Değişen ve ağırlaşan gündem

Dr. Ömer Uluçay yazdı

30 Temmuz 2015 Perşembe 06:05

Paket yazı hazırlayanlar için, yazılar gündemin gerisinde kalmaktadır. Bunun hoş görülmesi gerekir. Bezen kayıt düşmek bakımından, olayların özetle dökümü yapılmaktadır. Arada analiz yazıları da bulunmaktadır. Gündeme göre her konuda konuşmak ve yorumlamak zorunlu olmaktadır. Bu görüşle, sadece gerçek aranmakta ve ona vurgu yapılmaktadır.

Kendi düşüncelerimiz ve öngörülerimiz, umut ve ideallerimiz, gözlem ve anılarımız, okuduklarımız da dile gelmektedir. Hâsılı yazmak, vermek içindir, iyiyi güzeli ve doğruyu bulmak içindir. Eşit ve birlikte, saygı ve sevgi, barış içinde yaşamak ve güzellikleri bölüşmek içindir.

*

Kişiler vardır, hırs ve inatlarına yenik. Ne kadar gizleseler de, başı kumda olsa da gövde meydandadır, kılavuz istemez. Bilimsel inat başkadır; Galilei Galileo dünya dönüyor dedi ve inat etti. Bu bir bilimsel gerçekti, onu bulmuş, ispatlamış ve savunmuştu. Engizisyon mahkemesinde ayağını kuvvetle yere vurmuş ve bağırmıştı “dünya şimdi de dönüyor” demişti. O zaman cezalandırıldı ve çok geçmedi ödüllendirildi.

“Evrenin merkezi dünyadır” denildi asırlarca ve her şey buna göre düzenlenmişti. Kopernic çıktı, bu inancın aksini savundu ve evrendeki gezegenler, “güneş sistemi” olarak adlandırıldı ve güneş “merkez” olarak kabul edildi. Arşimed, “yüzme kanunu”nu bulmuş ve savunmuştu.

Daha başka ilginç keşif ve icatların kabulü ve hatta nebilerin dini tebliğleri de savunma ve sabrı, halkı ikna etmeyi gerekli kılmıştır.

 Vatan savunmasında, yine inatla ve cesaretle ölüme karşı durulmuş ve belki can havliyle ve refleks olarak kaçılır da, siper terk edilmesin diye savaşçı, siperde ayağına pranga vurmuştur.”Cesedim çiğnenmeden geçiş olmaz” denmiş ve yapılmıştır.”Ya ölüm ya istiklal!” denilmiş ve göğüsler kurşunlara siper edilmiş ve şahadet şerbeti içilmiştir. Bunların kabirleri toplum tarafından ziyaretgâh kabul edilmiştir.

*

Bütün bunlara “evet”. Ama “her şey benimle ve benim için!” olursa, denirse, bu bir başkadır. “Bunu sadece ben yaparım, ben olmazsam olmaz” denirse, bunun adı “bencillik”tir “ego-enaniyet” pereseliktir.

Kişinin kendisine inanması, güvenmesi ve tanıması kadar hikmetli ve güçlü başka bir şey yoktur. Kişi kendi gücüne varınca ve bunu kullanmanın usulünü-ahkâmını bilmezse yanlış olur, direnç görür, istenmez olur. ”Güç” iyi de bunun kontrolü şart.

Nitekim deniyor ki “kontrolsüz güç, güç değildir”.

Bu kabiliyet; beraberinde yardımcı, kendisine destek ve toplumda hüsnü kabul ister. Çevresinde toplanmış menfaatçi, şakşakçı, riyakâr, yetenksiz, cesaretsiz kişilere fırsat vermemeli. Gerçeği söyleyenlere itibar etmeli. Asıl hikmet buradadır. Kılavuz “karga” tabiatlı olmamalı. Hikmet odur ki kâmil insan; sohbet ve danışma halkasını gerçek erlerden seçmiş olsun. Danışma ve karar meclisine girerek, kâmilin, sultanın kararını etkilemek veya başarısız kılmak hep görülmüştür.

*

Önderler, liderler de nebiler, kâşif ve mucitler gibidirler. Yeni ve farklı olanın kabulüne direnç vardır. Bazen bu cana kasta kadar gider. Cari olan sistem içinde, makamlar ve menfaatler bölüşülmüştür. Kişiler ve gruplar yerlerini ve gelirlerini korumak için mücadele ederler. Bunların muhalifleri de onların yerine geçmek için her çeşit faaliyette bulunurlar. Bu sınıf, tabaka ve menfaat çatışmasıdır. Toplumsal yaşama geçildiğinden beri bu böyledir.

Arada bazı insanlar, çarkın yönünü, şeklini ve parçalarını değiştirmek isterler. Yönetim sistemi değişirse; mevcutların ıskat olması yanında yenilere yer açılır. Bu değişikliğin neler olduğuna bağlıdır. Dar bir grup yararına yapılacak darbe ve düzenlemeler, toplumda destek bulmaz, direnişle karşılaşır. Çatışmada kazançlı taraf, öncekini ve rakiplerini devre dışında bırakır. Bu despotluktur ve “kuvvet” ile var olur ve yaşar. Düşman yaratır, doğurur.

Toplum yararına sisteme el konulmuş ise; idareci sınıf buna direnir, müttefiklerinden destek ister. Ülkenin menfaatlerini, kendi ikballeri için yabancılarla paylaşır. Toplumu yöneten, artık “sizden birisi” değildir. Bunlar “dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Menfaatlerini ve emellerini, müstevlilerin emelleriyle ve menfaatleriyle tevhit etmiş olabilirler. Bu namüsait şartlar içinde dahi vazifen, ülkeni ve toplumun menfaatini korumaktır”.

Bunun örneklerini, şu “Arap Baharı” denen Ortadoğu’da BOP uygulamasında görmekteyiz.

Türkiye’de sistem tıkanmıştır ve maalesef krizden öte, bir kaosa doğru gidiş vardır. Parlamenter sistemin yavaş çalışması ve sistemin sorunları vardır. Bunların çözümü toplumsal bir ayrışmaya neden olmadan ve anlaşarak bulunmalıdır. Otoriter yöntemlerin zamanı geçmiştir.

Özellikle şu son on yıl içinde, Türkiye yönetimindeki uygulamalar, Cumhuriyetin/devletin kuruluş yıllarını anımsatmakta ve tarih tekerrür etmektedir.”Yeni Türkiye” ve “İstiklal savaşı” denilmekte, Atatürk değil de Mustafa Kemal Paşa izlenmektedir.

Valiler yeniden AKP il Başkanlarına döndürldü. Sıkıyönetimi anımsatan uygulamalar var. Olağanüstü Mahkemeler ve Hâkimlikler, İstiklal Mahkemelerini anımsatmakta. Terörist denilerek muhalifler de tutuklanmakta, paralel yapı denilerek ayıklama yapılmaktadır.

Kemal Paşa, Saltanatın kaldırılmasında birinci oylamada netice alamayınca Mustafa Kemal, “bu karar onaylanacak, yoksa korkarım çok kafalar kesilecek” demiş ve Saltanat ilga edilmiştir.

Recep Tayip Erdoğan, “Başkanlık” istedi, 7 Haziran seçiminde bu sonuç çıkmayınca, aniden IŞİD ve PKK hedeflerine genel savaş açıldı, dağ taş bombalandı, şehirlerde furya halinde muhalifler tutuklanıyor.

Hükümet kurmakla görevli Başbakan Ahmet Davutoğlu, 45 günlük süreyi doldurmak istiyor. Sonrası tekrar seçim/oylama. Ne sonuç çıkacak, belirsiz.

“Başkanlık” çıkması için, 80 Milletvekili ile TBMM’ye girmiş HDP, terör odağı gösterilerek kapatılmak istenmektedir, TSK’nin sınır ötesi hareketleri hakkında muhalefete bilgi verilecek partiler arasında HDP yoktur. Toplum kamplara ayrılmış ve bir iç çatışma durumu yaratılmıştır. Sağduyunun hâkim olmasına ihtiyaç vardır.

*

“Gönüllerin kıblesi” ile “toplumların kıblesi”, “ibadetin imamı” ile “toplumun riyaseti” farklı ve özellikli şeylerdir. Bunlar, matruşka değildir, biri diğerinden çıkmaz. Bunlar birlikte var olurlar. İmamette komut tektir, ya uyarsın, ya gidersin. Herkes; rükûa, secdeye gitmiş, kamete durmuş iken; sen bunlardan ayrılmamalısın, toplum da kabul etmez. Ama bu komut, saf grup içindir.

Riyaset, toplumsal rıza ile olur. Onda muvafığın ve muhalifin hakkı vardır. Uymayanla anlaşmak gerek. Ortak değer yargılarına göre karar almak gerek. Ortak menfaati ve ehil olanı, makul olanı seçmek ve yetkili kılmak gerek. Söylenen ilahi adaleti, toplumunda geçerli kılmağa gayret gerek.

“Benimkiler gelsin” demek ayrılık ve çatışmadır. Bundan herkes zarar görür. Bazen savaş da zorunlu olur. Bunun gerekçesi vicdanlarda yerini almalı ve bulmalıdır.

Herkesin, rahmanı da şeytanı da kendisiyledir. Bilmeyen danışmalı, danışarak adil olana varmalı. Üstünlük takvadadır, sahibi makamı Hak Teâlâ’dır. Emre itaat, şart. Ancak emir adil olmalıdır. İnsaniyette ve İslamiyet’te teslimiyet sadece İlah’adır. İtaat, adil olanadır. Yani kişinin, Müslüman’ın adil olanı savunmak ve istemek hakkı vardır. Bu haklar, sadece Müslüman olanlar için değil ve fakat herkes içindir. İslamın, insaniyet dini oluşunun hikmeti burda saklıdır. Ümmet bir dine inanmış olmaktan başka, bir önderin/kâmilin etrafında toplanmış, adaletli ve katılımlı kararlarla yönetilen farklı inançların birlikte yaşamalarıdır. Nitekim Medine toplumu böyledir. Ötesi, siyaset kapanında dillendirilen siyasal dini söylemlerdir.

Din insan içindir. Din, amaç değil araçtır, vasıtadır. Vasıta, iyi olur da şoför beceriksiz ve maksatlı olursa, yolcu perişandır. Toplum için din, adalet, düzen, eşitlik, dayanışma ve birlikte yaşamak, ahlaklı olmak ve ilahına ibadet etmektir. Hepsinde amaç, “iyi insan” olmaktır.

Mazlum için din, kurtuluş, direniş ve sebat kaynağıdır. Muktedir elinde din, yönetim vasıtasıdır. Bununla insanlara hükmeder. Kılıç, kabzayı tutanın amaç ve tercihlerine göre keser. Yani, dinler tek ve fakat algılar farklıdır. Vesselam

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.