“Vatanseverlik ve Kafa Karışıklığı”

Prof. Dr. Yılmaz Kurt yazdı

24 Ağustos 2015 Pazartesi 09:23


Vatanseverlik ile milliyetçilik kelimeleri arasında bir fark var mıdır? Biz bu iki kelimeyi çoğu zaman eş anlamlı gibi kullanıyoruz.
Vatan ve vatandaş kelimeleri sanki etnisite üstü daha geniş birer ifade. Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Yahudi, Rum hepsi bu ülkenin vatandaşı.
Kemal Atatürk, “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” derken elbette “Türk vatandaşıdır” demek istiyordu.

Türk sözcüğünün sadece Türkiye Türkleri için tahsis edilmesi belki de planlı bir çalışmanın ürünü idi.  Kazaklar, Kırgızlar, Tatarlar için ayrı adlar verilmesinde Rus Toplum mühendisliğinin etkisi inkȃr götürmez.
Tek Parti Döneminin üniter ve otoriter devlet yapısı içerisinde, Kürt Milliyetçiliği de Türk Milliyetçiliği de kendisine istediği gibi gelişme ortamı bulamadı. 1944 olayları ve Türkçülerin tabutluklara atılması yakın zamanlara kadar 3 Mayıslarda Türkçüler Bayramı olarak kutlanıldı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Türkçüler için sonuç bu olunca elbette Kürt Milliyetçileri için durum bundan daha iyi olmayacaktı. Kürt kimliğinin inkȃrı, devletin kendi vatandaşlarını kandırmaya çalışması idi. Ne acı ki buna inanan da daha çok, devletine “baba” diye saygı duyan Türk Milliyetçileri oldu. Kürtlerden de 1975- 1980 arası buna inanan gençler olduğunu ben örnekleri ile biliyorum. Ama Kürtlerin büyük çoğunluğuna Kürt Milliyetçiliği, -ötelenmişliğin ezikliğini üzerinden atabilmek için- bir fırsat oldu. Bu yüzden de dindar Kürtler bile kendi içlerinde Kürt Milliyetçiliğine sıcak baktılar.

Marksist- Leninist çizgide faaliyete geçen Devrimci Doğu Kültür Ocakları ilk zamanlarda bu çizgileri sayesinde Türk Solu içerisinde kendisine yer bulabildi. Ama bu fikri savunan üniversite öğrencisi genç Kürtler’den çoğu kendi köylerine, kendi aşiretlerine bile girip bu fikirlerini anlatamadılar. Aşiret şeyhleri, Aşiret Ağaları bu gençler için “Allahsız Koministler” diyor ve onları aralarında görmek istemiyorlardı.

28 Şubat sürecinde ülkenin dağını taşını, doğusunu batısını baştan başa Atatürkçü- Cumhuriyetçi yapmak istedik. Merhum Ecevit’in başlattığı Doğu’da ve Güneydoğu’da “ağalık” ve “şeyhlik” düzenini yıkmak fikri 28 Şubatta uygulama imkȃnına kavuştu. Ağalık ve şeyhlik zamanla büyük ölçüde yıkıldı, ama yerine ondan daha güçlü ve acımasız bir ağa çıktı. PKK ağalığı. PKK, bu imkȃnı çok iyi değerlendirdi ve Marksist-Leninist kimliğini gerektiğinde ikinci, üçüncü plana iterek Kürt halkını yanına çekmeye çalıştı. Kendisine destek vermeyen, karşı çıkan ağaları ve şeyhleri de bir şekilde hizaya getirdi. En azından susmak zorunda bıraktı. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da aşiret ağaları yok. Şeyhler, Seyyidler, Dervişler, Mollalar (Meleler, Malalar) yok. Her şeye hükmeden, devletin yerine kendisini koymaya çalışan bir PKK var.

 9- 10 köyü olan toprak ağası, aşiret ağası, kadim Kürt hanedanından gelen Ağa artık PKK’nın bir neferi olarak köylerini şeklen de olsa elinde tutabiliyor. İtiraz eden imam, sesini yükselten mele sabah namazına giderken infaz ediliyor. Artık “faili mechuller” bu bakımdan bir şikȃyet konusu değil.

Türk Milliyetçiliği denilince tüyleri diken diken olan Türkiye entellektüeli, ilericilik adına, insanlık (humanity)  adına Kürt Milliyetçiliğine alkış tutuyor. Hatta ve hatta PKK terörüne bile kılıf bulmaya çalışarak insanların aklı ile, bilgisi ile alay etmekten çekinmiyor.

Peki bunlara karşı Türk Milliyetçileri ne yapıyor? Büyük bir çoğunluk samimi olarak durumdan endişe ediyor.  Akan kanlara, toprak olan canlara samimi olarak üzülüyor ve buna yol açanları -hiçbir parti gözetmeksizin- kınıyor, lanetliyor.

Türk Milliyetçileri ve Kürt Milliyetçileri daha akılcı, daha yapıcı davranabilirler. Kan ve ateşten sadece mutsuzluk ve gözyaşı doğar. Bu ülkenin günahsız gençleri toprak olur. Bu ülkenin ekonomisi zarar görür. Halk daha fakirleşir. Silah tüccarları servetine servet katar.

Akıl sahibi, samimi insanlar için yol birdir. 1.000 yıldan beri barış içinde yaşayan Türkiye halkları yine barış içerisinde yaşamaya mecburdur.  Bu bir gerçekliktir. Bu gerçekliği Türk Kürt, Arap, Laz, Çerkes herkes kabul etmek zorundadır. Bunun da temel şartı “DEVLET ÇATISI”dır. O çatı olmadan halk huzur ve güven içinde olamaz. Refah ve saadet içerisinde olamaz.

80 milletvekili kazanmış olmanın sarhoşluğu artık yerini Türkiye’nin gerçeklerine bırakmalı ve günahsız insanların boş yere ölmesine daha fazla yol açmaktan kaçınılmalıdır.

Türk Milliyetçileri çok iyi biliyorlar ki bu vatan bizim anamızdır. Ana, namustur. Namus sokakta bırakılamaz. Sebep ve şartlar ne olursa olsun. Bunun hiçbir mazereti, hiçbir gerekçesi olamaz. Çözüm sürecini başlatanlar çare bulsunlar demenin hiçbir aklı ve hiçbir mantığı yoktur. Peki bulmazlarsa, bulamazlarsa ne olacak?

 Devlet kişilerle, devlet partilerle kaim değildir. Kişilere olan düşmanlığı abartarak anamızı, namusumuzu sokak ortasında bırakamayız.

Milli menfaatler, milli birlik gerektirir. Bunun asgari şartı ise milli meseleleri, günlük politikaların üzerinde görmektir. Birbirimize saygıda asgari oranda bile  olsa kusur etmemektir. Bu kafa karışıklığını önlemek için tek çıkış yolunun bu olduğunu düşünüyorum. 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.