AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet DAVUTOĞLU'nun temiz bir insan olduğuna inancım tam. Akçeli işlere girmeyeceğini biliyorum. Geleneksel siyasetin para odaklı pis yanına hiç uğramamış hatta oradaki mekanizmanın nasıl işlediğini de bilmiyor. Temiz bir ailesi var. Adana’daki akrabalarını 20 yıldır tanırım. Bundan dolayı temiz bir sülalesi de var diyebilirim.
AK Parti’nin 2002 yılında kurulan Erdemliler ittifakı olarak ismi anılan partinin, 2015 yılında geçmişiyle alakası kalmadığını biliyor. 17-25 Aralık sürecinin partiyi tahrip ettiğini hatta birçok yetkili partili ve parti tabanında yolsuzluğu meşrulaştıran, helalleştiren bir etki yarattığınında farkında. İçinin kaynadığını, isyan ettiğini seziyorum. Öyle konuşmalar yapıyor ki saf yanını net olarak görebiliyoruz. İmar değişikliği rantının haram olduğunu söylüyor, AK Parti’nin kutlu bir dava olduğundan bahsediyor, makam mevki peşinde koşanların AK Parti’de yer alamayacağını ifade ediyor. Metafizik kaygılardan dem vuruyor. Ben bu konuşmalarının hepsinin samimi olduğuna inanıyorum, lakin birçok AK Partili belediye başkanı ve etrafındaki genel merkez kurtları bıyık altından gülüyor. Ahmet DAVUTOĞLU tam anlamıyla bir dram yaşıyor.
2002’ye dönme çabasını son kongrede de gördük. İmkansıza oynuyor ama çabalıyor. Ahmet DAVUTOĞLU'nun kongredeki izlerine baktığımız zaman, toplumda AK Parti’den en fazla şikayet eden alanları tamir gayreti içerisinde olduğunu net olarak görüyorum. Etik ve erdem komisyonu önemli bir öze dönme çabası. Çünkü AK Parti bu konuda ciddi anlamda sınıfta kaldı. Yeni kurulan iki yeni Genel Başkan Yardımcılığı resmen itiraf gibi. İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı kurması, bu alanda yapılan eleştirilere olumlu bir yanıt olarak kendini gösterdi. Gezi sürecinde başlayan, Karadeniz yaylalarına kadar uzanıp, HES protestolarında tezahür eden toplumsal tepkiye, DAVUTOĞLU hak vererek çevreden sorumlu yeni bir birim kurması, içindeki çığlığın bence yansıması.
Yukarda zikrettiğim fotoğraf DAVUTOĞLU'nun yaratmaya çalıştığı AK Parti vizyonu. Ancak AK Parti sadece DAVUTOĞLU'ndan müteşekkil bir dinamik değil. Sarayın müdahalesi ve politikaları etkileyici değil hala belirleyici konumda. Bu durum AK Parti’yi kurumsal anlamda da kafası karışık bir yapıya itti.
Birbirinden farklı ve çelişik onlarca doğru ve onlarca yanlış var. 17-25 Aralık operasyonuna darbe süreci diyorlar ancak mecliste 4 Bakanı aklıyorlar. Lakin bu 4 kişinin iadesi itibarını kongrede iade etmiyorlar. Madem bu bakanlar AK Parti’ye göre temiz ise Muammer GÜLER, Egemen BAĞIŞ, Zafer ÇAĞLAYAN, Erdoğan BAYRAKTAR neden MKYK listesinde yer almadı?
Ak Troller, havuz medyası, AK Parti’nin himayesindeki köşe yazarları hergün Hürriyet gazetesinin teröre yardım ve yataklık ettiğini anlatıyor. Kongrede Zaman, Sözcü, Taraf gibi gazeteler akreditasyona tabi tutulurken, Doğan grubunun gazete ve televizyonları kongrede yer alıyor. AK Parti sözcüleri demeç vermek için sıraya giriyorlar. Hani bu adamlar teröristti?
Hürriyet gazetesinin basılması olayında Başbakan Ahmet DAVUTOĞLU, İçişleri Bakanına gerekenin yapılması için talimat veriyor. Ancak gelin görün ki, kongrede baskının lideri boynu kalın milletvekili divan üyesi oluyor. Ahmet DAVUTOĞLU Abdullah GÜL'ü kongreye getirmek için çabalarken, MKYK listesinde GÜL'e yakın tek bir kişi bulunmuyor. DAVUTOĞLU AK Parti'yi 2002 ruhuna geri döndermeye, kirlerinden arındırmaya çalışıyor. Akıbeti ne olacak sorusu hala cevaplanmış değil. Daha dün adı Cin Ali'ye çıkmış olan Bin Ali YILDIRIM üzerinden tehdit edildiği iddiası orta yerde duruyor. Naif ve temiz kişiliği bir yerde dama diyecektir. İkinci Erdal İNÖNÜ isyanını ve terkedişini Ahmet DAVUTOĞLU'nun şahsında görüyorum.
Saray kazanacak.