İçi boş üniversite kurulurken içi dolu fabrikalar satıldı…
Birinci bölümde Türk Devletleri’nin Ortak Yıkılış nedenlerinin ilk beş maddesine kabaca bakmıştık.
EĞİTİM İLE; ÖNCE ‘AİLE’ YOZLAŞTIRILMALIDIR (?)
ALTINCI NEDEN: Eğitim düzeyinin düşük olması. Bu üzerinde titizlikle durulması gereken en önemli nedenlerden biridir. Eğitimsizlik sonucu halka egemen olan, bilim, mantık ve yaratıcı düşünme yöntemleri değil; bilgisizlik, kıskançlık, geçimsizlik ve güvensizliktir.
Cehaletlerin en tehlikelisi, eğitim ile kazanılandır.
Kişi doğuştan cahil değil, bilgisizdir. Eğitim ile bu kişi ya ilim irfan sahibi ya da cahil yapılabilir.
Emperyalizmin merkezi dünyayı ele geçirmek için23 maddelik bir liste yapmıştır. (Konumuz olmadığı için detaya girmiyorum) Bu listenin 10. Maddesi eğitim ile ilgilidir. “Halkın ahlaki değerlerinin yozlaştırılması..”. Madde budur. Bunun için kullanılacak araç ise başta ünlü yıldızlar. Bu yıldızların bilerek veya bilmeyerek yaptıklarıyla Aile ve evlilik kavramları çökertilecek. Aile içinde dejenere edilmiş cinsellik, uyuşturucu kullanımı ve uygunsuz konuşma tarzı teşvik edilecektir. Şimdi bana şunu söyleyin, kadın mı erkek mi olduğunu çoğu kişinin bilmediği bir yaratık, hala apış arasını eliyle tutarak, mahalle aralarında sıradan insanların söyleyebildiği şarkılar ile dünyayı sarstı. Bu insanların çılgınlaştırılması değil de nedir? İçinde, müziğin, estetiğin, asaletin kırıntısı bile olmayan bağırarak tepinme bütün televizyonları meşgul etti.
.gif)
Bu sonuçlar, eğitimle cahilleştirmenin acıklı sonuçlarıdır.
Adana’da Suna Kan’ı, Kani Karaca’yı, eli öpülesi Abdurrahman Yağdıran’ı, Halil Atılgan’ı bilmeyen gençlik, ne idüğü bellisiz bir yaratığın kontrolü altına giriyor. Eğer sadece bir kaçını anımsattığım sanatçıları tanımış olsaydı, zihnini böyle zehirli bir ahlaksızlıkla doldurmazdı.
Okulların kalitesizleştirilmesi, bir devletin içten çökertilmesidir.
Kaliteyi öğrenim kurumu sayısıyla ölçen sakat bir zihniyet ile karşı karşıya kaldık. Şu an hemen hemen her ilde ve bazı ilçelerde üniversiteler açıldı. Aslında bunlara üniversite dediğimiz zaman gerçek üniversitelere de saygısızlık yaparız.
Bu gün Türkiye’de 76’sı vakıf 114’ü devlet olmak üzere 190 üniversite vardır.
Bir yanda içi boş üniversiteler kurulurken, diğer yanda içi dolu fabrikalar tek tek yıkılıyor. Satılıyor. Elden çıkarılıyor.
İMAMDAN MÜHENDİS ÜRETMEK EĞİTİM CİNAYETİDİR…
Bu kadar üniversiteye karşılık, kaç bilimsel araştırmaya imza atıldı. Bırakın bilimsel çalışmaları, bilim yapan kurumlar bile kalitesizleştirildi.
İmam Hatip okulları, insanlara aydınlık bir gelecek vermek için değil, karanlık üretmek için bu kadar çoğaltıldı.
Mühendis olanlar mühendislik eğitimi alır. Tıp doktoru olmak isteyenler, Tıp eğitimi alır.
Hukukçu olmak isteyenler hukuk eğitimi alır. İmam olmak isteyen de imamlık eğitimi alır.
İmamdan mühendis üretmek, eğitimi katletmektir. Tersi de devlet yöneticisinden imam üretmek te aynı tür bir cinayettir.
ZAFER, İRADEYİ TESLİM ALMAKTIR
Zafer, ülkeleri yakıp yıkmakla değil, iradeyi teslim almakla mümkündür. İradesini teslim etmemiş bir halk, ülkesi yıkılmış olsa bile savaşı kaybetmemiştir.
Eğitim sistemi, halk iradesini felç etme üzerine kuruludur. Üretime hiç katkısı olmayan kişiler (ki bunun da farkında değiller) tüketerek, üstelik gelirleriyle orantısız yaşamaktadırlar. Ne ile, yabancı bankaların kendilerine verdiği kredi ile…
Bir ülkede eğitim nasıl çürütülür, ahlak nasıl bozulur, kişiler nasıl verimsiz hale getirilir. Üretkenlik ve yaratıcılık nasıl yok edilir gibi konuları araştıranlar, 1980 sonrası Türkiye’sinde bol bol malzeme bulacaklardır.
Türk eğitim sistemi, savaşsız teslim edildi. Çocuklarımızın beyinleri, gelecekleri ve yaratıcılıkları, liyakatten uzak kişilere teslim dildi. Bu öngörüsüz, ufuksuz kişiler, bi’at ettikleri kişilerin emrine göre müfredatları sürekli değiştirdiler.
Eğitimciler buna “sonuç odaklı eğitim” diyorlar. Buna göre yetişen çocuklar ve gençler, Türkiye’nin binlerce yıllık devlet olduğunu, hiçbir detay bilmeden öğrenecekler.
Tarihimiz ve kültürümüz hakkında en ufak bir fikre sahip olmayacaklardır. Fizik, kimya gibi fen derslerinden uzak, boyutsuz ve yorumsuz hale getirilen zihinleri ha bire gereksiz bilgilerle doldurulacaktır. Sanki dünyadaki olayların birbiriyle bağıntısı yokmuş, birini sonucu diğerinin nedeni değilmiş gibi, her ilişkiden kopuk olarak yetişmektedirler. Böylesine kontrol altında olan bir eğitim sisteminde bilimsel araştırma yapılmasına geçit olabilir mi? Asla olamaz.
Sistem böyle olunca acıkan her okul, aydınlığı değil, tam tersine karanlığın merkezini temsil etmiş olacaktır.

YENİ TÜRKİYE: AHLAKSIZLIĞIN MEŞRULAŞTIRILMASI
YEDİNCİ NEDEN: Halkın kendi derdine düşmesi, sorunlarıyla boğuşması nedeniyle yorgun düşmesi… Altıncı nedenle yakın bağlantılıdır. Günlük geçim kavgası ve kaygısında tek başına bırakılmış insan, bu yoğun çabası ve boğuşmasında o denli yorgun düşmektedir ki, artık siyasal olay ve gelişmelerin aktif bir unsuru değil seyircisi olmayı tercih eder. Şimdi bu noktada AK Parti’nin etik olup olmadığı tartışılan bir uygulaması devreye girdi: Sosyal yardımlar
Bizim kendi kültürümüzde 25-30 yıl önce asla kabul edemeyeceğimiz ahlaki çöküntüler, yolsuzluk, hırsızlık, ihale ayrıcalığı, partizanlık artık reddedilmeyen ve sanki olağanmış gibi gelmeye başladı.
Toplumdan tecrit nedeni olan bazı konular neredeyse artık kabul edilebilir duruma geldi.
“Yeni Dünya Düzeni” denilerek alt üst edilen dünyanın dengesi, ülkemizde “Yeni Türkiye Düzeni” olarak yıkım faaliyetine başlamıştır.
PARAYI ÇALAN BELLİ: ÖDEYEN HALK
“Yeni Türkiye” adındaki zehirli çiçek açmış ve yine zehirli meyvelerini vermeye başlamıştır. Kafası darmadağın edilen halkım “akıl tutulması” içindedir. Kavramları birbirine karıştırdı ve boyutları kaybetti. Olaylar o denli hızlı akmaya başladı ki olaylar arasındaki ilişkiyi kaybetti.
Örneğin Krom Madenlerinin işletme hakkının devredildiği zaman ile, terörüz zamanının neden kesiştiğini fark edemiyor; veya, eğitim sisteminin bu denli bozulması ile yer altı ve yer üstü kaynaklarımızın elden uçup gitmesi arasında bir ilişki kuramıyor.
Şirketlerin Petrol İstasyonları için öldüğünü kavrayamıyor; çünkü günlük geçim kavgası içerisinde beyni yanlış bilgilerle bombardıman edilmektedir.
Günlük geçim kaygısına düşmesi ve gittikçe fakirleşmesi ile TEKEL’in özelleştirilmesi arasında bir bağın oluşabileceğini tahayyül edemiyor. Demir çelik, maden ve ağır sanayinin kendi serveti olmasından çıkıp, yabancılara satılması, bankaların, sigorta şirketlerinin ve hatta müzik anlayışı ile yeme içme alışkanlıklarının esir alındığını göremiyor…
Bu yüzden Köftecilik yapan, inşaatlarda çalışan Kürt’e saldırıyor bu yüzden kendi mezhebinden olmayana düşman… Aslında düşman olarak gördüklerinin, düşmana karşı verilecek olan savaşta en yakın kaderdaşı olduğunu/olacağını bilmiyor.
Hatta bu düşmanlıklara neden olan olgunun esasına bile inemiyor.
Basit bir konuyu paylaşmak istiyorum; 1950’li yıllarda “Marshall Yardımı” ile ilk kez ciddi boyutta yabancı yardımı aldık. (yani halk almadı birileri aldı) Bu paranın büyük bir bölümü, otoban ve asfalt yollar yapılma koşuluyla Türkiye’ye verildi. Atatürk “Yollar bir yurdun can damarıdır” demiştir. “Yol” demiştir Atatürk, “Otoban veya Bölünmüş Duble Yol” demiştir. Atatürk’ün kast ettiği yol içinde, karayolları, deniz yolları, tren ve deniz yolları da vardı.
Ben borca aldığım parayla asfalt yol yaparken, deniz yollarındaki kabotaj hakkımı bile neredeyse devredecek.
Bu otobanlar neden? Otomobil üretmem engellenirken, otoban için alınmış kredi ve faizlerinin yaşamında otomobil sahibi olması hayal olan kimselerce ödetilmesi bir hak mıdır?
Esareti ve soygunun başka tarifi var mıdır? Varsa söyleyin.
Neden, borç alınmış parayla lüks otobanlarda, lüks otobüs ve otomobiller türedi?
Kendi paramızla, Tren Yolları inşa etseydik olmaz mıydı?
Petrol üretmeyen, oto sanayi gelişmemiş bir ülkenin borç parayla otoban yapması, kendi halkını ve ülkenin ekonomisini savaşsız teslim etmesi demektir.
Kendi gücümle tren yolları inşa etseydim; halkım şimdi kömür ve erzaka muhtaç hale düşmezdi.
Dış borcu alıp cebe indiren birkaç aile ama ödeyen halktır.
Bütün siyasiler için söylüyorum, borca alınan para ile yapılmış yollarla övünmez, köklü bir cehaletin sonucu değilse, köklü bir aymazlığın sonucudur.
