Kuşlar da gittti... Yaşar Kemal da gitti... (1)

Dr Ömer Uluçay yazdı

19 Ağustos 2015 Çarşamba 06:20

Yaşar Kemal (6 Ekim 1923, Hemite/Kadirli-28 Şubat 2015, İstanbul), 91 yaşında aramızdan ayrıldı. Anadolu'nun tüm insanlarına armağanlar, anılar, izlekler bırakarak ayrıldı. Her bölgemizi gezdi, gördü ve yazdı. Her yaşta, başta, cinste; fakir-zengin, âlim-cahil demeden hepsinin yaşama sevincini, umut ve ızdıraplarını dile getirdi. Anadolu folklorunu yaşadı, derledi ve anlattı.

Yaşar Kemal, Cumhuriyetle yaşıt olan ömrü içinde, ülkedeki değişimi gördü, inceledi, kıyasladı, seçti ve yazdı. Doğudan-Van'dan geldi, bu kültür içinde büyüdü, sıkıntılarını yaşadı ve güzelliklerine şahit oldu, benimsedi. Doğunun kılamlarını dinledi, arkadaşlarına, Türkçe anlattı. Böylece yaman bir destancı çekirdek oluştu. Kozan Dağındaki Türkmen-Avşar obaları arasında kaldı, Gavurdağında Alevi Kürtlerle kaldı, Binboğalar efsanesinde, Ayışığında Cem Ayinini yazdı. Yaşar Kemal, dağı bayırı gezdi, ağaçları, kuşları, börtü böceği, evcil ve vahşi hayvanları tanıdı, inceledi. Bu dağlardaki eşkıyaların öykülerini dinledi, ölenlere ağıtlar yaktı. Kadın âşıklarla birlikte yas ağıtları yaktı. Buraların Türkülerini, şiir ve manilerini derledi, kitaplaştırdı.

Askerden dönünce öğretmen vekilliği yaptı, köylünün derdini, jandarmanın ve ağanın zulmünü, toplumsal çelişki ve çatışmaları gördü. Bunları ilgili makamlara dilekçe olarak yazdı. Dilekçeler işlem görünce, ünü arttı, Yaşarın da edebiyatı ilerledi. Yaşar kitap okudu, anlatım tekniklerini, yeni sözcükleri öğrendi ve kullandı.

Yaşar Kemal, köylü olarak büyüdü, konuştu ve coştu. Duygusunda riya olmadı, hep ezilenden, mazlumdan yana oldu. Eline imkân geçtikçe fakir-fukara, işçi-köylü yararına kullandı. Şehirde olmakla birlikte, şehri kırsalın hizmetinde gördü. Çukurova'yı, Diyarbakır, Urfa ve Van ovalarındaki yaşamı yazdı. Hikâye ve destanları birbirine uladı. Birini diğeriyle, yoldaş, haldaş, kardaş eyledi. Anadolu'daki tüm etnik topluluklarla barış içinde yaşamayı istedi, bunun mücadelesini verdi. Bu kavimlerin kültürel zenginliklerine ve hasletlerine işaret etti. Birini diğeriyle evlendirdi. Harun ve Karun'dan beri kardeşler arasında hainlik olduğunu da bilir ve adil kalınmasını savundu.

 Türkiye İşçi Partisi içinde, bu sosyal düzeni kurmak ve adil olmak için siyaset de yaptı. İşin ucunun, yani son sözün siyasetçide olduğu gerçeğini gördü ve bunun için dümende bulunmak gereğine işaret etti. Bilmenin yetmediğini, hak ve doğru olanı yapmak için mücadelenin şart olduğunu anlattı. Toplumsal sorunların çözümünde, bir aydın kişi olarak ve tarafını seçerek, barış için gayretli oldu.

Bunlar yetmedi, ekoloji ve faunayı (çevre ve hayvanlar alemini) koruyan eylemler düzenledi, katıldı. Anadolu'nun arkeolojisi kadar doğa verilerinin de önemli olduğunu, korunması gerektiğini anlattı, yazdı.

Yaşar Kemal, ülkedeki modernizasyonu, çarpık kapitalizmi ve bunun olumsuz sonuçlarını, gelir dağılımının uçurumlarını, çalışma koşullarının düzensiz ve sağlıksız oluşunu, emek mücadelesini, sömürüyü, yaşamadaki sosyal farkı, zıtların birliği ilkesinde gözler önüne serdi. Ant Dergisinde, zengin konaklarında ve yalılarından geçtik de, Zincirlikuyu'da yapılmış anıt mezarlarla, Zeytinburnu'nda, Ümraniye'de ve Mamaktaki, Yıldıztepedeki, Kadifekale'deki gecekonduları kıyasladı. Sosyal adalet istedi.

Evet, Yaşar Kemal, daha nicelerini yaptı. Yaptı da sonunda koydu gitti…

Önce kuşları gitti, sonra da Yaşar Kemal. Şimdi orda, "azat-buzat, beni cennet kapısıdaı gözet" der ve gelenlere Cennet kapısını açar olmuş. Sevenlere haber olsun.

*

Yaşar Kemal'in bu engin doğa ve insan sevgisini, adil ve özgür, birlikte yaşama sevincini, eserlerinde görmek mümkün. Bunu ayrıca aramaya bile gerek yok. Baştan sona eserleri böyledir zaten. Onun tuzu kokmamıştır. Arısı gayretli ve peteği dolu baldır. Yeter ki gayretle ona varalım. Ruha gıda olmanın yanında ayrıca derde dermandır bal. Hak edenlere helal olsun.

Yaşar Kemal,"Kuşlar da Gitti[1]" diyor. Bu hacmi küçük, dil akışı fazla bir anlatı örneğidir, harikasıdır, bir destandır. Bilinenin nakli değil de yaratılmışın örneğidir. Bunun içinde müzikal bir armoni, melodi vardır. Sanki bir Kürt Dengbéj oturmuş gece boyunca aralıksız kılam söylemekte, sanki Leyla ile Mecnun anlatılmaktadır.

Eserde, çok az bilinen ve genellikle avcı ve sözlü anlatıma dayanan "kuşçuluk" dolayısıyla çevre dile gelmektedir. Mekânı İstanbul'un Rumeli yakasıdır ve özellikle Marmara sahilidir. Buradaki yöreler ve sonra oluşan Mahalleler, burda yaşayanlar, sosyal düzen, insan ilişkileri, sosyal dramlar şahıslar üzerinden anlatılmaktadır. Tarihi olanla, yakın dönem söze gelmekte, modernizasyonun çevreye yaptığı tahribat anlatılmaktadır. Güzelim ormanların, bağ ve bahçelerin yıkılarak beton blokların dikilmesi, bu şekilde arazinin ranta dönüşmesine karşı çıkmaktadır.

Düşük gelir düzeyli ve özellikle çocukların yaptığı kuş avcılığının Roma, Bizans, Osmanlıdan beri devam ettiğine işaret ediyor. Bu kuş avcılığı, kuş etine tamah etmekten öte, onları "azat"(serbest-hür) etmenin sevinci esasına dayanır. Avcılar; kuşları yemek için tutmazlar, bunları azat etmek, tekrar doğaya salmak için, ibadethanelerin önüne, çarşı ve pazarlara, tren istasyonlarına ve Taksime götürüp, merhamet sahiplerinin bunları serbest bırakmasını beklemektedir. Her kuşa bir fiyat verilerek, şahıs bunu alıp sevmekte, okşamakta, dualar, türküler, ağıtlar eşliğinde doğaya salınmaktadır. Çocuklar da bununla geçinmektedir.

Şehirdeki değişmelerin yanında, insanların davranışlarında da değişmeler oldu. Şimdilerde eski merhametli insanların az bulunduğuna işaret edilmektedir. Kuşlar asıl aktör olmakla birlikte kuşçuların sosyal durum ve davranışları da dile gelmektedir.

Mekânların, şahısların ve kuşların anlatımı bir destandır. Bunu da en iyi yazanı, anlatanı dile getirir.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.