Erdoğan’a haksızlık etmişiz!

Doğan Gülbasar yazdı

30 Temmuz 2015 Perşembe 06:15

AK Parti hükümetine yöneltilen eleştirilerin başında elindeki devlet gücünü muhaliflerini sindirmek, susturmak ve baskı altına almak için kullanması geliyor.

Haklı ya da haksız; birçok basın kuruluşu, işadamı ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi, hatta kulüp başkanı iktidarla kötü olmamaya özen gösterdi, gösteriyor.

AK Parti hükümetleri döneminde hiç olmadığı kadar basın baskı altına alınmaya çalışıldı, işadamları maliye korkusuyla sesini çıkaramaz hale geldi.

Bunun yerel versiyonları da yaşandı, yaşanıyor.

Önceki gün Çukurova Belediyesi Zabıtası, Koza TV’nin binasına adeta baskın yaptı. Aynı baskın Koza TV’nin sahibi olduğu işadamının diğer iki şirketine de gerçekleştirildi. Gerekçe olarak vatandaşların belediyeye yaptığı şikayetler ve Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (BİMER) yaptığı başvurular gösterildi.

Koza TV’nin Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin’e yönelik muhalif yayınları özellikle son dönemde yoğunluk kazandı.

Şimdi bu zabıta baskını karşısında insan ne düşünür?

Tabi ki bu baskınların yayınlardan kaynakları ilk akla gelen şey...

Koza TV’nin yayınları yanlı, yanlış, gerçek dışı olabilir. Koza TV ve kardeş kuruluşlarının yasal olarak açıkları da olabilir. “Bunlara müdahale edilmesin, yasa dışılıklara göz yumulsun” demiyorum. Ancak yapılan uygulama öyle bir izlenim bıraktı ki, sanki Koza TV yayınlarından dolayı cezalandırılıyormuş gibi bir sonuç çıktı ortaya.

Kamu gücünü eline geçirenlerin bu gücü kullanırken çok hassas davranması gerekiyor. Hem zamanlama hem de uygulamanın nezaketi açısından.

Koza TV yaptığı açıklamada olayın bir yayın kuruluşuna baskı anlamı taşıdığını öne sürüyor.

Buna karşın Çukurova Belediyesi ise yasaları uygulamaya çalıştığını iddia ediyor. Bunu yaparken de Koza TV’de her gün 16 saat Soner Çetin’e yönelik haksız eleştiriler hatta hakaretler edildiğini vurguluyor.

Soner Çetin sanki kendini ele veriyor.

Bu sözleriyle yayınlardan duyulan rahatsızlığa bir tepki olarak zabıta operasyonu yapıldığını itiraf ediyor. Eleştirilere şimdiye kadar hoşgörüyle yaklaşıldığı, yasal yollara bile başvurulmadığı belirtilerek, sabredildiği bildiriliyor.

Oysa ki bir yayın kuruluşunun yayınlarından rahatsız olan, haksızlığa uğradığına inanan bir belediye başkanının yapması gereken ilk şey yargıya başvurmaktır. Kimsenin, basının da ayrıcalığı yoktur. Yasalara uygun davranmayan herkes yasalar çerçevesine çekilmelidir.

Kaçak ve hormonlu binalarla mücadele eden bir belediyenin de bu konuda yasaları uygulamak kaçınılmaz görevidir. Ancak dediğim gibi zamanlaması, uygulama şekli ve gerekçeleri Soner Çetin’in Koza TV’yi cezalandırmaya çalıştığı izlenimi vermektedir.

Özgürlüklerden yana olduğunu iddia eden CHP’den seçilmiş Soner Çetin’in bu konuda daha dikkatli olmasını Adanalılar beklemektedir. Biz de bekliyoruz.

Geçmişte AK Parti’ye yapılan eleştirilerin bugün Soner Çetin’e yöneltilmesi fazlasıyla ironiktir. Basını kamu gücüyle terbiye etme yöntemi iktidar tarafından denenmiş, büyük tepkiler almıştır. Soner Çetin’in aynı yöntemi denemeye çalıştığını söylemeye dilim varmıyor ama...

Buradan bakınca yaşananlar Soner Çetin ve Çukurova Belediyesi açısından hiç hoş görünmüyor. Çukurova Belediyesi’nin zabıta operasyonunun  tüm gerekçeleri sağlam zemine oturmuş olsa bile, olanlar hiç içime sinmiyor.

Bu kent, kendisine muhalif gazeteleri cezalandırmak için ilan ve abone şantajı yapan belediye başkanları, hoşuna gitmeyen gazetecilere dersini vermek için de TEDAŞ ve Maliye’nin silah olarak kullanılmasına yol veren Valiler gördü.

Soner Çetin’in böyle anılan bir belediye başkanı olmasını istemiyorum. Çünkü benim tanıdığı Soner Çetin’e böyle bir etiket yakışmaz. Biraz daha özenli olmalı.

Bu konudaki naçizane görüşlerim bunlar.

Dost acı söyler...

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.