Memleketin reenkarnasyonu Soma'da yaşanıyor

Sedat Memili özel röpörtaj...

29 Temmuz 2015 Çarşamba 06:00

ÇAKIR: KİTAPLAR EN KISKANDIĞIM NESNELERDİR

KÜRSÜ, SİYASETTEN DEĞERLİDİR

MEMLEKETİN REENKARNASYONU SOMA’DA YAŞANIYOR

Adana Vali yardımcısı ve şu an Karataş Kaymakamlığı görevini de birlikte yürüten Sayın Şükrü Çakı’ı bir kez daha konu etmek durumundayım.

Kitap okuma kitaplarla sürdürülen bir yaşam, okumamızın, sosyal ve kültürel yaşamımızdaki olumlu etkileri vs… gibi birçok konuda küskünlüğümü gidermiştir.

Bundan yıllar önce bir makale yayınlamıştım: “Okumak, Küçülmeyi Unutturur” başlığını taşıyan bu makalemde, okumanın mutsuzluğu, insanı kendinden uzaklaştırması ve daha da ötesi toplumdaki ezilmişliğini unutması konusunda bir araç olduğunu yazmıştım. Bu makalemin tamamını yazımın sonunda tartışma konusu oldun diye köşe yazımda yayınlayacağım.

 

REMZİ YILDIRIM’IN KİTAP DENİZİ

 

Şimdi İLESAM (İlim ve Edebiyat Sahipleri Meslek Birliği)’nin Merkezi olarak bildiğim Sayın Remzi Yıldırım’ın kitapevi’nde bir araya gelişiminden söz edeceğim.

Remzi Yıldırım’ın Kitapevi deyimini beğenmedim; uymadı… gerçekte Remzi Yıldırım’ın Kitap Denizi demem gerekiyor.

Sanatçısını anımsayamadığım bir tablo biliyorum. Köle gemisi, fırtınaya yakalanıp parçalanıyor. Bir siyahi köle, kırık bir teknede denizin içinde kalıyor. Çevresinde devasa dalgalar ve köpek balıkları olduğu halde, “zincirleri kırılıp özgür” kaldığı için yüzünde olağanüstü bir mutluluk tebessümü vardı.

Belki de sığındığı tekne az sonra parçalanacak ve köpek balıklarına yem olacak; ancak kölenin umurunda değil… Artık birkaç dakika dahi olsa özgür kalmıştır…

Kitap denizi içerisinde olmak öyle bir şey…

Evim de Remzi Yıldırım’ın kitap denizi gibiydi. O üst üste yanyana duran kitaplara bakardım.

Kitaplar, sanki beni boğacak dalgalar, parçalayacak ve yutacak köpekbalıkları gibiydi… Kendimi onların arasında yine de özgür ve daha da ötesi “kendim” olarak hissederdim.

Çünkü aynı zamanda o kitaplar beni tutsak eden zincirleri parçalar, sınırları yok eder; uzaklıkları yakınlaştırır, zorlukları yerle bir ederdi.

Bu açıdan baktığım zaman İLESAM’a gitmek hoşuma gidiyor. İç dünyamın yansıması gibi geliyor bana…

Bu hafta Sayın Melih Baki ile Aytekin Gezici’yi de davet ettim. Beni kırmayıp geldiler.

Yeni arkadaşlarla tanıştım: Korkut Daban, Ekrem Ulu (Çukurova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Şube Müdürü) ve Halet beyaz.

Korkut Daban Uzman School Of Englısh’in (Uzman Dil Okulu) kurucularından. İlk kez geliyor. Adana konusunda birikimli ve araştırmaları olan bir kişi. Araştırmasını takdir ettim ama sorunların çözüm yöntemi koşunda ayrı düştüğümüz konular oldu.

Süleyman Bektaş, Gülşen Doğan, Ramazan Bayima ve görmekten her zaman huzur duyduğum Ömer Uluçay.

Sayın Çakır’ın Karataş’tan gelmesini beklerken güzel sohbetlerimiz oldu. Özellikle Remzi Yıldırım’ın anlattığı anekdotlar ilgimi çekti.

Adana’da henüz 12 Milletvekilinin seçildiği dönemler… Kamuoyu Adana’dan bakan atanmayışını eleştirmektedir. Yalçın Öğütcan bu eleştirileri dikkate alarak, 12 milletvekili toplar ve : “Arkadaşlar, aranızdan birini bakan olarak atamak istiyoruz. Ama buna siz karar verin ve bana bildirin” deyip onları bir odaya bırakır ve çıkar. Birkaç saat sonra odadan çıkan milletvekilleri aralarında anlaşamamışlardır ve Adana’dan o dönemde de bakan çıkmaz.

(Tabi şunu söylemedim: demek ki bakanlar gereklilik veya liyakata göre değil, siyasi tercihlere göre atanıyor… Böyle bakanlık olmaz olsun. Demem lazımdı demedim. Çünkü konu Adana ve Adanalının bakış açısıydı.)

Sayın Korkut Daban, öğretim görevlisi olarak Adana’da kendisinin de olduğu bilimsel araştırma ve sonuçlarından söz etti. İlginç çalışmalardı. Sayın Dabak: “Kent Kültürü’nün ekonomik yaşama etkisi nedir?” diye bir çalışma yaptık. Adana’da kent Kültürü’nün olmadığı ortaya çıktı. Adana’da kırılamayan bir ön yargı keşfettik; beğenmediği her şeye bir kusur yakıştırır” dedi ve bu konuda geniş açıklama yaptı.

Kendisi ile en kısa zamanda görüşüp bu çalışmalarını kamuoyu ile paylaşmanın yararlı olacağı düşüncesindeyim.

Bu konular konuşulurken, Sayın Şükrü Çakır geldiler.

Okumanın topluma yaygınlaştırılması konusunda bitmeyen bir enerjiye sahipti. Adana’nın bu sıcağında, Karataş’taki yoğun görevinden kalkıp, Adana’da her tarafı kitap olan kapalı ve sıcak bir ortama gelip, okumanın nasıl yaygınlaştırılması konusunda projeler üretmeye çalışması takdire layık bir davranıştır.

Bizim görevimiz, bu projelerin yaşama geçmesi için üzerimize düşeni yapmaktır.

Konuşmacı olarak masaya geçti; İzmit’ta yapmış olduğu çalışmayı anlattı. Şahsen ben hayran kaldım. Bundan sonrasını aldığım not kadar paylaşmak istiyorum.

KOVANIM YAĞMA OLSUN…

“İnsanoğlu’na 15 yaşına kadar ne öğretirseniz öğretirsiniz; 15 yaşından sonra sizinle tartışmaya başlar. Bu yaştan sonra kendi kendini eğitir. Mesela 15 yaşından sonra dil öğretemezsiniz. Eğitimde yeni şeyler keşfetmek gerek…”

“Eğitim sizin eğitmenize bağlıdır; alır, işler, oyar, keser, biçer, yoğurur, şekil verirsiniz.”

“2.500 Kitabımı, kurmuş olduğum derneğe bağışladım. Şimdi onun Adana’da devamını yapmak istiyorum.” Deyince bu kadar çok kitabı nasıl bağışladınız? Gibi aynı anda sorular oldu. Sayın Çakır öylesine mütevazı olarak Yunus Emre’nin bir deyişinde dize okudu. Ama ben o deyişin tamamını paylaşmak istiyorum.

“Canlar canını buldum bu canım yağma olsun / Assı ziyandan geçtim dükkanım yağma olsun

Ben benliğimden geçtim gözüm hicabın açtım / Dost vaslına eriştim günahım yağma olsun

İkilikten usandım birlik hanına kandım / Derdi şarabın içtim dermanım yağma olsun

Varlık çün sefer kıldı dost andan bize geldi / Viran gönül nur doldu cihanım yağma olsun

Geçtim bitmez sağınçtan usandım yaz u kıştan / Bostanlar başın buldum bostanım yağma olsun

Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin / Ballar balını buldum kovanım yağma olsun…”

Bilimin, bilginin ve kitapların insanlık adına paylaşılması konusunda Sayın Çakır’ın bu tevazuu örnek alınmalıdır.

Saptamalarına devam etti Sayın Çakır;

“Bilim insanlarımız bile bilime değil siyasete inanıyorlar… Prof. Üniversitedeki görevini bırakıp, siyasete atılıyor… Üniversitede bir kürsünün, siyasetten çok daha değerli olduğunu göremiyorlar. Çok büyük bir dram bu...”

“Kulak Hırsızlığı ile kitap yazanlar var. Kendi yazdığından başka kitap okumuyor…”

“Kitap okumak kişiyi, kişilikli yapar. Kitap okuyanlar, kitap okumayanlara göre daha insancıl, adaletli, hoş görülü, anlayışlı ve çözümleyici kimselerdir…”

“Kitap okuma alışkanlığı okullarda, ders kitabı olarak okutulmalıdır. Kitap okumayan toplumlarda işte devamlı basında gördüğünüz kimseler yıldız olur…”

“Gelişmemiş ülkeler, bilimden uzaklaşmanın bedelini ağı olarak ödemektedirler.”

“Bilim, insanlığın hizmetinde olmalıdır. Eğer bilim insanlığın değil de kişi ve kurumların hizmetinde olursa, insanlığın başına büyük belalar açar…”

BİLİMDE RİYA YOKTUR

“Dinimizde riyakâr isen 40 kere namaz kılsan da kabul olma diye bir inanç vardır; dinde riya yoktur. Doğal ortamda bir cismi bırakırsanın dünyanın her tarafında ve her yerde düşer. Su 100 derecede kaynar, 0 derecede donar. Asla riya, hatır, gönül yoktur. İslam ülkeleri maalesef bilimde geri kalmışlardır.”

“IKRA” ANLA DEMEKTİR

“Kur’an bilimi engellemez. İlk ayet “ıkra” dır. “Ikra” sadece “oku” diye anlaşılmasın. “Ikra” aynı zamanda “anla” demektir.

“”Ikra”, oku, anla, düşün, yorum yap, sonuç çıkar demektir. Dikkat edin bu bilimin tanımıyla benzeşir.”

“Fatih’in İstanbul’u fethetmesi bilim ile yakından ilgilidir. Fatih, Makine Mühendisi’dir. Yetmemiş macar Urban’ı transfer etmiştir. Ayrıca siyasi dehası var ve 6 dil bilmektedir. Başarısı tesadüfi değil, bilimseldir.”

SOMA’DA REENKARNASYON YAŞANIYOR

“İnsan emeği kutsaldır. Bakın biz evimizin bodrum katına indiğimiz zaman dahi ürperti geçiririz. Soma’da insan 2000 m derinliğe iniyor ve yeniden gün ışığına çıkıyor. Memleketin reenkarnasyonu Soma’da yaşanıyor. Siz bu emeği nasıl kutsal görmezsiniz?”

Salı Söyleşileri gittikçe yayılıyor.

Not: “Okuma konusuna farklı pencere ile baktığım “Okumak Küçülmeyi Unutmaktır yazım”  aynı gün köşemde yayınlanmıştır.

Doğan Gülbasar’a teşekkürlerimle.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.