Büyük Önder Atatürk, Osmanlı’nın çöküşünü daha gençlik yıllarında görmüş ve ülkenin kurtuluşu için öğrenciliğinde kafa yormaya başlamıştır. O asker olarak onlarca cephede mücadele ederken, ülkenin her geçen gün kötüye gittiğini tespit etmiştir.
Sonrasında kader O’nu Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın önderi haline getirdi. 19 Mayıs 1919’da başladığı mücadeleyi 30 Ağustos 1922’de zaferle taçlandırdı. 29 Ekim 1923’te de Cumhuriyet ilan ederek, ülkenin yönetim şeklini belirledi.
Cumhuriyet ilan edilmeden önce 24 Temmuz 1923’de bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş senedi olarak kabul edilen Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Lozan’da barış görüşmelerini İsmet Paşa yürüttü. Ancak her gelişme Büyük Önder’in bilgisi dahilinde gerçekleşti.
Bakmayın siz Lozan’a laf çakanlara, onlar çaresizliklerinden öyle söylüyor. Türkiye açısından (eksikleri olabilir) ama zafer sayılabilecek bir anlaşmadır. Her tarafı işgal edilmiş, yağmalanmış çürümüş bir imparatorluktan genç bir Cumhuriyet çıkarmanın temel taşlarından biridir.
Karşımızda İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve daha bir çok ülkenin temsilcileri varken, devlet adına dahi değil TBMM temscileri adına görüşmeler yapılır.
Anlatılır; İsmet Paşa Lozan’a gider, görüşmenin yapılacağı salona girer ve bakar ki herkes büyük koltuklarda otururken kendisine küçük bir sandalye ayrılır. İsmet Paşa duruma bakar ve “Bu ne” diye sorar. Görevliler “Başka koltuk bulamadık” diye cevap verir.
İsmet Paşa hiç istifini bozmaz;
“Zararı yok bulana kadar bekleriz.”
Çaresiz aynı koltuktan bulurlar.
Bu şartlar altında başlar Lozan görüşmeleri. Başarıyla da sonuçlanır.
Antlaşma imzalandığında Lozan’a İngiltere’yi temsilen katılan Lord Curzon, İsmet Paşa’ya döner ve “Burada size ne vermek istemiyorsanız hepsini aldınız” der.
Lozan bu ülkenin kuruluş senedidir...
Kutlu olsun...
***
24 Temmuz aynı zamanda “Basında sansürün kaldırılışının yıldönümüdür. Tarihi daha eskidir. Bu yıl 103. Yıldönümü...
Ancak ülke bağımsız olmazsa basının bağımsız olması mümkün değildir. Basında özgürlük Cumhuriyet ve demokrasiyle anlamlıdır. Yoksa gerisi hikayedir.
Gerçi günümüzde bağımsızlıktan ne kadar söz edilebilirse basın özgürlüğünden de o kadar söz edilebilir. Basının içinde bulunduğu durumda 24 Temmuz’u kutlamak aslında bir ironidir.
Kutlama değil olsa olsa anma günü olur.
Lozan’ın anlamını kavrayıp, ülkemizi ona göre şekillendirirsek, basın özgürlüğü konusunda da konuşma hakkımız olur...