin. Düşünceleri değil, yöntemlerinin yanlışlığını söylüyorum. Bakın, bir doktor, bir avukat, bir mühendis ne kadar başarılı olursa olsun, iş yerini kurumsallaştırmadıktan sonra, Allah geçinden versin o kuruluşun ömrü kendi ömrü kadardır. Bunlar kişiye bağlı iş kollarıdır.
İYİ VE KÖTÜ GÜNDE… SEVİNÇTE VE KEDERDE…
Ben PVC Doğrama yapıyorum. Piyasa adıyla “PEN” işi. Şimdi benim hiç oğlum olması. Olsa ne olur ki, başka bir meslekten olunca ne fark eder. Bu işi kızlar yapamaz diye bir kural yoktur. Bu yasağı v olumsuzluğu biz kendi zihnimizde oluşturmuşuz. Ben gencim, bana bir şey olursa – Ki Allah Bilir – bu kadar büyük yatırımıma rağmen çocuklarım ortada kalacaktı. Neden? “Çünkü kızlar, PVC işi yapamaz.” Bu kadar sakat bir düşünce olur mu? Ben Güney ve Güney Doğu’da geniş bir alanda iş yapıyorum. İşe gidince eşim ve çocuklarım hemen hemen benden iyi bir şekilde iş yerini idare ediyorlar. Hiç olmazsa benim gibi sinirlenmiyorlar…”
“Hoşuma gitti Çağlar?”
“İşin yararı sadece bu değil abi. Çocuklar, iyi ve kötü günde anne ve babalarının sorunlarından haberdar böylelikle olgun yetişiyorlar. İyiyi ve kötüyü biliyorlar. Biz anne baba olarak, çocukların hem ebeveyni, hem patronu hem de en yakın sırdaşlarıyız. Çocuklarla aramızda kimsenin yıkamayacağı duygusal köprüler oluşuyor. Tatil yaparsak da birlikte yapıyoruz.
KAVGA İLETİŞİMİN BİR BOYUTUDUR
Büyük çocuklarım, haftalıkla çalışıyorlar, iş yerini pırıl pırıl yapıyorlar. Gözüm arkada kalmıyor. Ölsem bile gözüm arkada kalmayacaktır.
“Ailenizde Demokrasi var mı?”
Aramızdaki sevgi ve saygı demokrasi anlayışıyla güçleniyor. Zaten, günümüzde aile içi problemlerin çoğu iletişimsizlikten kaynaklanıyor. Ben rahatlıkla çocuklarımla kavga ediyorum. Onlar da benimle ediyor, bir pencerenin modeli, ölçüsü, iş yerinin açılış ve kapanış saatleri bunun gibi… Kavgamız bitmiyor… Yani sürekli iletişim halindeyiz. Bu huzura ve mutluluğa açılan yoldur.
“Bu işi yapıp ta sadece kızları olanlar konuya daha farklı bakıyor…”
Evet bence o çok kötü bir durumdur. Böyle yaptığınız zaman daha ilk başta kadın – erkek ayırımını siz yapmış oluyorsunuz. Bu ayırımı yapanın, “kadın hakları” savunması çelişki oluyor. Söylemek istediğim budur.
Anneleri ile birlikte çocuklarıma insan olarak değer veriyorum. Ne kadın oldukları için değersiz ne de erkek oldukları için değerlidir… İnsandır, değerlidir. Siz kendi çocuklarınıza bu duyguyu verirseniz, onlar da cinsiyet ayırımı yapmayacaklardır…”
Çağlar – Pınar Tümtanır çifti, kendi çevrelerinde de örnek olmuş bir ailedir.
Onların ortaya koyduğu gerçek; doğal yaşamda kadın erkek ayırımı yoktur. Ayırım, insanların zihninde ve ön yargılarındadır.
“Pınar, senin söyleyeceklerini de alayım.”
“Çağların söyledikleri bizim ortak düşüncelerimizdir. Ancak şunu eklemek istiyorum. Elbette yasalarla, kadına olan şiddet ve haksızlık önlenmeli; ancak sadece yasal düzenleme yetmez. Aileler de çocuklarına “önce insan” olarak bakmalıdır. Ayrımcılık, aile içindeki hatalı eğitimden de gelebilir. Bu konuda anne ve babaları uyarmak istiyorum…”