YAŞAR KEMAL´DE ÜÇ GELİŞİM EVRESİ
Dr.Ömer Uluçay
İkinci Cihan Savaşından sonra, Avrupa ve Rusya harap durumdadır. ABD, Rusya'nın Doğu Avrupa Devletleri üzerindeki ideolojik baskısını "Demir Perde"yi görür ve buna tedbir olarak Truman Doktrini ile Marshal Planını devreye sokar. Bir yandan Rusya ihata edilir ve çevresinde "Yeşil Kuşak" oluşturulur, NATO, CENTO devreye sokulur. ABD taraftarı ülkelerin sosyal kalkınması ve toplu savunması için Batı Bloku oluşturulur, BM kurulur.
Hitler yönetiminde saldırgan Nazi Almanya'sı yenildikten sonra, Rusya'daki Komünist Sistem, Batı ittifakı için "tehlike/tehdit" olarak görülür ve Rusya'ya karşı cephe oluşturulur.
Türkiye'de Mustafa Kemal Devri kapanmış ve yerine Milli Şef İsmet İnönü Türkiye'yi idare etmektedir. Savaşın son dönemlerine kadar, taraflar arasında denge politikası yürüten İnönü, sona doğru Almanya'ya karşı savaş ilan etmiş ve Batı Bloku'na katılmıştır. Kısa süre sonra da Almanya teslim olmuştur, Türkiye fiilen savaşa iştirak etmemiş ve ancak diplomatik olarak resmen taraf olmuştur.
Bu yeni dönemde, Marshal Planı ile ABD, üretimin arttırılması yönünde isteyen devletlere yardımda bulunmuştur. Türkiye de bu yardımlardan nasiplenmiş ve özellikle tarımda mekanizasyon/Modernizasyon dönemi başlamıştır. Bu dönemde bilhassa Traktör, biçer-döğer makineleri dikkat çekmiştir. Daha çok tarla sürülmüş ve ekinler biçilmiş, ürün/tahıl ambarlara konulmuştur. Rekolte artmış, tohumlar ıslah edilmiştir. İhtiyaca göre makineleşme yaygın duruma gelmiştir. Öküzün, karasabanın, yabanın dönemi geçmiş, su değirmenlerinin yerini un fabrikaları almıştır. Ekmeği; ocaklar yerine fırınlar ve fabrikalar pişirmektedir.
Modernizasyonun bu olumlu etkileri yanında, sosyal dokuyu, çalışma ve geçinme koşullarını değiştiren ve hatta yok eden gelişmeler olmuştur. El tezgâhlarının, atölyelerin yerini, fabrikalar; çerçi ve bakkalın yerini büyük mağazalar, bonmarşeler, büyük alış-veriş çarşıları almaktadır. Böylece, köylünün büyük kısmı işsiz kalmakta, iş umuduyla şehirlere gelmekte, düşük yevmiye ve gayrı sıhhi şartlarda, uzun süre fabrikada, inşaatlarda çalışmak zorunda kalmaktadır.
Yaşar Kemal, bu dönemde otuzlu yaşlardadır ve gelişmeyi Çukurovada yaşamakta, gözlemlemektedir. Tarım işinde bizzat çalışmış, Çukurova toprağını tanımıştır. Irgat puantörlüğü, çeltik tarlalarında su çavuşluğu, mahkemelerde dava-vekilliği yapmış, köylünün yaşam koşullarını, birbirleriyle, ağa ve beylerle, hükümetle olan ilişkilerini ayrıntılarıyla tanımıştır. Köylerini gezmiş, türkülerini derlemiş, âşıklık yapmış, âşık olmuş, kavgaları görmüş, doğayı tanımış, ağaçları ve yeşillikleri incelemiş, bunların isimlerini yazmış, öykülerini derlemiştir. Kuşlarını, hayvanlarını, mevya ve sebzelerini incelemiş, tatmıştır. Örf ve adetlerini yaşamış, incelemiş ve bunları değerlendirmiş, başkalarıyla kıyaslamıştır. Farklı kavimlerin, dillerinden haberdar olmuş, inançlarını incelemiş, örnek karakterleri saptamıştır. Bunların yanında coğrafyayı, dağı-bağı, akarsuyu, yalakları, yarları, vadileri, kaynak çeşme ve kuyuları incelemiştir. Çukurovada ki tarihi eserleri, öykü ve efsanelerini incelemiş, bunları eserlerinde dile getirmiştir.
Görülüyor ki Yaşar Kemal bir Çukurova ansiklopedisidir.
Yaşar Kemal başlangıçta, yerin, havanın, mevsimin, insanların, bitki ve hayvanatın, ne gördü ve duydu ise onun, hayal ettiklerinin resmini çekmektedir. Bölge insanının dilinden, üslubundan ve sözcüklerinden, şiir gibi kâğıda resmetmektedir.
Bunlar sadece tespittir. Modernizasyon hızla ilerlemekte, gelir farkı ve işsizlik hızla artmaktadır. Çok Partili sistem olunca, sessiz kitle artık dile gelmektedir. Sadece fotoğraf çekmek yetmiyor. O zaman sorunlara çözüm önerileri sunmak zorunlu. Tedbir ve isteklerin bir kısmı, muktedirlerin hoşuna gitmiyor ve yasaklanıyor. Eşitlik, herkese iş, sağlıklı ve süreli çalışma, iş güvencesi, ücretli izin, gelirin adil bölüşülmesi, verginin adil olması, işçinin topraklandırılması ve devletçe desteklenmesi gibi öneriler tehlikeli bulunuyor ve bunu diyenler takip ediliyor, hapsediliyor. ABD'nin antikomünist politikaları hemen benimsenerek, sosyal hakların verilmesini önerenler "komünist" denilerek damgalanıyor, hapsediliyor, tecrit ediliyor. İş bununla da kalmıyor; sosyal ve insani haklar isteyenler için, "bunlar dinsizdir, ana-bacı tanımazlar" deniyor. Sosyal adalet isteyenler, bu suçlamalarla etkisiz duruma getiriliyor, zulümlere maruz kalıyorlar.
Vatandaş uykunun rehavetindedir, kendileri için istenenleri anlayıp özümsemek yerine, sözcülüğe soyunmuşları dışlamaktadır. Sosyal adalet istekçilerini itibarsızlaştırmak için resmi ve sivil kuruluşlar el-eledir. Toplantılarda bunlar Rus casusları olarak damgalanmakta, vaaz ve hutbelerde bunlar lanetlenmektedir.
Bu dönemde köyden-şehre göç hızla artmıştır. Büyük şehirlerin etrafında "gecekondu" mahalleleri kurulmakta, çarşıda "amele pazarları", "yevmiyeci kahveleri" oluşmaktadır. Kazmayı, küreği, orağı, malayı, metroyu eline alan buralara doluşmakta ve bir müşteri-işveren beklemektedir.
Bu toprağa cansız ekilince can verendir, suyu görünce bulgur pilavına dönendir, sarı sıcakta fırın külü gibi yakandır, suyu sıcakkandır. Sinekleri insan etini kerpeten gibi çekendir. Bunun yanında iş-veren, aş-verendir. Fakir-fukaranın geçim kaynağı, ağaların-beylerin zenginliğidir. Bire bin verendir. Envai çeşit börtü-böceğin yatağıdır, kekliklerin, turaçların, geyiklerin, turna ve kazların, kırlangıç ve yarasaların, baykuş ve boz kartalların, şahin ve doğanların mekânıdır. Âşıkların, yiğitlerin, erlerin vatanıdır. Birçok medeniyetin beşiği, farklı uygarlıkların anasıdır. Herkese kucak açmıştır, üzerinde yaşayanların anasıdır, bunları emzirmektedir.
Çukurovada zulüm çoktur. Fakat direnmek ve yiğitçe hak istemek hiç de az değildir. Çukurova'nın yüce dağları Dadaloğlu'na, Gündeşoğlu'na ve nice İnce Memed'lere mekândır. Değişen zaman içinde, İstasyon Meydanı ve Dörtyol Meydanı her fikre, düşünceye tanıktır.
Yaşar Kemal, bütün bunların tanığı, tanıdığı.
Dahası da var…